Ben büyürken, “prenses” kelimesi ailemde bir hakaretti. Bir prenses, minder yığınının en altına yerleştirilmiş bir bezelye tanesinin üstünde bile uyuyamazdı, ben ve kız kardeşim ise Vikinglerin soyundan geliyorduk ve buna göre davranmamız bekleniyordu. Kılıç kuşanıp düello yapmaya başlasak annemle babamın ödünün patlayacağını bilsem de hala odun taşımak, kilometrelerce kar kayağı yapmak ve üzerimize düşen görevleri şikayet etmeden yerine getirmek zorundaydık.

Annemle babam, kaynak olarak Viking kadınları hakkında edebiyatın uzun bir tarihinden yararlanıyorlardı: güçlü ve elinden iş gelen, erkekler uzaktayken onlardan bağımsız ve şartlar gerektirdiğinde savaşçı rolünü üstlenen kadınlar. “Prenses” kelimesini bir hakaret olarak tanımlamak feminenliğe dair bir ikilemi yansıtıyor ve tabi ki en eski Viking yazını da bunu yapıyor. Binlerce yıl önce kadınların -ya da herhangi birinin- tam olarak nasıl davrandığını, düşündüğünü ve hissettiğini bilmek imkansız olsa da, gerçek Viking kadınları zamanlarının sözlü edebiyatını ve onu kaydeden yazılı edebiyatı etkilediler.

Viking Dönemi’nin MS 793’te Lindesfarne’deki İngiliz Manastırına yapılan bir saldırıyla başladığı ve MS 1066’da Norman işgaliyle son bulduğu kabul edilir. Bu dönemden kaynaklar arkeoloji, anıtlara kazınmış rünler ve Vikinglerle karşılaşmış kültürlerin -ya kaşifler ya da Viking akınlarının kurbanları- yazılı kayıtlarıdır. Vikinglerin edebi mirası İzlanda destanlarından ve ortaçağ İzlandasının yazılı diğer eserleriyle kayıtlara geçmiştir. Bunlar Avrupa’nın ilk romanları sayılabilecek düz yazı anlatılarını, tarihlerini ve Vikinglerin oluşturduğu bazı şiirleri içerir. Bütün bu materyal anlattıkları çağdan birkaç yüzyıl sonra yazıya dökülmüş olmuş olsa da, hikayelerin kökleri eski sözlü geleneklere dayanır.

Dönemin kaynaklarından biliyoruz ki, zamanın diğer kadınları gibi, çoğu Viking dönemi kadınının hayatı da ev halkı ve çocuklar etrafında dönüyordu. Kadın mezarlarında bulunan eşyaların çoğu iğne iplik, sarmallar, mücevherat, mutfak araçları ve ev sahibinin gücünü simgeleyen bir deste anahtarı içeriyor. Viking dönemi İskandinav kadınlarının büyük bir çoğunluğu, hayatlarını kadının tipik görevlerini yaparak geçiriyorlardı: çocuk doğurmak ve yetiştirmek, yemek ve temizlik yapmak, ve ailelerinin üstünü başını temiz tutmak.

Viking yazınında kadının görünüşü bunun ötesine gidiyor, dönemin ev kadını da olsa etkili bir güç olabiliyor. Kadın yüzlerce adamı beslemek için evdeki kaynakları askerileştirdi, ve İzlanda destanlarında da rolü sıkça buydu: ikisinin de hayatındaki erkekleri için sonuçları olan, ya cömert ya da yetersiz ve kötü huylu bir ev sahibesi.

Kadınlar ayrıca hayatta kalan ruhani yazında da anahtar bir konuma sahipler. Prose Edda ve Poetic Edda, İskandinav Mitolojisine dair ana kaynaklarımız; “edda” kelimesi Eski İskandinav dilinde (başka anlamları da olsa) büyük büyükanne anlamına geliyor, belki de bu eserlerin çok yaşlı kadınların bilgeliğine dayandığını ima ediyor. Dahası, Poetic Edda, Voluspa kısmında, Odin’e dünyanın yaratılış mitinden bölümler anlatan Volva’yı (Kahin ya da büyücü kadın) içeriyor.

Erkekler kadar kadınlar da Viking yazınını yarattılar. Viking dönemindeki Skaldlar (İskandinav halk ozanları) ilk dönem İrlanda tarihindeki ozanlara paraleller. Skaldik nazım, zengin imgeler ve aliterasyonlarla savaşçı sınıfın maceralarını takdirle anan, savaşçılığa özgün bir biçimdi. Skaldların çoğu erkekti, lakin ortaçağ İzlandası yazınından dört kadın Skald’ın şiirleri de elimize geçmiş bulunmakta. Sıklıkla ironik bir şaşırtmacayla da olsa, kadınların dizeleri, erkeklerin anılaştırdığı aynı savaşları ve deniz seferlerini anlatıyor -örneğin, limanı terk etmekte başarısız olmuş bir adamın seyahati-. Başka bir kadın şair de Skaldik nazımın mecaz ve deyimlerini oğlunu suçlu ilan etmesin diye bir krala yalvarmak için kullanıyor, erkeğin destansı nazım biçimini bir annenin kullanımına sunuyor. Dört rakamı genellemek için çok az, fakat şunu söyleyebiliriz ki bu kadın Skaldlar daha sonra yazı halinde kayıtlara geçecek şiirleri için gereken saygıyı gördüler ve tipik maskülen bir edebi türe hakimlerdi.

Viking yazını aynı zamanda kadın kaşifleri de kapsıyor. Vinland Destanları tarafından kanıtlanmış ve Kanada, Newfoundland’teki L’Anse Aux Meadows’taki bulgularla onaylanmış Gudrid adında bir kadın Yeni Dünya’ya giden gezginler arasındaydı. İzlanda yerleşkelerini anlatan kitap Landnámabók’a göre kadınlar İzlanda’nın en erken İskandinav yerleşenleri arasındalardı. Laxdaela Destanının ana karakterlerinden Çok Düşünen Aud da bu yerleşmeciler arasındaydı. Destanın çoğu detayı sorgulanabilse de, varlığı çoğu kaynakta kanıtlanmış bir kadının Viking Çağının sonunu aşarak hafızalarda yaşadığı bir gerçek. Aud, kendine toprak talep etmiş, büyük bir topluluğu kendi yanına çekip yönetmiş ve asil bir erkeğin elde edebileceği birçok liderlik gücünü çoğunlukla elde edebilmişti.

Viking Dönemi İzlandasında geçen ve 12. yüzyılda yazıya dökülen Laxdaela gibi destanlarda, kimi zaman erkek kıyafetleri giyen, sert ve kavgacı kadınlara rastlıyoruz. Bu masalların çoğu aileleri ve nesilleri kontrolden çıkaran kan davaları çevresinde dönüyor ve kadınlar sıklıkla isteksiz kocalarını ve erkek aile bireylerini harekete geçiren karakterler. Erkekleri savaşa sürükleyen kadınlar Yunan Helen’den İrlandalı Morrigan’a kadar görülen bir edebi araç ve savaşın ahlaki sorumluluğunun yükünü erkek savaşçıların üstünden kaldırmanın bir yolu olarak işliyor.

Hristiyan dönemlerde yazılan İzlanda destanları Pagan bir geçmişi anlatmak için yazılıyordu. Bir anlatıdaki kan davası, kurallara esir Orta Çağ İzlanda halkının anlaşmazlıklarından çok daha fazla heyecan vericiydi. İyi bir Hristiyanın kan davasını onaylama konusunda biraz kararsızlık yaşaması beklenebilir, ve bu kahraman adamlar hınçlı kadınlar tarafından kışkırtılmışlarsa, bu o adamların suçluluğunu azaltır. Bu kadınlar destanlarda her zaman negatif bir biçimde görünmediği halde, onurunu göz ardı etme tehlikesi yaşayan bir adamı sık sık onurunu korumaya teşvik ettiler.

Savaşçı Viking kadınlarına dair elimizde olan çoğu tasvirin edebi kaynağı, klasik Amazon fikrini İskandinav efsanelerine yamayan, Valkür’ü bir savaş gözetleyicisinden başına buyruk bir savaşçıya dönüştüren Gesta Danorum’un yazarı, Saxo Grammaticus olarak bilinen Danimarkalı bir 13. yüzyıl keşişi. Bunu pagan İskandinavları gelişmemiş, günahkar, Tanrı’nın kadınlar ve erkekler için olan planlarına karşı gelen insanlar olarak resmetme yolu olarak gerçekleştirmiş olabilir, ama aynı zamanda bugüne kadar akıllarda yer edinen Lagertha (History Channel’ın Vikings programında çıkıyor) gibi bir kadın kahraman da yaratmış oldu.

Valkür tam olarak “ölüyü seçen” anlamına geliyor. Valkürler aynı zamanda Odin’in Valhalla’sında -savaşçıları için cenneti- savaşçılara hizmet eden doğaüstü kadınlar. Viktoryen sanatta sık sık savaşçı olarak tasvir edilirken Eddalarda, Valhalla’da ev sahipleri olarak tasvir ediliyorlar. Başka masallarda, Valkürlerin daha korkunç fakat hala tipik bir şekilde feminen bir görevi var: dokumaların üstüne ölülerin iç organları işlemek.

Kadın savaşçılar, özellikle onurun ve feminenlikten sakınmanın erkeklerin davranışlarının yaptırıcısı olduğu aşırı maskülen Orta Çağ dünyasında, nüfuzlu ve cinsel tesiri yüksek birer fanteziydi. Kadın savaşçıları içeren anlatılarda, onları eş ve annelere dönüştürmek sık sık erkek kahramanın görevidir ve kadınların buna razı gelmesi erkekliklerini arttırır. Kadın savaşçılar, en azından günümüze ulaşan anlatılarda, asla hikayelerin merkezindeki kahramanlar değil; duygusal çelişkileri olan, baştan çıkarılmaya çalışılan figürlerdir.

İskandinav efsanelerinde Skadi, Aesir tanrılarından biriyle evlenen bir devdir. Aesir’e kılıç ve zırhla, intikam arayarak gider. Bunun kadınların bazen kılıç kuşandıklarını ya da Skadi’nin bu yanının, onun dev doğasına uyacak şekilde, ucube ve doğal olmayan yanını anlatmaya çalışıp çalışmadığı bilinmemekte. Erkeklerin yokluğunda ya da acil durumlarda kadınlar, kendilerini korumak adına silahlara sarılmış olabilirler. Hatta kimi kadınların kariyer olarak bile silahlanmış olmaları mümkün, fakat buna karşı çok toplumsal baskı da olurdu. Yine de, bu birkaç örnek onların hayatta kalmış yazındaki ölçü dışı varlığına ilham olmuş olabilir.

Tıpkı bugün filmlerde erkek ve kadınların modern dünyadaki rollerini yansıtan, fakat dürüstçe aktarmayan, hem erkek hem de kadının güçlü olduğu kurguları sevdiğimiz gibi, hikayelerini yazıya döken Vikingler ve ortaçağ İzlanda halkı da bunu seviyordu. Viking Çağı İskandinavyasındaki kadınların aldığı bütün rolleri bilmek imkansız, fakat onları yansıtan yazındaki etkilerini görebiliriz. Çok Düşünen Aud ve Gezgin Gudrid gibi kadınlar;ikisi de, hem karakter hem de onların ortaya çıkmasına ilham olan gerçek kadınlar olarak olağanüstüler ve benim için, bir çocuk olarak, sıkıntılara direnmeyi öğrenme ve şikayetçi olmadan sıkı çalışma konusunda iyi birer örnekler.

 

Yazar: Linnea Hartsuyker

Çevirmen: Damla Borteçen

Kaynak: https://lithub.com/to-live-like-the-women-of-viking-literature/