Hannes Mutschler dünya üzerindeki yaşamın nasıl başladığı hakkında bir araştırma yürütüyor. Biyokimyacı burada, sentetik hücreleri nasıl inşa etmek istediğini ve kendisi ile “yaratıcı” arasındaki farkın ne olduğunu açıklıyor.

1980 doğumlu Hannes Mutschler, Dortmund Teknik Üniversitesinde biyomimetik kimya (canlıyı taklit etme) profesörü olarak görev yapmakta. Araştırmacının amacı, yaşamını sürdürebilmesi için gerekli her şeye sahip minimal bir hücre, bir yapay organizma oluşturmak.

” Ve tanrı dedi ki: su canlı hayvanlarla dolsun taşsın ve kuşlar yeryüzünün üstünde gökyüzünün kalesi altında uçsun. Ve tanrı büyük deniz canavarlarını; yaşayan ve hareket eden, suyu doldurup taşıran tüm hayvanların ve tüm kanatlı kuşların her birini kendi türüne göre yarattı.” (Musa’nın 1. Kitabı)

SPIEGEL: Bay Mutschler, laboratuvarda yaşamın kökenlerini tanzim etmeye (taklit etmeye) çalışıyorsunuz. İlahi kıvılcımı henüz bulamadınız mı?

Mutschler: (Güler) Cansız bir şeyi birdenbire yaşayan bir organizmaya dönüştüren bir quantum patlaması olduğunu düşünmüyorum. Yaşamın ortaya çıkışı büyük olasılıkla kademeli bir süreçti; ilkel sistemler gittikçe daha canlı bir şeylere dönüştü. Esasen yaşamın yüzlerce farklı tanımı var. İlkel bir metabolizma yaşamdan bahsetmek için yeterli mi? Bir sistem yeniden kendini üretebildiği zaman mı yaşam başlar? İnsan bu mevzuya her iki noktadan da bakabilir.

SPIEGEL: Araştırma ekibiniz kısa süre önce bizzat kendini kopyalayabilen bir genom yaratmayı başardı. Bu halihazırda bir yapay yaşam örneği olarak görülebilir mi?

Mutschler: Her halükârda cansız moleküler yapı taşlarından bariz canlı benzeri bir şey yaratmak önemli bir adımdır. Hayret edilecek biçimde yaşam, sağlam yapısı olmayan (instabil) moleküllerden oluşuyor, bunlar her şeye rağmen yeryüzünde yaklaşık 4 milyar yıldır varlıklarını sürdürüyorlar. Bu sadece üreme yoluyla olur. Kendini çoğaltamayan ve uyum da sağlayamayan bir sistem kısa sürede yok olur. Beşerî hücreler de kendilerini sürekli yenilemeliler ki, böylece organizma yaşama tutunsun.

SPIEGEL: Amacınız yapay yaşam yaratmak. Bu nasıl olabilir?

Mutschler: En iyi senaryoda, çok özel bir ortamda bir deney tüpünde yaşayabilecek ilkel bir hücre olurdu. Böyle bir sistemin çevreye salınması söz konusu olamaz zira orada yaşamını sürdüremeyecektir.  Bu işin mantığı da bu olmayacaktır.

SPIEGEL: Yani dünyayı özgürce dolaşan organizmalar yaratmak istemiyor musunuz?

Mutschler: Yapay insan ve hayvanlar imal etmekle bundan kazancımız ne olacaktır? Test tüpündeki minimal bir hücre devasa bir devrim, dev gibi bir hazine sandığı olacaktır. Buna sadece şu örneği verelim: Plastikleri parçalayan enzimler var, biliyorsunuz. Böyle bir süreci minimal hücrede cereyan ettirebilirsek bu belki de çöp sorununun çözümüne önemli bir katkı olacaktır. Bu seviyeye erişmek için daha uzun bir yolumuz var, muhtemelen daha onlarca yıla gereksinimimiz var.

“Doğadan kopyalıyoruz”

 SPIEGEL: Ünlü genetikçi Craig Venter’ın başını çektiği bir araştırma ekibi, bir bakterinin genetik materyalini yapay olarak yeniden oluşturdu ve onu doğal bir bakteri kılıfına yerleştirdi, bundan canlı bir organizma ortaya çıktı. Araştırmacılar yaratıcıya mı dönüştü?

Mutschler: Bu vakada bilim adamları doğal bir canlının DNA’sını değiş tokuş yaptı, ama yapay yaşam yaratmadı. Yaratan yoktan bir şeyi var eder. Araştırmacılar bunu yapmaz (yapamaz). Tamamen yeni yaşam biçimleri yaratmıyor, özellikle doğadan kopyalıyoruz. Bu arada, yaşamı ve hatta tüm organizmaları yaratma fikri yeni değil. Orta Çağ’ın son dönemlerinde bu durum kesinlikle önemsiz görünüyordu. Yanlışlıkla bir parça eti orta yerde bırakmak etten bir anda oluşmuş gibi görünen sinekler ortaya çıkarıyordu. Hatta nasıl arı imal edileceği konusunda kılavuz kitaplar vardı. Yaratılış efsanesine olan inançta bu bile bir kırılma oluşturmadı. Elbette o zamanın insanları çoğunlukla çok dindardılar. Bunun küfre düşmekle bir alakası yoktu.

SPIEGEL: Artık kurtçukların nasıl oluştuğunu biliyoruz. Ancak yaşamın kökeni hala gizemini koruyor. Tüm canlıların yaratıldığı çamur tahayyülüne ne oldu?

Mutschler: Bu Charles Darwin zamanına dayanıyor. Bugün ayrı ayrı bileşenleri bir kazanda olduğu gibi karıştırmanın yeterli olmadığını biliyoruz. Yaşam bu şekilde oluşmuyor. Genel ders kitabı görüşü hala yaşamın, proteinlerin bir haritasını içeren ribonükleik asitlerle başladığı yönünde. Yavaş yavaş bu görüşten uzaklaşıyoruz. Başlangıçta bu durum ​​muhtemelen kısıtlıydı, nükleik asitler ve proteinlerin öncülleri muhtemelen aynı anda oluşmuş ve birbirlerine uyum sağlamışlardır.

SPIEGEL: Size göre yaşamın oluşumu bir mucize midir?

Mutschler: Bununla doğaüstü bir şey ifade ediliyorsa, değil. Ancak yaşamın oluşumu her zaman şaşırtıcıdır ve İncil’de anlatıldığından çok daha karmaşıktır. Sadece dünya değil, milyarlarca galaksi, tüm evrenin oluşması gerekiyordu. Nefes kesici, değil mi? Bir yaratıcı efsanesi gibi dini fikirler, kendiliğinden açıklanabilecek olanın ötesindedir. Bilimin bu hususta bir şey söylemesi mümkün değildir.

SPIEGEL: Bir bilim adamı olarak da açıklayamayacağınız bir şey var mı?

Mutschler: (Güler) İnsan davranışı.

SPIEGEL: Açıklanabilecek olanın ötesinde olduğu için mi?

Mutschler: Hayır, çünkü ben bir psikolog değilim.

Kaynak: Spiegel-Wissenschaft

Çeviren: Naci Pektaş

Düzenleyen: Can Güzel