Ona 52 yaşında verilen Nobel ödülü ve lafını etmeden geçemeyeceğimiz iki Pulitzer, iki de Ulusal Kitap Ödülü ve okurlarının ölümsüz sevgisini kazandıran kendine özgü sesi ve kıvrak zekası ile William Faulkner; Amerika’nın yetiştirdiği en iyi yazarlardan birisidir. O, eserlerini defalarca okusanız da bunları nasıl başardığını anlayamamanızı sağlayan bir büyüye sahiptir. Ama bu kimsenin ondan bir şeyler öğrenemeyeceği anlamına gelmez. Röportajlarla pek ilgilenmemiş olsa da ustalığını birkaçında paylaşmıştır; ayrıca 1957-1958 yılları arasında Virginia Üniversitesinde yazar olarak ikamet etmiş ve oradaki öğrencilerle yaptığı bazı eğitsel söyleşileri halkla paylaşılmıştır. Faulkner 120 yıl önce bugün New Albany, Mississippi’de doğdu. Onun doğum gününü kutlamak ve çalışmalarından ders çıkarmak için; aşağıda bir yazarın yaşamı; karakter ve sanat üzerine verdiği değerli tavsiyelerini inceleyelim.

“Bir yazar olmak” üzerine:

“Bir ‘yazar’ olmak yerine yazmakta olun. Bir ‘yazar’ olmak durgun olmak demektir. Yazı yazma eylemi hareket, aktiflik, yaşam içerir. Hareket etmeyi bıraktığında, ölüsün demektir. Okumayı öğrendikten sonra, hiçbir zaman yazmaya başlamak için çok erken değildir.”(The Daily Princetonian, 1958)

Yazı yazmaya nasıl yaklaşmalı:

“Amatör kalın. Para için değil haz için yazmalısınız. Haz veren bir şey olmalı. Ayrıca heyecan verici olmalı. Yazarken olmasa da, yazdıktan sonra bir heyecan, bir tutku hissetmelisiniz. Bu, kamaşmış gözlerle eserinize bakmak, ondan gurur duymak değildir. Bu elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı bilmekle ilgilidir. Bir sonraki sefere daha iyi olacağını bilmenizle ilgilidir.”(The Daily Princetonian, 1958)

Teknik üzerine:

“Eğer yazar teknikle ilgileniyorsa bırakın ameliyat ya da tuğlacılık yapsın. Yazı yazmanın ne mekanik bir yolu ne de kestirmesi vardır. Bir teorinin peşinde koşan genç bir yazar aptallık ediyordur. Kendinizi hatalarınızla geliştirin; insanlar sadece yanlışlarından öğrenirler. İyi bir sanatçı kimsenin ona tavsiye verebilecek kadar iyi olmadığına inanır. Sıradışı bir kibri vardır. Ondan öncekilere ne kadar çok imrenirse imrensin, onları alaşağı etmek ister.”(The Paris Review, 1956)

Bir romana başlamanın en iyi yolu:

“Karakteri zihninizde yaratmak olacağını söyleyebilirim. Zihninizde olduğunda, doğru ve gerçek olduğunda, karakter kalanını kendisi halleder. Bu gerçekleştikten sonra yapmanız gereken tek şey onun adımlarını takip edip yaptıklarını ve söylediklerini not etmenizdir. Bu sindirim ve üretim sürecidir. Karakteri bilmeniz gerekir. Ona inanmanız gerekir. Onun yaşıyor olduğuna inanmanız, ve tabii ki, ardından, onun gerçekleştirebileceği eylemleri seçmeniz gerekmektedir. Böylece yaptığı şeyler başından beri inandığınız karaktere uygun olur. Bundan sonra, onu kağıda dökme işi gayet mekaniktir. Yazma işinin büyük bir bölümü kalemi kağıda koymadan önce gerçekleşir. Ama karakter sizin inançlarınıza ve deneyimlerimlerinize göre doğru olmalıdır. Biraz önce söylediğimiz gibi, okuduklarınızı, hayallerinizi, duyduklarınızı, bir ölçü birimi olarak kullandıktan sonra size gerçek geliyorsa, önemliyse ve hareket ediyorsa, kağıda dökme işlemi çok zor olmayacaktır.” (1958’de Virginia Üniversitesinin mezunlarıyla gerçekleştirdiği bir söyleşiden)

Bir roman yazarını iyi kılan şeyler hakkında:

“Yüzde doksan dokuz yetenek… Yüzde doksan dokuz disiplin… Yüzde doksan dokuz çalışma. [İyi bir roman yazarı] ürettikleriyle asla tatmin olmamalıdır. İşi hiçbir zaman yapılabilecek olanın en iyisi değildir. Her zaman hayal edip ulaşabileceğinizi bildiğinizin ötesinde hedefler koymalısınız. Çağdaşlarınızdan ya da seleflerinizden daha iyi olmakla uğraşmamalısınız. Kendinizden daha iyi olmaya çalışın. Bir sanatçı şeytanları tarafından yönlendirilen bir yaratıktır. Onu neden seçtiklerini bilmez ve genellikle sebebini öğrenmeye çalışmakla çok meşguldür. İşini halledebilmek ahlak dışı yollar tercih edebilir. Gasp edebilir, ödünç alabilir, dilenebilir, çalabilir. Sanatçının tek sorumluluğu sanatına karşıdır. Eğer gerçekten iyiyse tamamen acımasız olacaktır. Bir hayali vardır. Bu hayal ona o kadar çok ızdırap çektirir ki ondan kurtulması gerekir. Kurtulana kadar huzuru olmayacaktır. Masasının üstünden her şeyi atar: gurur, onur, edep, güvenlik, mutluluk, hepsi… Hepsi kitabını yazabilmek için atılır. Eğer bir yazarın annesini soyması gerekirse, tereddüt etmeyecektir; “Yunan Mezarına Ağıt” bir sürü yaşlı kadına değerdir.” (The Paris Interview,1956)

Günlük paydosun verilmesi gereken an hakkında:

“Kendime koyduğum tek kural işi hala sıcakken bırakmaktır. Hiçbir zaman kendi yazma sınırınızı aşmayın. Hep hala iyi yazarken bırakın. Böylece yeniden başlaması daha kolay olur. Kendinizi yorduğunuzda, ölümün büyüsü sizi ele geçirir ve büyük sıkıntılar çekersiniz. Dedikleri gibi, onları siz hala güzel görünürken terk edin.” (1956’da Virginia Üniversitesi yazarlık öğrencileriyle yaptığı bir söyleşiden)

Yazım diyalekti üzerine;

“Bana göre diyalekt ne kadar az kullanılırsa o kadar iyidir, çünkü diyalekt ona aşina olmayan insanların kafasını karıştırabilir. Hiçkimse bir karakteri tamamen kendi ağzında yazmamalıdır. Az, seyrek ama fark edilebilir dokunuşlar yapmak en iyisidir.” (1958’deki “Yerinde söz nedir” adlı söyleşisinden)

Karakter üzerine:

“Gerçekler insanların kalplerinden gelir. Okuyucunuza kendi fikirlerinizi sunmaya çalışmayın. Bunun yerine, karakterlerinizi onları gördüğünüz gibi tanımlamaya çalışın. Tanıdığınız bir kişiden, başka bir kişiden ve kendinizden bir şeyler alıp insanların bakıp bir şeyler anlayabileceği üçüncü bir insan yaratın.” (The Daily Princetonian,1958)

Yazı yazmak için ideal yaş üzerine:

“Kurgu için en iyi yaş otuz beş ile kırk beş arasıdır. Ateşinizin tamamı tükenmemiştir ve daha çok şey biliyorsunuzdur. Kurgu yavaştır. Şiir için on yedi ile yirmi altı arasıdır. Şiir yazmak tüm ateşin tek bir rokette birleştiği bir mekik fırlatışı gibidir.” (Western Review,1946)

Stil üzerine:

“ [Kendi stilimi] oluşturmadım. Bana göre stil zanaatle ilgili bir şeydir ve stilinin üzerine düşünen, stil üretmek üstüne düşünen ya da bir stil takip eden insanların büyük ihtimal söyleyecekleri pek bir şey yoktur, bunun da farkındadırlar ve bundan korkuyorlardır. Bu yüzden bir stille yazarlar; mükemmel defineleriyle. Walter Pater’a dönüşürler; çok güzeldir, ancak çok şey içermez. Bana göre stil basitçe zanaatin dallarından birisidir. Anlattığınız hikaye kendi stilini size dayatır, bugün bir stil güzeldir, yarın bir başkası. Ve iyi bir marangoz gibi, kişi deyim yerindeyse taklit yapmalıdır… Ama stil bana göre tesadüf eseridir.” (1956’da Virginia Üniversitesi yazarlık öğrencileriyle yaptığı bir söyleşiden)

Gerçeğe karşı yazmak üzerine:

“Günümüzün trajedisi uzun süredir kendini devam ettiren ve bizim bıkmaya başladığımız genel ve evrensel bir fiziksel korku üzerinedir. Artık ruhani sancılar yoktur. Sadece tek bir soru vardır: Havaya uçurulacak mıyım? Bu yüzden, günümüz bay ve bayan yazarları kendisiyle çelişen insan kalbinin sorunlarını unutmuştur. Bu sorunlar başlı başına iyi eserler çıkartır çünkü yazmaya, ızdıraba ve terinize değerdir.

Onları tekrar öğrenmesi gerekmektedir. Kendisine her şeyin temelinde korkmak olduğunu öğretmelidir. Kendisine bunu unutmayı öğretmelidir. Çalışma alanında kalbin eskimiş gerçekleri dışında hiçbir şey bırakmamalıdır. Eski gerçeklere sahip olmayan tüm hikayeler fanidir ve yok oluşa mahkumdur ─aşk ve onur ve acıma ve gurur ve tutku ve özveri. Bunları yapmadığı sürece, bir lanetin altında çalışmayı sürdürür. Aşk değil şehvet, hiç kimsenin değer kaybetmediği yenilgiler ve umut aşılamayan ve daha da kötüsü acımanın ve tutkunun olmadığı zaferler yazar. Evrensel kemiklere sahip olmayan, yara izi bırakmayan kederlerden acı çeker. Kalbi yazmaz, paçavraları yazar.” (Faulkner’ın 1949 Nobel Ziyafeti konuşmasından)

Başlıklar üzerine:

“[Uzun başlıklar] üzerine herhangi bir kural olabileceğinden emin değilim. Ama her konuda, kısa olanın daha çok şey anlattığını düşünüyorum. Ben çoğu kez hikayelerin kendilerini adlandırdıklarını düşünüyorum. Evet, hal böyleyken, daha kısa tutulmuşsa daha iyidir.” (1958’deki “Yerinde söz nedir” adlı söyleşisinden)

Başarısızlıklar üzerine:

“Hepimiz hayalimizdeki mükemmeliyet safhasına erişmekte başarısız olduk. Bu yüzden bizleri imkansızı başarmaya çalışırken yaptığımız muazzam başarısızlıklar üzerinden değerlendiriyorum. Benim fikrime göre, eğer yazdığım her şeyi tekrar yazabilecek olsaydım, daha iyi bir iş çıkarabileceğime eminim, ki bu bir yazar için en sağlıklı konumdur. Bu yüzden çalışmaya devam eder, yeniden dener, her seferinde bu sefer olacağına inanır, başarabileceğine inanır. Tabii ki başaramayacaktır, bu yüzden bu durum sağlıklıdır. Buna eriştiği zaman, kafasında oluşturduğu şeyi, hayali, aktarabildiği zaman, kendi boynunu kesmekten başka yapabileceği hiçbir şey kalmayacaktır, mükemmeliyetin zirvesinden intihara atlamamak için hiçbir sebep kalmayacaktır. Ben başarısız bir şairim. Belki de her yazar ilk önce şiir yazmak istemiş, yazamayacağını anlamış, kısa öyküye yönelmiştir, ki şiirden sonraki en çok adanma gereken daldır. Onda da başarısız olduktan sonra, roman yazarı olmaya karar vermiştir.” (The Paris Interview,1956)

İlham anında yazıya aktarmak üzerine:

“Her zaman yazı yazmak için vakit bulabilirsiniz. Bulamayacağını söyleyen herkes yalan bahanelerin gölgesinde yaşamaktadır. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda ilhamı bekletmemek gerekmektedir. İlham geldiyse kağıda dökün. Daha çok vaktinizin olduğu bi rana kadar bekleyip enstantaneyi yeniden yaratıp süslemek için beklemeyin. İlham anındaki o hissi ve canlılığı bir daha asla yeniden canlandıramazsınız.” (The Western Review,1947)

Bir yazarın ihtiyaçları üzerine:

“Bir sanatçının ihtiyacı olan çevre, çok büyük bir bedel ödemeden barış, huzur, ve haz bulabileceği herhangi bir yerdir. Yanlış olan çevrelerin hepsi kanındaki basıncı artıracak; hoşnutsuz ve öfkeli olarak daha fazla vakit harcayacaktır. Benim sanatımı icraa edebilmem için ihtiyacım olan şeyler, kağıt, tütün, yiyecek, ve biraz viski oldu…. Yazarın ekonomik özgürlüğe ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan tek şey bir kalem ve biraz kağıttır. Bir hediye ya da para kabul etmekten gelen yazı yazma şevkinden hiçbir zaman bir iyilik bulmadım. İyi bir yazar hiçbir zaman bir vakfa başvurmaz. Bir şeyler yazmakla çok meşguldür. Eğer birinci sınıf değilse kendisinin ekonomik özgürlüğü ya da yeterli vakti olmadığını söyleyerek kendini kandırır. İyi sanat hırsızlardan, içki kaçakçılarından, at hırsızlarından da gelebilir. İnsanlar ne kadar sefalet ve zorluğa dayanabileceklerini öğrenmekten korkuyorlar. Ne kadar sert olduklarını öğrenmekten korkuyorlar. İyi bir yazarı hiçbir şey parçalayamaz. İyi bir yazarı başkalaştırabilecek tek şey ölümdür.” (The Paris Review,1956)

Kendi deneyiminin dışında yazmak üzerine:

“Bir yazarın yazmaya çalışacağı şey konusunda hiçbir limit olmamalıdır. Kendi bildiği şekilde anlatmaya çalışmalıdır. Bu demektir ki, deneyimini aşan şeyleri yazabilir; ancak bunları sadece kendi bildiği, gözlemlediği koşullar üzerinden ele alır. Ama onu denemekten alıkoyacak hiçbir şey olmamalıdır. Ne kadar yükseğe nişan alınırsa, o kadar iyidir. Eğer başarısız olmak [istiyorsa], görkemli bir fiyaskoya sebep olsun, küçük önemsiz bir şeye değil.” (1957’de Virginia Üniversitesi öğrencileriyle bir söyleşisinden)

Tashih üzerine:

“Kağıda dökmenin heyecanıyla birkaç fazladan kelime ekleyebilirsiniz. Üzerinde yeniden çalıştığınızda, kelimelerin tınısı hala doğru çalıyorsa, eserin içinde bırakın.” (The Western Review,1947)

“Büyük ihtimal bir cümle ya da paragrafla anlatılabilecek bir hikaye anlatmaya değer değildir. Revizyon, kesip biçme işlemi─bana göre, ben tembel birisiyim. Çalışmayı sevmiyorum, bu yüzden bu işlemin büyük bir bölümünü zorlu, nefretlik kağıda dökme işlemine başlamadan önce zihnimde, düşüncelerimde yaparım. Bana göre revizyon işlemi genellikle, kağıda döktüğünüz şey, zihninizdeki şey olmadığı için kovalar. Onu değiştirir, revize edersiniz, düzenlersiniz, ideal mükemmeliyete yaklaştırmaya çalışırsınız, ve tabii ki, buna da asla ulaşamazsınız. Bu bahsettiklerim yazarın tashihi üzerinedir, editörün yazar için yaptığı değil.”  (1957’de Virginia Üniversitesi yazarlık öğrencileriyle yaptığı bir söyleşiden)

Yazarın en mühim araçları üzerine:

“Bir yazar üç şeye ihtiyaç duyar, tecrübe, gözlem, ve hayal gücü─birinin yoksunluğunda diğer ikisi, bazı durumlarda sadece birisi diğerlerinin eksikliğini giderebilir. Bende, hikaye genel olarak tek bir düşünce ya da anı ya da zihnî bir resim üzerinden başlar. Hikayenin yazımı genel olarak bu ana ulaşmak için yapılır. Bu ana bizi neyin getirdiğini ya da neyin takip ettiğini anlatır. Yazar, inandırıcı, olabildiğine akışkan durumlarda inanılır insanlar yaratmaya çalışır. Tabii ki bildiği bir çevreyi oluşturmak için araçlarından birini kullanması gerekir. Müziğin bunun aktarımı konusunda en kolay yöntem olduğunu söyleyebilirim. Çünkü insanın tecrübelerinde ve tarihte en başta gelen odur. Ama benim yeteneğim kelimeler üzerine olduğu için, ben saf müziğin çok daha iyi bir şekilde dışa vurabileceği şeyi sakarlıklarla kelimelerimi kullanarak yapmalıyım. (The Paris Review, 1956)

Yazı yazmak için en iyi alıştırma üzerine:

“Oku, oku, oku. Her şeyi oku─çöpleri, klasikleri, iyiyi ve kötüyü; onların nasıl yaptıklarını gör. Bir marangoz zanaatını gözlem yaparak öğrenir. Oku! Onu özümse. Yaz. Eğer iyiyse, bunu anlarsın. Eğer değilse, camdan dışarı fırlat gitsin.” (The Western Review,1947)

Ve bir iş sahibi olmak üzerine:

“Yazı yazmayı işiniz haline getirmeyin. Hayatınızda olmasını istediğiniz şeylere sahip olmanızı sağlayacak para için başka bir iş bulun. Yazı yazmak için paraya ve zaman sınırına sırtınızı yaslamadığınız sürece ne yaptığınız önemli değildir. İşiniz ne kadar zamanınızı alırsa alsın, yazı yazmak için epey bir süreniz olacak. Hayatım boyunca istediği şeyi yazmak için yeterli zaman bulamamış bir kişiyle bile tanışmadım.” (The Daily Princetonian,1958)

 

Yazar: Emily Temple

Çevirmen: Mustafa Gürşan

Kaynak: Literary Hub