Yıl 1953…

Yıl 1953…

1953 yılında Westminster Abbey’de Kraliçe II. Elizabeth taç giydi. Edmund Hillary ve Sherpa Tensing, Everest Dağı’nın zirvesine tırmanan ilk insanlar oldu.

Hatırlanması gereken bir yıl!

Ancak Britanya’daki tipik vatandaşın günlük hayatı, bugünün standartlara göre oldukça basitti. Ama her şey değişmek üzereydi.

Savaştan bu yana ilk defa benzin tayını kaldırıldı ve arabalar akın akın yollara çıktı. Yeni arabalar teknoloji harikasıydı, ama hala emniyet kemerleri yoktu. Ülkenin oldukça sessiz olan yolları elbette daha sıkışık hale geldi, bu nedenle ülkenin tüm bölgelerine uzanan büyük yeni yollar planlandı. 50’lerin sonuna doğru İngilizce sözlüğe yeni bir kelime girecekti; otoyollar.

Şimdilerde ortalama bir insanın giydiği kıyafetler, savaştan önce giyilenlerden çok farklıydı. Bazı kadınlar hala korse giyerken, genç kadınlar daha rahat kıyafetleri tercih etti.

Genç kadınlar için “en iyi elbiseler” modası, altında sertleştirilmiş bir kombinezon olan tam etekli elbiselerdi. Eteğin geniş kısmı nedeniyle kapılar düzgün bir şekilde kapanmayacağından, onları gardırobun içine asmak çok zordu.

Bir kadın nemli sünger ve kırmızı ruj uygulayarak “Pankek Makyajı” örneği oldu.

Pantolon ya da “bol pantolon” denilen şey kadınsı bir görünüm olduğu için kadınlar tarafından sadece ara sıra giyiliyordu. Düz topuklu ayakkabılar A.T.S. ve W.A.A.F.’yi fazlasıyla andırdığı için kadınlar çok yüksek topuklu ayakkabılarla bocalıyordu.

Çoğu erkek yelekler, kravatlar ve beyaz gömleklerle birlikte takım elbise giyerdi. Fötr şapkalar yaygındı, tabii ki yataydan ortalama 10 derecelik zorunlu eğim açısıyla giyilirdi.

Ve herkes sigara içerdi!

Okuldaki genç erkekler, elastik jartiyerlerle tutulan kısa pantolonlar ve diz boyu çoraplar giyerlerdi; (gerektiğinde sapan olarak da ikiye katlanabilir) ve sivri tepeli okul şapkaları zorunluydu.

1950’lerin ev hanımı kısa süre önce yeni çamaşır makinesini, özellikle pazartesi günleri çok popüler olan çıkarılabilir ve çok ağır çamaşır makinesi almıştı. Eğer bir tane yoksa, kıyafetler çamaşırhaneye gönderildi.

Yorganlar henüz duyulmamıştı; bu yüzden tüm yataklarda çarşaflar, battaniyeler güzel ve kalın kuş tüyü ile örtülmüştü, çünkü çoğu yatak odası çok soğuktu…pencerelerin içindeki buzu hatırlayın! Bu dönemde evlerde merkezi ısıtma çok nadirdi. Alt katta kömür ateşi ve üst katta elektrik ateşi vardı.

1960’lara kadar çoğu aile için ulaşılır olmamasına rağmen, fiyatlar daha uygun hale geldikçe yurtdışındaki tatiller popüler olmaya başlamıştı ve uçak yolculuğu tam bir macera olmuştu. Hostes, yolcuların kalkış sırasında emmesi için arpa şekeri getirirdi ve kulak tıkaçları motorların gürültüsünü bastırırdı. O günlerde uçak kabinlerinde basınç yoktu, kalkış ve inişler genellikle şiddetli kulak ağrısına neden oluyordu.

Artık televizyonlar “oturma odasının” odak noktası olarak yerlerini alıp ortaya çıkmaya başladı ve bacalara dışarıdaki garip görünümlü “H” şeklindeki antenler monte edildi. Buna rağmen bazı şeyler hiç değişmemişti: katiller hala suçları için asıldı ve barlar her zamanki gibi saat 10’da kapandı.

1953’e şimdi baktığımızda, hayat belki de zor görünüyor, ancak birkaç iyi noktası vardı. Neredeyse hiç vandalizm yoktu, halka açık yerlerde küfür etmek bir suçtu ve erkekler hala otobüs ve tramvay koltuklarında kadınlara yer verdi.

Yazar: Ellen Castelow

Çeviren: Sevde Bilici

Düzenleyen: Mustafa Erkaya

Kaynak: Historic UK

Leave a comment