Paul Mariani, Wallace Stevens’ın şiirlerini bundan elli yıl önce yüksek lisansı sırasında okumaya başladı. Yıllar boyunca Stevens’a tekrar ve tekrar döndü. “Mevsim sonbahar, ilkbahar, kış ya da yaz olsa da, bu adamın dizeleri benim peşimi bırakmadı.” diyor Mariani.

Mariani; Robert Lowell, John Berryman, Hart Crane, Gerard Manley Hopkins ve William Carlos Williams için yazdığı gibi bir biyografi yazmak istiyordu, ancak zamanı henüz gelmemiş gibi hissediyordu. “Gerçeğe elimden geldiğince yakın olmaya çalışmak istiyordum,” diyor Mariani. Geride bıraktığımız birkaç sene içerisinde ise bu işin başına koyulmaya karar verdi. “Ben yetmiş altı yaşındayım, Stevens yetmiş beş yaşında öldü. Başlamanın vakti gelmiş demektir.”

Mariani’nin kitabı, The Whole Harmonium: The Life of Wallace Stevens (Simon & Schuster, 481 syf.) Nisan ayında kitapçılarda yerini aldı. Kitap; Stevens’ın Reading, Pensilvanya’daki çocukluğundan başlayıp, Harvard ve New York’daki hayatına, evliliğine ve Pulitzer ödüllü şiirler yazdığı ve Hartford kaza ve tazminat şirketinde müdür yardımcılığı yaptığı Hartford’a taşınmasının öyküsünü anlatıyor.

Stevens’ın, bir sigorta şirketinde üst düzey yönetici ve şiire tutkun birisi olmasının getirdiği ikili yaşamı hakkında geçmişte birçok şey yazılmıştır. Mariani, Stevens’ın karakteri hakkında ikiye bölünmüştür. Onun için, Stevens’ın The Hatford’daki işi hem eşini ve kızını destekleyen bir çapa, hem de onun gerçek aşkına odaklanmasını engelleyen bir albatros kuşudur.

Mariani bu konuda Stevens’ı Williams ile karşılaştırdı. Boston’dan yapılan bir tele-röportajda “William Carlos Williams bir cerrahtı. Dünya’ya üç binden fazla bebeğin gelmesini sağladı ve kırk altı kitap yazdı, bundan her zaman şikayetçiydiler. Williams ve Stevens, ama inandıkları şey şuydu ‘Bu benim hayatım, yaptığım şey bu, sadece şiir yazmak için de zaman yaratmam gerekiyor.’”

Mariani şairlerin biyografı olduğu gibi aynı zamanda kendisi de bir şairdir. Öyküsünü Stevens’ın şairane hayal gücüyle kendi hayal gücünü birleştirerek anlatır: “Şair Stevens altmışına yaklaşıyor, mafya yatak odasının ya  da ofisinin dışında öğütüldüğü bir rüyadan uyanır gibi gözlerini yeniden açıyor, çürümüş yapraklar Hartford’ın işlenmiş sütunları arasında bir kıyametin ortasındaymışçasına hışırdıyor, hayal gücünün atları kendilerini mermerden yapılma kafeslerinden kurtarmaya çalışıyor, ‘beyaz ön bacakları gergin … canlı bir fırlama için,’ kıçlarını bükmüşler, atılmak için / bedenler tüyden kanatlarla yükselirken Dünya’ya.’”

Ve: “Connecticut ile ilgili bir şey vardı, onun tılsımı, gerçekten, ve bununla birlikte ‘aşağıdan gelen aslanların sesi.’ Mart’ın Aslanları ve yanında getirdikleri eski bir gücün yerine geldiği hissi. Güneşeydi, öğretmen ve usta ve yaratıcı olan, en yaşlı ve yine de en genç, saygıdeğer ve hakiki haham, bir duacının, kurtarıcı ışığının tekrar yere değip onu karanlık ruhundan arındırması için yalvarırcasına dönerek: ‘Oh! Haham, haham, koru beni ruhumdan ve bu karanlık mizacım ersin sonuna!”

Mariani kitaba birçok şiirin tamamını ekleyemediğini ─ çoğunlukla şiirlerden parçalar kullanmıştır ─ çünkü yayın hakları çok pahalı olduğunu söyledi. Kitabını Stevens’ın şiirleri için bir el kitabı olarak görüyor.

Soğuk, Zorlu, Elitist

Mariani, Stevens’ın nahoş tarafından çekinen birisi değildir. Onun için “Hartfold’un Virgil’ı” diyordu, zor, egoist, riyakar, elitist birisi olabilirdi. Kardeşlerini orta-sınıf statüleri onun canını sıktığı için yok sayar, sıklıkla insanları soğuk bir şekilde aşağılardı. Muhafazakar politik görüşleri onu Mussolini sempatizanlığına itti ve onun yaptırımlarını böylesine ırkçı şekillerde takdir etti: “İtalyanların Etiyopya’yı, zencilerin boa yılanlarından aldıkları gibi zencilerden almaya hakları vardır.”

“Hayatının kesinlikle inişleri ve çıkışları oldu. Bir uç durumdan ötekine gidip dururdu. Karanlığın hüküm sürdüğü aralıklar var mı? Kesinlikle. Her şeyden kaçıp sadece dans etmek istediği zamanları oluyordu,” Diyor Mariani. “Dedi ki ‘Tüm hayatımı odamdaki camdan Ay’a bakabilecek kadar paraya sahip olmak için harcardım.’ Tüm hayatı boyunca dini bir yargının boyunduruğu altında olmadan huzura ve derinliğe erişmenin peşindeydi. … İç dünyasında kendi çapında bir özgürlüğü buldu.”

Stevens çoğunlukla ölçüsüzce içerdi. Bazen bu alemleri, kitabın en eğlenceli kısmı olan, Papa’nın işlerini aşağıladığı için Ernest Hemingway’den dayak yediği kısımdaki gibi derde sokardı. ( “Zenciler” hakkındaki yorumundan sonra onu kim yere yapıştırmak istemez ki? Hemingway’in bunu yapmış olması çok keyif verici). Eşi bir süre sonra içki içmesine kısıtlama getirdi.

Reading’deki en güzel kız ve Mercury kuruşunda profil modeli olan Stevens’ın eşi Elsie, bu noktada bir enigmadır. Birkaç pasaj, Stevens’ın entelektüel olmayan eşine karşı küçümseyici tavırlarının geliştiğini anlatır. Ne üzücüdür ki, Elsie’nin savına söylenmiş şey çok azdır. Tabii ki eşini sevdiği memleketi Reading’den ayıran, anne olmasını geciktiren, balayını erteleyip birçok kez tek başına tatile çıkan böylesine zorlayıcı birisi, birlikteliğin mutsuzluğu beraberinde getirmesinde tamamen suçsuz olamazdı.

Stevens’ın, şiirsel ya da değil, tüm düşüncelerini kağıda dökme alışkanlığı vardı, ancak Elsie’de böyle bir şey olmamasına karşı mektuplarının çoğunu yok etmiştir. Mariani Elsie’nin tarafındaki sessizlikten dolayı pişman olsa da çiftin uyumsuzluğunun Stevens’ın şiirlerine olumlu bir katkıda bulunduğunu söylüyor.

“Erotizm düşüncesine ne oluyor? Duygusal doygunluğa nasıl erişiyor? Bildiğim kadarıyla o bu düşünceleri yüceltip içsel sevgiliye dönüşmesini sağlıyor, ideal bir kadın, bir parça Elsie hakkındaki düşüncesi, bir parça annesi, bir parça ilham perisinin kadın bedenindeki düşüncesi, adeta duvarına asılmış kutsal bir ikon gibi,” diyor Mariani. “Ve o bu konuda yalnız değil. [T.S. Eliot’ın] ‘The Waste Land”i için de bu geçerli. W.B. Yeats ve Maud Gonne için de bu geçerli. Ona dedi ki, ‘Sen beni istemiyorsun, sen şiirlerini yazabilmek için beni bir düşünce olarak istiyorsun.'”

Olay Elsie yerine Elsie’nin düşüncesi ile ilgili değildi, olay sonsuza dek değişen dünya ile ilgiliydi, Stevens’ın hayal gücünü ve şiirlerini bu ateşledi.

“Bir anlığına gerçeğin üstüne ulaşan bir şeyin… yok olduğu bir anı  yakaladı. O böyle anlarla kutsanmıştı, bulutların arasından beliren ve tekrar yok olan Güneş’le,” diyor Mariani. “Çoğumuzun başına gelen şeyler bunlar. … Picasso gibi bir ressam ya da Stevens gibi bir şairin ilk defa görmeni sağlayana kadar önceden gördüğünü sandığın şeyler bunlar. Ve kendine soruyorsun, ‘Bu adam zihnimin içine nasıl girebildi? Bunu defalarca nasıl başarabildi?'”

Yürüyüş

Mariani’ye göre, Stevens’ın her gün işe giderken yürüdüğü yol ─ hiçbir zaman araba kullanmayı öğrenmedi ─ onun hayatını dengeliyordu. “Yürümenin ritmini şiire aktarabilmek için yürüyordu,” diyor Mariani. “O zamanlarda onun yürüyüşünü izleyen komşuları vardı. … Bir şiiri gözden geçirircesine birkaç adım ileri atıp birkaç adım geriye giderdi.”

Ofisiyle evi arasında mekik dokuduğu üç buçuk kilometrelik yolu 2009’dan beri Wallace Stevens Yürüyüş Yolu olarak anılır. Bu yürüyüş Wallace Stevens’ın Dostları ve Düşmanları adlı organizasyon tarafından gerçekleştirildi. Her birine Stevens’ın “13 Ways of Looking at a Blackbird” eserinden parçaların yontulduğu, On üç granitten anıt bu yolu süslüyor.

Dostlar ve Düşmanlar’ın başkanı olan Jim Finnegan “Sonsuz farklı çeşitte anlamın çıkabileceği bir şiir bu,” diyor.

Yürüyüş yolunun da şiir gibi gizemli olduğunu söylüyor Finnegan. “Bana göre Stevens kendine ait bir heykelden çok bu yolun yapılmasını tercih ederdi,” ve ekliyor. “İnsanların manzaradan uzaklaşmasını ve tüm ambiansı hissetmek için konsantre olmasını gerektiriyor. … Bunların hepsini gerçekleştirebilmek için bir süreç gerekli.”

Yürüyüş yolu Hartford Sigorta Grubu, 690. Asylum caddesinde ilk kıta ile başlıyor: “Yirmi karlı dağın arasında, hareket eden tek şey kara kuşun gözüydü.” Asylum caddesinin batı yönünün kuzeyini takip ediyor, Asylum Hill Cemaat Kilisesi, Jumoke Akademisi, Hatford Federal Kredi Sendikası, St. Francis Hastane ve Medikal Yardım merkezi, Klasik Magnet Okulu ve birkaç özel mülkte durakları bulunuyor. Yol ardından Terry’e doğru sağa dönüyor ve Westerly Terrace’a sol yapıyor, L şeklinde bir yol. Yol, Stevens’ın eşi ve kızıyla paylaştığı 118 Westerly’deki evinde şu kıta ile son buluyor. “Tüm öğleden sonra bir akşamdı. Kar yağıyordu ve yağmaya devam edecekti. Karakuş sedir bacakların üzerine oturdu.”

Yürüyüş, taşların üzerine ─siyah ya da başka renkte─ kuşlar tünediyse daha da çekici oluyor.

Taşların arasındaki mesafe eşit değil ve hiçbir taş bir diğeriyle aynı değil. Stevens gibi bir şair ve sigorta şirketinde üst kademede işçi olan Finnegan, “Bence bu şiirinin garipliğiyle örtüşüyor.” diyor.

Yürüyüşü gerçekleştirmek isteyenlere Westerly Terrace’a iki arabayla gitmesi önerilir. Bir aracı bitiş konumuna park edip, diğerini de The Hartford’a park edebilirsiniz. Park alanı görevlilerine Stevens yürüşünü gerçekleştireceğinizi söylediğinizde park etmenize izin verilecektir. Yürüyüş yolunun sonuna ulaştıklarında, ziyaretçiler Hartford’a arabalarıyla gidebilir.

 

Yazar: Susan Dunne

Çevirmen: Mustafa Gürşan

Kaynak: Courant