Venüs’teki yaşam belirtisinin etkileri neler?

Venüs’teki yaşam belirtisinin etkileri neler?

Venüs gezegeni, tartışmaya açık bir şekilde efsanevi tenis yıldızından ya da kadın tıraş bıçağı şirketinden daha az ilgi çekti – bu Venüslerin ikisi de en azından kablolu TV’de bol bol yayın yaptı.

Ama Güneş’e en yakın ikinci gezegen? Eh. Hiçbir zaman Satürn’ün halkalarının yarattığı cazibeyi yayamadı ya da Mars gibi uzay merkezli popüler kültüre hükmetmedi.

Yıldız haritaları okuyan 70 milyon Amerikalı için, Akşam Yıldızı olarak adlandırılan bu gezegen çoğunlukla astrolojik fal ile ilişkilendirildi. Adını Roma aşk tanrıçasından alan bu gökcisminin, kalbin dünyevi meselelerine yön verdiği düşünülüyor. (Söz konusu tanrıçanın hikâyesinin kökeninde romantizmle alakalı bir şey olmaması da biraz ironik. Efsaneye göre cinsel organları denize atıldıktan sonra, gökyüzünün babası Uranüs’ün hadım edilmiş testislerinden doğmuş.)

Ancak Eylül ayında, Venüs sözde bilimsel yıldız gözlemcileri için kozmik yem olmaktan öteye geçti. Nature Astronomy dergisinde, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’dan birkaç gezegen bilimcileri, gezegenin bulutlarında fosfin gazının varlığını öne süren teleskopik gözlemlerini bildirdi. Bu haberler, Kaptan Kirk’ün Klingonlar ile barış görüşmesi yaptığından beri görülmeyen galaksiler arası şok dalgalarına sebep oldu.

Delaware Üniversitesi’nde fizik ve astronomi doçenti olan Sarah Dodson-Robinson, konu hakkında “Kesinlikle heyecan verici bir keşif. Yeryüzünde bu gaz biyolojik organizmalar tarafından üretiliyor – tek kaynak bu. Yani bu potansiyel bir mikrobik yaşamın işareti olabilir.” dedi.  Robinson, doğrudan fosfin araştırmalarında yer almasa da, gezegen oluşumunu inceliyor ve daha önce NASA ve Ulusal Bilim Vakfı ile ortaklık içerisindeydi. 

Kaya gibi sert olan turuncu Venüs‘ün Dünya’nın ötesinde yaşam arayışı söz konusu olduğunda NASA’nın umut vadeden gök cisimleri aday listesine hiç girememe durumu göz önünde bulundurulduğunda bu oldukça kayda değer bir keşif. 880 Fahrenhayt derecesinde olan gezegen, kurşunu eritecek kadar da sıcak. Aynı zamanda asit yağmuruna sebep olan sülfürik bulutlara ve yüzde 96 oranında karbondioksit içeren acımasız bir atmosfere de ev sahipliği yapıyor. Bunun anlamı nedir? Dodson-Robinson, “Venüs’ün yüzeyinde durursanız, ezilirsiniz,” dedi. Başka bir deyişle, burası dünyalıların keşfetmesi kolay bir yer değil ve zaten hiçbir zaman bu kadar yaşanabilir bir yer olarak görülmedi.

Şimdiye kadar.

Dodson-Robinson, süreci takip etmenin önemini vurgulamış olsa da – bazı bilim adamları bulunan gazın gerçekten fosfin olup olmadığını sorgularken, bazıları da kaynağının volkanik patlamalar ya da başka bir jeolojik süreç olabileceğini öne sürüyor – bu raporun büyük olasılıkla NASA’nın Venüs’e karşı tekrar ilgisinin artmasına yol açacağını söyledi. Aynı zamanda kendi çalışmalarını da etkileyecek.

“Şu anda, diğer yıldızların yörüngesindeki Dünya benzeri gezegenler için bir araştırma yapıyorum ama Venüs benzeri gezegenleri görmek kolay olduğu için aslında aramak da daha kolay.” dedi ve ekledi, “Belki de bu keşif, sadece yaşama elverişsiz şeklinde yazmak yerine, Venüs benzeri gezegenler hakkında daha fazla heyecanlanacağımız anlamına geliyor. Hayal gücümüzü daha fazla olasılıklara açıyor ve bu gerçekten motive edici. “

Bu araştırmanın etkileri yalnızca astronomi alanıyla sınırlı değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler alanında da soruları gündeme getirdi.

Fosfin bulgularının kamuoyuna açıklanmasından kısa bir süre sonra, Rus uzay ajansı başkanı Dmitry Rogozin, Venüs’ü bir “Rus gezegeni” olarak gördüğünü belirtti. Gerekçesi ne mi? Sovyetler Birliği birden fazla görev gönderdi ve gezegenin yüzeyine inen tek uzay aracını fırlattı- buna Venera 7 adı verildi ve 1970 yılında Venüs atmosferinin sıcaklığını ölçtü. Bu açıklamanın hemen ardından, Rusya’nın potansiyel bir egemenlik iddiasının temellerini attığı yönünde spekülasyonlar başladı.

Peki, bir ülke gerçekten bunu yapabilir mi?

UD’de siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler doçenti olan Matthew S. Weinert, “Rusya’nın bu konuda Venüs veya herhangi bir gök cismi üzerinde hak iddia edip edemeyeceğine dair kısa cevap, hayır olmalıdır” dedi. Kozmik parçalar üzerinde hak iddia etmeyi yasaklayan bir yasadan alıntı yaptı. 1967’de Birleşmiş Milletler üyeleri, herhangi bir ulusun gök cisimleri üzerinde kullanım, işgal veya başka yollarla egemenlik iddiasında bulunmasını yasaklayan Dış Uzay Antlaşması’nı müzakere ettiler.

Bu antlaşma, 1976 yılında sekiz ekvator ülkesinin, uyduların Dünya’nın 36.000 kilometre yukarısındaki sabit konumda bulunan yörüngede konumlandığında alarma geçmesiyle test edildi. Bogota Deklarasyonu ile bu ülkeler, bu yörüngeyi hava sahalarının bir uzantısı olarak talep ettiler ve egemenliklerini ilan ettiler. Ancak, uzay boşluğuna el konulmaması uluslararası hukukta güvence altına alınmış olduğundan dolayı ve zaten bir yörünge üzerinde kontrol sağlamanın bir yolu olmadığı için – bu beyanın tutulacak yanı yoktu. Benzer şekilde Weinert, Venüs hakkındaki herhangi bir modern iddianın “anlamsız bir hareket” ten başka bir şey olmayacağını söyledi.

Dolayısıyla, Venüs’teki fosfin uluslararası bir çatışmanın kaynağı olmayabilir, ancak çok daha çekici bir şeyin kaynağı olabilir: Umut. Çünkü gökbilimcilere göre, Venüs her zaman cehennem gibi sıcaklıklara ve ezici bir atmosfere ev sahipliği yapmadı. Milyarlarca yıl önce, bu gezegen yüzey okyanusları ve hatta belki de canlılarıyla ılıman bir yerdi. Fakat sonra, güneş parlaklaştıkça bu okyanuslar kaynadı. Eğer bu gerçekleştiğinde Venüs’teki yaşam tamamen ortadan kalkmadıysa – bulutlarda var olan mikrobik bir forma dönüştüyse – o zaman, belki de aynı şey (açık eden bilgi uyarısı) Dünya okyanusları yaklaşık bir milyar yıl içinde kaçınılmaz olarak kaynadığında da geçerli olacaktır.

Tabi ki, Dünya’da bildiğimiz hayatın er ya da geç yok olacağı fikrini herkes rahatlatıcı bulmayabilir ama öyle olsa bile, belki böyle bir durum tamamen söz konusu değildir. Bazıları için nihai sınırla ilgili herhangi bir tartışma, insanlığın evrendeki sonsuz küçüklüğünün rahatsız edici bir hatırlatıcısıdır.

Psikoloji ve beyin bilimleri profesörü, aynı zamanda UD’nin Unidel A.Gilchrist Sparks III Sosyal Bilimler Başkanı Jean-Philippe Laurenceau, “Başka bir yaşam formuyla karşılaşmak, evrenin uçsuz bucaksız ve bizden çok daha fazlasının olduğu hissini – önemsiz olduğumuzu tetikleyen bir his – tetikleyebilir. Bu, kişinin kendi ölümlülüğüne odaklanmasını tetikleyebilir ve bu da kaygı uyandıran bir durum olan belirsizliğe yol açar. İnsanlar ne zaman böyle hissetse, daha emin hissetmenin yollarını ararız. Çevremiz üzerinde kontrol sahibi olmak isteriz.” dedi. Laurenceau, hem klinik psikolog hem de ilişki terapisti olarak eğitim almıştır.

Laurenceau, bu Venüs haberlerinden dolayı daha fazla Amerikalının astrolojiye yönelmesinin olası olduğunu, insanların varoluşları üzerinde daha fazla kontrol aradığı yollardan biri olabileceğini ekledi. Uygulamanın bilimsel olarak temelsiz olması önemli değil, din değiştirenler yıldızların sözde falcılık gücüyle kendilerini avutuyorlar.

Laurenceau’a göre bu inanç, potansiyel olarak zarar veren, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet haline gelebilir. Venüs bu hafta ilişkinizin patlayacağını tahmin ederse, eşinizin ağzı açık bir şekilde bir şey çiğnemesine veya mutfak tezgâhında kirli çoraplar bırakmasına odaklanmaya başlayabilirsiniz. Cuma gününe kadar, “sorun sende değil bende” epostasını atmış olursunuz.

Laurenceau, “Astroloji bizi etkiliyor çünkü bilişsel yanlışlar ve hatalar yapmamıza neden oluyor” dedi. “İlişkimizin, yıldızlarda yazıldığı için bittiğine inanıyoruz, partnerimizin olumlu davranışlarını bir kenara bırakıp olumsuzluklara odaklandığımız için değil.”

Peki, insan bir kişinin yıldız haritasına takıntılı değilse, başka bir gezegendeki olası yaşamın heyecan verici, rahatsız edici, düşündürücü haberleriyle başa çıkmak için ne yapabilir?

Yeni başlayanlar, hazır olun. Bu, meteorun yalnızca görünen kısmı denebilir.

Dodson-Robinson, “Venüs üzerindeki olası fosfin keşfinin yanında, gezegen astronomisinde de gerçekten heyecan verici bir zaman. Cidden birçok harika şey oluyor.” dedi.

Kaynak: Phys.org

Yazar: Diane Stopyra

Çeviren: Ayşenur Ören

Düzenleyen: Ceren Berk

Leave a comment