Bu yeni teknoloji Britanya’da gizlice sokaklarda ve alışveriş merkezlerinde kullanılırken hepimizi potansiyel şüpheli yapıyor.

Geçen hafta İngiltere’de yaşayan bizler ve bizi ziyaret eden herkes, yüzümüzün bir süredir özel şirketler tarafından gizlice tarandığını öğrendik. Bu şirketlerin yüzlerimizle ne yaptıklarını ya da ne süredir yaptıklarını bilmiyoruz çünkü Financial Times‘la bu bilgiyi paylaşmayı reddettiler. Dergide yüz tanıma teknolojisinin Londra’da 64 hektarlık alanı kaplayan Kings Cross’ta kullanıldığını ve Canary Wharf’ta da uygulanmış olabileceği yazıldı.

İnsan hakları grubu Big Brother Watch’a göre gizlice yüz tanıma teknolojisini bizde kullanıyor olan gayrimenkul komisyoncuları, alışveriş merkezleri, müzeler, konferans merkezleri ve kumarhaneler tarafından tarandıktan sonra yüzümüze ne olduğundan da bihaberiz.

Bu yıl Financial Times, Microsoft’un 100 bin insandan alınan 10 milyon yüzle antrenman veri seti oluşturduğunu ve bunu askeri araştırmacılarla ve Çinli şirketlerle paylaştığını yazarken NBC Haber, IBM’in bir fotoğraf paylaşım uygulaması olan Flickr’dan milyonlarca çevrimiçi fotoğraf alıp yüz tanıma programı geliştirmek için kullandığını dile getirdi. Her ikisinin de insanların onayını almadan yüzlerini almasına rağmen Microsoft ve IBM’in yaptığı antrenman veri setleri geniş çapta paylaşıldı. New York Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Profesör Jason Schultz bu yaygın durumu “yapay zeka antrenman setlerinin kirli küçük sırrı” olarak adlandırdı.

Facewatch adlı bir İngiliz şirketi, yüz tanıma programını polisin şüpheli listesiyle ve müşterileri tarafından oluşturulan listeyle insanları karşılaştırmak için bir süredir kullanıyor. Şubat’ta Facewatch’ın Metropolitan Polis Teşkilatı ve Londra Şehri Polisi ile veri paylaşımı anlaşmaları imzalamak üzere olduğu, Hampshire ve Sussex Polisiyle görüşmekte olduğu ve programı büyük bir İngiliz süpermarket zinciri, büyük etkinlik alanları ve hapishanelerde bile denemekte olduğu bildirildi. İnsanların haberi ve onayı olmadan yüzlerinde alıştırma yaptırılan program, Brezilya’da çoktan futbol stadyumları, alışveriş merkezleri ve spor salonlarında kullanılmaya başladı.

İngiltere’de 6 milyondan fazla ve Londra’da 420,000 adet kapalı devre kamera sistemi olduğu için, yüz tanıma teknolojisinin kapalı devre kameralar gibi olduğunu düşünmeye yönlendiriliyoruz ve bütün endişeler “saklayacak bir şeyimiz yoksa korkacak bir şey yok” iddiası ve özel hayatın gizliliği ile kişisel özgürlüklerimizden fedakarlıkta bulunmak, suçluları yakalamaya yardım edecekse buna değer gibi fikirlerle yatıştırılmaya çalışıyor. Ama bu yaklaşım teknolojinin sahip olduğu tehlikeleri gözden kaçırmamıza yol açıyor. Yanlış tanımlanma ve masumiyetini kanıtlama zorunluluğu riski altında olan ten rengi daha koyu insanlarda, kadınlar ve çocuklarda -nüfusun yarısından fazlasında- program o kadar da iyi çalışmıyor. Bu, liberal demokraside yaşamanın esaslarından birini çiğiniyor: suçu ispatlanana kadar herkes masumdur. 

Bu program çok yüksek derecelerde doğru çalışsa bile (hiçbir zaman %100 olmayacak) masumiyetimizi sürekli şüpheli listesiyle karşılaştırarak kanıtlamamızı gerektirerek hepimizi potansiyel şüpheliye dönüştürecek. Toplanma ve serbest konuşma özgürlüğü haklarımıza korkunç bir etki riski taşıyor çünkü insanlar bu haklarını şüpheli listesine girme endişesiyle kullanmak istemeyebilir. Biyometrik ölçülerimiz çalınabilir ama Guardian’ın da geçen hafta yazdığı gibi, kullanıcı adımız ve şifremiz gibi yüzümüzü sıfırlayamayız. Bizleri gizlice takip eden bu teknoloji ırk, din, cinsiyet, cinsellik, göç durumu ya da politik fikirlerimize göre zulmetmek için yeni ihtimaller sunduğunu düşünecek zalimlere karşı hepimizi savunmasız bırakıyor.

Yüz tanıma teknolojisi İngiltere’de yaygınlaşmasına rağmen yasal olup olmadığı belirsiz. Londra valisi Sadiq Khan da bilmiyor, bu yüzden Kings Cross’ta haberimiz ve onayımız olmadan yüzümüzü alan Argent konsorsiyumuna ne düşündüğünü sormak için yazdı. Bilgi Komisyonu üyesi Elizabeth Denham da bilmiyor bu yüzden Argent’ın yüz tanıma kullanımı hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmayı genişletip Big Brother Watch tarafından bu teknolojiyi kullandıkları tespit edilen diğer şirketleri ve organizasyonları da dahil edip etmeyeceğini ise henüz belirtmedi.

Polis de bilmiyor ama öğrenmek üzereler. Denham ayrıca polisin yüz tanıma teknolojisi kullanımını da soruşturmakta. İnsan hakları organizasyonu Liberty, Güney Galler Polisine karşı dava açtı ve karar verilmesine çok az kaldı. İhtimaller çok iyi görünmüyor: Essex Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Mayıs’ta Londra Metropolitan Polisi tarafından yüz tanıma kullanımının yasal itirazla durdurulması pek mümkün olmayacaktır diye uyardılar.

Bildiğimiz tek şey ise şu ki, DNA ve parmak izi gibi diğer biyometriklerden farklı olarak, İngiliz yasalarına göre yüzümüz koruma altında değil. Çünkü hükümet 2012’den beri biyometrik korumaları güncelleyecek yasa tasarısını meclisten geçirmeyi başaramadı. Çalışmaları o kadar zayıftı ki üç veri düzenleyici de (mobese kamera şefi, biyometri şefi ve bilgi şefi) devletin biyometri stratejisi “amaca uygun değil ve yenilenmesi gerekli” dedi; bilim ve teknoloji komitesi ise Avam Kamarasında yüz tanıma teknolojisinin kullanımının ertelemesi çağrısında bulunuldu.

Şimdi İngiltere’nin “kirli küçük sırrı” herkesin önünde açığa çıktığı için devlet bahanelerini tüketti. Parlamento bütün biyometriklerimizi yasayla bir an önce korumalı ki Orwell’in 1984’ü bir kurgu olarak kalsın; hayatımızın gerçeği değil.

 

Yazar:  Stephanie Hare

Çevirmen: Cansu Tandoğan

Kaynak: The Guardian