Bilim insanları zekâ ile ilişkili 22 geni tanımladı.

Francis Crick ve James Watson 60 yıldan daha da uzun süre önce -daha çok DNA olarak tanınan- deoksiribonükleik asidin, çift sarmal yapısını keşfettiler. Bugün, bir Netflix aboneliği fiyatına, soyunuzu ve yatkınlıklarınızı öğrenmek amacıyla DNA’nızı inceletebilirsiniz. Yine de, DNA’nın anne-babadan yavruya aktarımının kalıtsallığın biyolojik temeli olduğu gerçeği inkâr edilemez olsa da bizi biz yapan spesifik genler hakkında nispeten az şey biliyoruz.

Bu bilinmezlik durumu, genetik çapraz ilişki çalışmaları Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları -kısaca GWAS- aracılığıyla hızla değişiyor. Bu çalışmalar insanların genetik yapısıyla (genotipleriyle), görülebilir özelliklerindeki (fenotiplerindeki) değişime ilişkin farklılıkları araştırıyor. Yakın zamanda Nature Genetics’te yayımlanan bir GWAS’da, dünyanın dört bir yanından gelen bir bilim insanı ekibi, 78308 kişiyi DNA dizilimlerini, DNA dizilimlerinin IQ testleriyle ölçüşmüş genel zekâlarıyla ilişkisini bulmak adına analiz ettiler.

Araştırmanın temel amacı, zekâ testi puanlarıyla anlamlı şekilde ilişkilendirilen tekli nükleotit polimorfizmlerini (veya SNP’leri) tanımlamaktı. Vücuttaki birçok hücrede bulunan DNA, sitozin (C), timin (T), adenin (A) ve guanin (G) organik bazları tarafından belirtilen nükleotit denen dört molekülden oluşur. Bir hücre içinde DNA, kromozomlar olarak adlandırılan yapılara dönüştürülür. İnsanlar normalde 23 çift kromozoma sahiptir ve her bir çiftteki bir kromozom, bir ebeveynden miras alınmıştır.

Bir SNP (veya “snip”) belirli bir kromozomal bölgedeki, insanlar arasında farklılıkları gösterebilen bir nükleotittir. Örneğin, bir kişi nükleotit üçlüsü olarak TAC’e sahip olabiliyorken, bir diğeri TCC’e sahip olabilir ve bu varyasyon insanların zeka gibi özelliklerinde olan değişimlere katkıda bulunabilir. Genler daha uzun nükleotit dizilerinden oluşur ve proteinlerin -yaşamın temel yapı taşlarının- oluşturulması için var olan talimatlar rolünü oynarlar.

Analiz edilen 12 milyondan fazla SNP’nin 336’sı zekâ ile önemli derecede bağlantılı 22 farklı geni içeriyordu. Bu genlerden biri, nöronların büyümesinin düzenlenmesinde yer alırken, bir diğeri zihinsel engellilik ve beyindeki atardamarlar ve toplardamarlar arasında oluşan anormal bağlantılar (serebral malformasyon) ile ilişkilidir. Birlikte, SNP’ler zekâ konusundaki farklılıkların yaklaşık % 5’ini oluşturuyorlardı – zekâ hakkındaki son GWAS’a oranla neredeyse iki kat artış oldu. Araştırmacılar daha fazla SNP numunesi inceledikçe, 30 genin daha zekâ ile bağlantılı olduklarını keşfettiler.

Sonuçların tekrarlanabilirliğini doğrulayabilmek için, bilim adamları daha önce DNA testi yapılan yaklaşık 200.000 kişilik bağımsız bir numunede ,336 SNP ile eğitim seviyesi (zeka ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğu bilinen bir değişken) arasındaki korelasyonları test ettiler. %99’unda SNP’ler, zekâ gibi eğitimle aynı yönde ilişkilendirildi. Bu bulgu, zeka ile ilişkili SNP’lerin yanlış pozitif olduğuna -başka bir deyişle şans eseri olduğuna- dair endişeleri gidermeyi sağlıyor. Daha da önemlisi bu bulgu, aynı birtakım işlemlerin zekâ ve öğrenmenin temelinde bulunduğunu da ortaya koyuyor. Yazarlar, bulguların “insanlarda en çok araştırılan özelliklerden biri olan zekânın altında yatan moleküler nörobiyolojik mekanizmaları anlamak için başlangıç noktaları sağladığı” sonucuna vardı.

Bilişsel sinirbilimci Richard Haier’ın yeni mükemmel kitabı The Neuroscience of Intelligence’da bahsettiği gibi, diğer zekâ araştırmaları da moleküler genetik analizleri ve beyinsel görüntüleme yöntemlerini birleştiriyor.

1583 ergen deneğin kullanıldığı bir araştırmada manyetik rezonans görüntüleme (M.R.) ile yapılan ölçümlere göre araştırmacılar sinaptik plastisitenin içerdiği, hem zekâ testi sonuçlarıyla hem de korteks kalınlığıyla önemli ölçüde bağlantılı olan, bir SNP buldular. Hayvan araştırmasında, diğer araştırmacılar zeka için önemli olabilecek nöronları “açıp kapatmak” için kemojenetik teknikler kullanıyorlar.

Tabii ki zekâ sadece başlı başına DNA ürünü değildir ve zekâyı inceleyen hiçbir bilim insanı bunun aksini düşünmez. Çevre, zekâ gelişiminde veya diğer her tür psikolojik özellikte önemli bir etkiye sahiptir. Yine de, moleküler genetik araştırmalardan edinilen bilgiler bir gün ciddi zekâ eksikliklerine sahip olma riski altındaki çocukları tespit etmek için kullanılabilir ve hayatının ilk yıllarında bazı müdahaleler bu riski azaltabilir. Bu araştırma aynı zamanda da zekâyı geliştirmek için beyin işlevinin nasıl yönlendirilebileceğini düşünmek adına bilimsel bir temel oluşturuyor.

Zekâ ve diğer psikolojik özelliklerin nörobiyolojik temelleri üzerine yapılan araştırmalardan çıkarılan sonuç, yaratılış mı ve yetiştirilme mi tartışmasının, kesin olarak bittiğidir. Bizler, hem genetik yapımızın hem de çevremizin ve ikisi arasındaki karmaşık etkileşimin birer ürünüyüz. Bu etkileşimi daha iyi anlamayı amaçlayan araştırmalar, bilim insanlarına psikolojik karakterimizdeki benzerlikler ve farklılıklar hakkında daha çeşitli bir anlayış sunacaktır.

 

Yazar: Alexander P. Burgoyne, David Z. Hambrick

Çevirmen: İlker Aydın, Samet Serkan Şanlı

Kaynak: Scientific American