Marek Kiczkowiak ile birlikte TeachingEnglish blog ödülünü kazanan Robert William McCaul, Dilbilimci Stephen Krashen’in çarpıcı fikirlerini ve bunların dil sınıfı üzerindeki etkilerini inceliyor. 

İyi bir dil öğrencisi olup olmadığınızdan şüphe duyuyorsanız eğer bir dili gerçekten çok iyi öğrendiğinizi unutmayın: ana dilinizi. Ancak bu ilginç bir soruyu gündeme getiriyor: Yetişkinler yabancı bir dili çocukken öğrendikleri şekilde öğrenebilirler mi? Eğer öyleyse, sınıf ortamında nasıl uygulanır?

Stephen Krashen ve Dil Edinimi

Muhtemelen hiç kimse bu sorunu, ikinci dil edinimi çalışmalarına en sansasyonel kavramlardan bazılarını kazandıran Dilbilimci Stephen Krashen kadar ele almamıştır.

Krashen, öğrenme ve edinim arasındaki farka ilk olarak 1977’de yayınlanan ve takip eden yıllarda genişletilen Girdi Hipotezi’nde değiniyor: Öğrenme, sınıfta bilinçli olarak ve geleneksel gramere dayalı bir süreç iken edinim, aslında çocukların ana dillerini nasıl öğrendiğidir. Krashen, hatamızın; bilim, tarih ve matematik öğrettiğimiz gibi dil öğretmeye çalışmak olduğunu söylüyor. Bunun yerine, öğrencilerin yabancı bir dili çocukların ilk öğrendiği şekilde edinmeleri gerektiğine inanıyor.

Krashen bu fikri, 1983’te BBC Horizon’un yayınladığı Bir Çocuğun Dil Öğrenme Rehberi adlı konuyla ilgili ünlü bir belgeselde özetliyor. Belgeselde, edinimi ‘eylemin gerçekleştiği yer’ olarak tanımlamakta. Başka bir deyişle, dil öğrenmenin her başarılı örneğinde olduğu gibi (ana dili öğrenen bir bebek veya IELTS sınavında 9 puan alan yetişkin bir İngilizce öğrenicisi), başarının nedeni, dili ‘öğrenmekten’ çok ‘edinmiş olmalarıdır.

Peki, çocuklar ve yetişkin öğrenciler, dile hakim olmanın sihirli formülünü nereden biliyorlar ve öğretmenler bundan ne öğrenebilir? Krashen, bu konuya ilişkin aşağıdaki önermeleri sunmaktadır:

1. Mesajı anlayabildiğimizde dili ediniriz

Öğrencilerin, Krashen’in ‘anlaşılabilir girdi’ dediği şeye, yani ilginç ve anlaşılabilir dinleme ve okuma materyallerine maruz kalmaları gerekir. Krashen’in görüşüne göre, mesajı anladığımızda dili ediniriz. Vurgunun form üzerinde değil anlamlı etkileşimler üzerinde olması gerektiğini belirtiyor.  Örneğin, ebeveynler çocuklarıyla konuşurken, gramerin doğru kullanımından ziyade anlama odaklanırlar. Çocuk “Baba balık su!” dediğinde, baba çocuğun gramer hatalarını düzeltmek yerine ‘Evet, haklısın, nehirde bir balık var’ cevabını vermesi muhtemeldir. Buradaki teori, yeterli miktarda anlaşılabilir girdiye maruz kalmanın her zaman edinim ile sonuçlanmasıdır.

2. Doğru seviyeye ulaşmak çok önemlidir

Krashen, anlaşılabilir girdinin öğrenci için doğru seviyede, yani öğrencinin seviyesinden bir tık daha yüksek olması gerektiğini söyler. Bu teorik seviyeyi ‘i+ 1’ olarak adlandırmaktadır. Bunun uygulamadaki iyi bir örneği, notlandırılmış okuyuculardır. Bunlar, Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programına (CEFR) dayalı, A2, B1, C2, vb. gibi çeşitli seviyelerde yabancı dil öğrenenler için özel olarak oluşturulmuş kitaplardır.

3. Sessiz dönem

Çocuklar ana dillerini hemen konuşmaya başlamazlar. İlk kelimelerini söyleyene kadar, kullanmasalar bile dili ediniyorlardır. Bu dönemin hemen ardından gelen mucizevi ilk kelime ve cümleler bu edinimin sonucudur. Hem sınıf içinde hem de dışında yetişkin öğrenciler de bu sessiz döneme ihtiyaç duyar. Öğretmenler, öğrencilerinin sınıf içi tartışmalara katılmadıklarını gözlemlediğinde endişeye kapılmamalıdır; çünkü öğrenciler bu süreçte dil edinimini gerçekleştiriyor olabilirler. Dahası, öğrenci henüz hazır değilken konuşması için baskı yapmak anksiyeteye neden olacaktır.

4. Anksiyete öğrencinin baş düşmanıdır

Bu bana Krashen’in en ünlü kavramlarından birini çağrıştırıyor, yani duygusal filtreyi. Bu da stres altındaysak veya anksiyete yaşarsak edinim oranımızın azaldığı anlamına geliyor. Çoğu çocuk ebeveynleri ile evde neredeyse stressiz bir dil öğrenme ortamına sahiptir. Ancak, yabancı dil öğrencileri için, sınıf, anlaşılır girdi alma ve işleme biçimini büyük ölçüde etkileyen bir anksiyete nedeni olabilir.

Buna karşılık, yabancı misafirlerin çok olduğu bir ev partisi, herkes rahat ve iyi vakit geçirdiğinden dil pratiği için harika bir yerdir. Böyle bir ortam, dil öğrenen bir kişiye oldukça fazla anlaşılır girdi sunar ve anksiyetenin (umarım) a’sı bile olmaz. Öğretmenler için buradan çıkarılacak ders, sınıfı öğrencilerin kendilerini sakin ve rahat hissettiği bir tür ev partisine dönüştürerek benzer bir ortam yaratabilmeleridir.

5. Monitör hipotezi

Krashen’e göre, bilinçli dil öğrenme, spontane konuşmanın kaynağı olamaz, yalnızca çıktıyı, yani konuşma veya yazı üretimini izleyebilir. Başka bir deyişle, öğrenciler hedef dilde serbestçe bir ifade formüle ettiklerinde, dilbilgisi açısından doğru olup olmadığını kontrol etmek için yalnızca edindikleri dilin repertuvarından yararlanabilirler. Bu, öğrenci bilinçli olarak öğrenilen kuralları bir ifadeyi üretmeden önce veya üretimden sonra kendi kendini düzeltme yoluyla uygulayabildiğinden hataları azaltır. İnsanlar, özellikle bulundukları resmi ortamlarda dilbilgisi bağlamında hatasız konuşmaya özen gösterdikleri için bu gibi yerlerdeki gözlemlenme hissiyatı gramer odaklı konuşmayı beraberinde getirir.

Bunu sınıfta uygulamanın diğer faydası, öğrencilerin rehberli bir keşif yaklaşımı kullanarak metinleri dinleme ve okumada gramer özelliklerini fark etmeleri olacaktır. Örneğin, öğrencilere hala hayatta olan ünlü bir kişinin biyografisi için dinleme ödevi verildiyse, öğretmen transkripti dağıtıp öğrencilerin present perfect tense ile ilgili tüm örneklerin altını çizmesini sağlayabilir. Belirli durumlarda neden bu zamanın (tense) kullanıldığına dair öğretmenin liderliğinde bunun üzerine kısa bir tartışma yapılabilir, ardından öğrencilerin hedef dili nasıl kullanacaklarını anlamasını sağlamak için bazı kavram kontrol soruları bunu izleyebilir. Bununla birlikte, Krashen, sınıf faaliyetlerinin ana odağının öğrencilere mümkün olduğunca çok anlaşılır girdi sağlamak olması gerektiği konusunda açıktır. Öğretmenler, derslerini çok sayıda notlandırılmış dinleme ve okuma girdisi ile anlamlı etkileşimlere dayandırmalıdır.

6. Doğal düzen hipotezi

Bir dilin grameri ve kelime bilgisi, öğrencinin kim olduğuna, hangi dili edindiğine ve gramer müfredatının sırasına bakılmaksızın aynı genel sırayla edinilir. Öğrencilere, ‘she mentioned that she had been at the shop that morning’ cümlesinde olduğu gibi dolaylı anlatım (reported speech) öğretebilirsiniz, ancak öğrenciler hazır olmadıkları sürece bunu edinemezler. Üçüncü kişi “-s” takısı gibi belirli gramer öğeleri “geç edinilmiş” ve diğerleri “erken edinilmiş”tir. Bu, küçük yeğenimin, ‘I would do it if I had time’ gibi koşullu bir cümle gibi daha karmaşık gramer yapılarında ustalaşmış olsa bile neden ‘Daddy go to work every day’ gibi şeyler söylemeye devam ettiğini açıklıyor. Dil ediniminin bu “doğal silsilesi”nin kanıtı  Dulay ve Burt tarafından yapılan morfem çalışmalarında bulunabilir. Gramerin birçok noktasının çok erken, yani öğrenciler bunları edinmeye hazır olmadan verilmesi, örneğin orta düzeyde future perfect tense öğretilmesi gibi durumlar inancı sarsar.

Çocukların yetişkin öğrencilere göre avantajları

Krashen’in görüşlerinin sınıf ortamındaki etkilerine bakmadan önce, ana dillerini öğrenen çocukların yabancı bir dil öğrenen yetişkinlere göre sahip olduğu bazı avantajları kendimize hatırlatmalıyız. Başlıca avantajlarından biri, çocukların doğru düzeyde çok miktarda anlaşılır girdiye maruz kalması ve bunu yapmaya hazır olana kadar üzerinde konuşmaları için herhangi bir baskı olmamasıdır. Ayrıca çocuklar konuşmaya başlamadan önce kendilerine süre verebilir ve kendilerine güven duyana kadar bekleyebilirler. Dahası, genellikle kendileriyle ilgili beklentileri daha düşüktür ve bu, anksiyete düzeylerinin düşük olmasını sağlamaya yardımcı olur. Bu da edinim oranlarını artırır.

En şaşırtıcı şeylerden biri de, çocuklar dil edinirken, dil edinimini amaçlamamalarıdır. Daha ziyade, okul bahçesinde arkadaş edinmek gibi başka bir amaca ulaşmanın ikincil bir sonucudur. Üstelik, ana dillerinin unsurlarını doğal düzeninde alırlar. Dil edinme eğilimleri buna daha hazır değilken “gramer girdisine erkenden maruz kalmazlar. Bunun yerine, önce dili edinirler ve edinim zaten gerçekleştikten sonra dil yapısını düşünürler. Son olarak, doğal düzende bir dilin unsurlarını öğrenirler.

Krashen’in görüşlerinin sınıf ortamı için pratik etkileri

Krashen’in teorilerinden ve konu dil öğrenmek olduğunda çocukların yetişkinlere kıyasla sahip olduğu avantajlardan yola çıktığımızda, başarılı bir öğrenme ortamı için hangi koşulların gerektiğine dair bazı sonuçlar çıkarabiliriz. İlk olarak, dersler mümkün olduğunca anlaşılır girdilerle geçmelidir. İkincisi, sınıflar öğrencilerin dinlenmeye ve eğlenerek dil edinmeye teşvik edildiği stressiz ortamlar olmalıdır.

Krashen’in bulgularının en önemli çıkarımlarından biri, özellikle alt düzeylerdeki öğrencilerin, onlardan konuşma taleplerinin daha düşük olması ve materyallerin ve öğretmen konuşma süresinin her öğrencinin düzeyine göre değiştirilmesi gerektiğidir. Ayrıca, gramer öğretimi, bilinmesi gerekenler temelinde ve sadece daha büyük öğrencilerle yapılmalıdır. Son olarak, ama belki de en önemlisi, dersler gramerden ziyade, anlam alışverişine dayanmalıdır.

Kaynak: British Council

Yazar: Robert William McCaul

Çeviren: Musa Hatipoğlu

Düzenleyen: Dilara Güzel