“Kadim Myra’nın insanları adeta zamanda yolculuk yapıp günümüze gelmiş gibi’’

Arkeologlar tanrı, tanrıça, erkek, kadın, şövalye ve hayvanları betimleyen 2 bin yıllık terakota adı verilen pişmiş toprak heykelcikleri gün yüzüne çıkardılar. Heykelciklerin bazıları hala boyalarını korurken bir kısmının da üzerlerindeki yazılar zarar görmemiş. Bunların tamamı günümüzde Antalya’nın Demre ilçesinde bulunan Myra antik kentinde bulunuyor ve bu kentte antik dönemde yaşamın nasıl olduğuna dair bir kapı açıyor.

Kazı çalışmalarını yürüten Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji bölümü profesörlerinden Nevzat Çevik, heykelcikler hakkında şu yorumlarda bulundu: “Bu heykelcikler, günümüzde kalın bir kum tabakası altında kalmış gizemli Myra’da milattan önce birinci ve ikinci yüzyıllarda neler olduğuna dair önemli ipuçları barındırıyor. Myra, Akdeniz’de önemli bir deniz bölgesi olan Likya’daki en önemli antik yerleşimlerden biridir.”

Myra Limanı antik dönemde Akdeniz’in en büyük limanlarından biriydi. Myra; tepelere oyulmuş olan kaya mezarları, dördüncü yüzyılda Myra’nın piskoposu olan Aziz Nikolaos’ın kilisesi ve on bir bin koltuklu Roma dönemi amfi tiyatrosu ile meşhurdur.

Nevzat Çevik ve çalışma arkadaşları Temmuz ve Ekim 2020 tarihleri arasında bu amfi tiyatronun kazılarını yaparken Roma kalıntıları arasında daha küçük ikinci bir tiyatro alanını gün yüzüne çıkardılar. Bu yapının tarihi Helenistik döneme, yani Büyük İskender’in öldüğü tarih olan milattan önce 323’ten, Roma İmparatorluğu’nun başlangıcı olan milattan önce 30’lara uzanıyor.

Çevik ve arkadaşları Helenistik bir tiyatro keşfetmeyi bekliyorlardı, fakat terakota heykelciklerini keşfetmeleri üzerine Çevik şaşkınlığını Live Science’a “Bizim için büyük bir sürpriz oldu” şeklinde ifade etti. Çevik, heykelcikleri bulduklarında çalışma arkadaşlarına şöyle dediğini söylüyor: “Sanki antik Myra halkı dirilip hep beraber zamanda yolculuk yapmış da günümüze ulaşmışlar gibi.”

2,100 – 2,200 yaşındaki heykelcikler, fanilerin ve Artemis, Herakles (Herkül), Afrodit, Leto ve Apollo betimlemelerinden oluşuyor. Ayrıca, kadın, çocuk, elinde bir meyve olan erkek çocuk, bir atlı ve elinde hydria (Antik Yunanda bir su testisi) taşıyan bir kadın betimlemeleri de bulunuyor. Heykelciklerin toplumsal beraberlik ve ilahi, adak, tütsü betimlemelerinden dolayı araştırmacılar heykelciklerin bir ibadet alanından getirilip oraya bırakılmış olabileceklerini düşünüyorlar.    

Nevzat Çevik, “Heykelcikler Helenistik Dönem Myra ve Likya hakkında önemli bilgiler barındırıyor” sözlerini ifade ediyor.

Heykelciklerin bazılarının üzerlerindeki boya hala korunmuş bir şekilde duruyor. Kırmızı, mavi ve pembe renklerinin oldukça farklı tonlarda heykelciklerin kıyafetlerinde kullanıldığını söylüyor Çevik. Bazı heykelciklerin arkasında bulunan yazıların imal edildiği yerin ya da imal eden kişinin ismi olabileceği düşünülüyor. Araştırmacıların vücut kısımları bulunmayan, sadece baş bölgelerinin bulunduğu elliden fazla terakotayı gün yüzüne çıkarmaları, bölgede hala daha fazla heykelciklerin bulunuyor olabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar ayrıca terakotaların civarında birçok seramik, bronz, kurşun ve gümüş objeler keşfetti. Bu yıl kazı çalışmalarına devam etmeyi planlıyorlar. Aynı zamanda, kazı çalışanları terakota koleksiyonunu oluşturan yüzlerce küçük parçayı bir araya getirme ve bunları onarıp koruma üzerinde çalışıyorlar. Buldukları tüm terakotaları ve diğer objeleri Antalya Andriake Likya Uygarlıkları Müzesi’nde sergilemeyi planlıyorlar.

Kazılar Akdeniz Üniversitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı yardımıyla yürütülüyor.

Yazar: Yasemin Saplakoglu

Kaynak: Live Science

Çeviren: Muhammed Eroğul

Düzenleyen: Hasan Özuğurlu