Donald Watson,  The Vegan Society kurucusu.  2 Eylül 1910 – 16 Kasım 2005

 

“Vegan” kelimesi, kısıtlama ve şerh olmaksızın şiddetsizlik, sosyolojik bilinç ve empati ilkelerini temsil eder. Geniş ve kapsayıcı bir bakış açısı için somut bir kulp olması amacıyla desteklediğimiz bir kelimedir. Hem aktivizmin başlangıcını hem de üzerinde çalıştığımız sonuca işaret etmektedir.

Donald Watson’un mirası, hareketimize bir ismin verilmesinin ötesine uzanır, ancak “vegan” terimini yaratmak kesinlikle onun en göze çarpan ve belki de en geniş alana yayılan katkılarından biridir. Şiddetsizliği benimsemiş olan barışçıl bir harekette kesin bir cetten bahsetmek zor olsa da, günümüzün ve yarının veganları, Watson’ı prensiplerimizin oluşması ve yaygınlaşması açısından büyük bir katalizör olarak görebilir.

Watson, çoğu kişinin halen olduğu gibi, hayvansal ürünleri düzenli olarak tüketen, buna hayatın hayvanların çektiği acıyı ve sezgilerini görmezden gelen bir gerçeği gibi bakan aile ve komşular arasında büyüdü. 2003 yılında George D. Rodger ile yaptığı bir röportajda, amcasının çiftliğini ziyaret ettiğini ve orada yaşayan her bir hayvan türüne atanan “amaç” hakkında bilgi aldığını anımsar:

“En eski hatıralarımdan biri, George Amca’nın çiftliğindeki ilginç hayvanlarla çevrili olduğum tatiller. Hepsi bir şey ‘sağlardı’: çiftlik atı toprağı sürerdi, daha hafif atlar çul taşırdı, inek süt ‘verirdi’, tavuklar yumurta ‘verirdi’ ve horoz yararlı bir ‘çalar saat’ olurdu – o zamanlarda farkedemediğim başka bir işlevi de vardı. Koyun yün “verirdi”. Domuzların ne verdiğini asla anlayamadım, ama cana yakın yaratıklar gibi görünüyorlardı – beni gördüklerine hep sevinirlerdi. ”

Bu hayvanlarla olan ilişkisi, insan dünyasındaki itaatkâr konumlarını sorgulamasının temeli olacaktı. Watson, on dört yaşındayken amcasının çiftliğinde domuz kesimine tanık olduktan sonra 1924’te vejetaryen oldu. Bu önemli anın bir çocuk olarak onun için yarattığı bilişsel uyumsuzluğu, çiftliğin yarattığı pastoral yanılsama ile asıl amacının acımasız gerçekliği arasında kalmış olarak tanımlar:

“Domuzlardan birinin öldürüldüğü gün geldi: Tabii ki, çığlıklar da dahil olmak üzere tüm sürecin hala canlı hatıraları var. Beni şaşırtan tek şey, takdir ettiğim George Amcamın ekibin bir parçası olmasıydı. Çiftliklerin ve amcaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar verdim: bu pastoral sahne, her yaratığın günlerinin artık verecek bir şeyi kalmayana kadar sayılı olduğu bir ölüm hücresinden başka bir şey değildi. ”

Vejeteryan olma kararı ile, Watson hızla azınlığa itildi. Ebeveynleri seçimlerini asla benimsemese de, kardeşleri nihayetinde vejetaryenliği benimserken, savaş sırasında yeşilaycı ve vicdani retçiler haline geldiler. Bu ilerici politikalar, Watson’un annesini “ördek yumurtlamış olan bir tavuk gibi hissettiğini” söylemeye teşvik etti.  

Watson’un çiftlik hayatı ile ilgili gözlemleri ve hayvanlarla olan ilişkileri, acı ve anlam doludur. Daha sonra genç yaşta, doğrama çıraklığı yaptığı sırada, bir kaz ile bağ kurar. Öğle yemeklerinde atölyede bir araya gelme ritüellerini hatırlar ve kazın ölümü hakkında içtenlikle  konuşur:

“[Kaz] atölyeye gelirdi, öğle yemeğimi yerken, biçme taburesinde oturur, öğle yemeğimi benimle paylaşırdı ve arkadaş olduk. Hala bir yerlerde onun bir fotoğrafı var. Bir gün, iki ya da üç yıl sonra, yaşlı Albert, kolunun altında bu kazla atölyeye geldi ve daha sonra kazın vücudunu bacaklarının arasına aldı. Kaz ne olacağını anlamamış şekilde çırpınır oldu. Ardından Albert’ın, “Bu sefer olmaz, oğlum” dediğini duydum. Kaz tüm tavuklarla aynı yola gitti, belki beş dakika çırpındı, ve onunla olan arkadaşlığımın sonu geldi. ”

Bu tezat ve anlaşmazlık anları, Watson’u normatif uygulamaları sorgulamaya ve Dünya’daki zamanında daha huzurlu, daha tutarlı ve rasyonel bir varoluş arayışına teşvik etti. Watson, hiçbir zaman dinsizliği reddetmiş veya reddetmemiş değildir. Ateizm için çok ürkek olduğunu ve bu yüzden de agnostik kaldığını belirten Watson, bir sonraki kuşağa ahlakı intikal etmeden sorumlu bireylerin ve kurumların, ahlaki sahanın kapsamını belirlemede uzakgörmez olduğuna dikkat çekmiştir.

“Ebeveynlerim veya aile büyüklerimden, 22 amca ve teyzemden veya 16 kuzenimden yahut öğretmenlerimden veya bölge papazından, ‘Tanrı’nın yarattıkları’ ve onlara vazifelerimiz hakkında herhangi bir şey duymadım.”

Watson yetişkinliğinde vejetaryen çevrelerde aktif hale geldi ve ilk defa hem yumurta hem de süt ve hayvan etinden kaçınan birkaç tuhaf vejeteryanla tanıştı. Süt endüstrisinin “biyolojik mekaniği” hakkında bilgi sahibi olduktan sonra bu uygulamayı benimseyerek, vejetaryen toplumda “süt ürünü tüketmeyen vejeteryenler” için bir kısım oluşturmaya çalıştı, ancak direniş ve düşmanlıkla karşılandı. Bir takım eleştiriler, bu yeni diyetin sağlıksız ve zarar verici olduğunu – belki de yüzyılın ortalarına denk gelen “proteini nereden alıyorsun?” sorusunda denk olarak – belirtti. Elbette, o zamandan beri bilimsel araştırmalar, makul bir vegan diyetin mükemmel bir şekilde sağlıklı olduğunu ve hayvansal ürünleri içeren diyetlere göre birçok avantajı olduğunu göstermiştir.

1. Dünya Savaşı sırasında Watson, “ulusun hayatı için çalışırken hiç tanımadığı insanları öldürmemenin” bir yolunu bulmayı umarak bir vicdani retçi olarak kütüklendi. İngiltere’de öğretmen olarak kaldı vegan savunuculuğunu geliştirmeye devam edebildi.

1944’te Watson, muhafazakâr vejetaryen hareket içinde varolmayan süt ihtiva etmeyen bir kısım oluşturmak için çaba harcamayı bıraktı ve bunun yerine, diğer ‘süt tüketmeyen vejetaryenler’ ile yeni ve tamamen özerk bir savunuculuk grubu oluşturmaya karar verdi. Bu yeni grup, neyse ki isimlerini geliştirmeye karar verdi. Meseleyi o zamanlar nişanlısı Dorothy Morgan’la tartışırken, çift “vegan” kelimesini buldu. Yine de, “vegan” kelimesi yer tutucu görevi görüyordu. Mihenktaşı olan The Vegan News dergisinin ilk sayısında, Watson okuyucudan ek isimler talep etti. Yanıtlar “dairyban, vitan, benevore, sanivore, beaumangeur” dahil olmak üzere çeşitli ve renkliydi. Mutlu bir şekilde, vegan ile devam etmeye karar verdiler.

Watson, ilk iki yıl boyunca, haber bülteni The Vegan News’ü neredeyse tek başına yazıp düzenleyerek Vegan Society’nin arkasındaki itici güç oldu. The Vegan News‘ün ilk sayısı, değişim, eleştirel düşünme ve kasti kararlar için coşkulu ve net bir çağrıda bulunmuştu. Veganizm bu dört sayfalık yayın ile kamusal söylem alanına girdi. Üretim değerinden yoksun olmasına rağmen, The Vegan News, hayvan sömürüsünün şu anki durumundan bahsederken kaçınma veya edebi kelam olmaksızın cesur bir duruş sergiledi:

“Şu andaki uygarlığımızın, hayvanların sömürüsü üzerine inşa edilmiş olduğunu görüyoruz, tıpkı geçmiş uygarlıkların kölelerin sömürülmesi üzerine kurulmuş olduğu gibi, ve insanın ruhsal kaderinin, zaman içinde, hayvanların bedenlerinin ürünleri ile beslenmiş olmaları fikrine tiksinti ile bakacağı noktaya geleceğine inanıyoruz.”

The Vegan News‘ün ilk sayısı Vegetarian Messenger’da yayımlanan bir araştırmadan alıntı yaparak başladı: “Güçlü deliler gösteriyor ki bu ürünlerin üretimi son derece hisli canlıların acımasızca sömürülmesi ve katledilmesiyle yapılıyor. Süt ürünleri elde etmek için öldürmenin gerekli olmadığının mazeret olarak gösterilmesi, hayvansal tarım yöntemlerini bilenler için savunulamaz.” Bu, günümüzde de doğruluğunu kaybetmiş deği. Bir sınıf varlığın -pastoral illüzyonlar ve çiftlik hayatına dair düşlere aldırmadan- hakimiyet sürdüğü, hatta diğerlerine sahip olduğu bir sistem şiddet ve boyun eğdirme üzerine inşa edilir.

Vegan News, “Grubumuzun amacı, ahlaki, güvenli ve mantıklı olduğunu düşündüğümüz bir reform için bir dava sürdürmektir. Bunu yaparken kuşkusuz süt ürünleri ve yumurta kullanımını neden kınadığımızı belirtmemiz gerekiyor. Karşılığında eleştirilmeyi bekliyoruz. Başkalarını dönüştürmeyi başaramazsak, bundan endişe duymayacağız, ama onların haklı olduğumuzu bilmeleri durumunda, bundan endişe duymaları gerektiğini düşünüyoruz.” diyerek devam ediyor.

Bu, devam eden bir tartışmanın merkezinde olduğu için daha fazla tefekkür içerir. Pek çok vegan, veganlık hakkında başkalarına nasıl yaklaşılacağı, ahlaki ve mantıksal tutarsızlıklara nasıl dikkat çekileceği, senelerdir sebepsiz yere öldürülen milyarlarca hayvanı savunma konularında sıkıntı yaşıyor. Bazı veganlar ve vegan örgütler, bu karşılaşmalara ilk adım olarak veganizmi savunmaktan ziyade “uzlaşmacı” bir strateji edinerek yaklaştılar.

Tereddüt olasılığını öngören Watson şunları ekliyor:

“Ortak bir eleştiri, reformumuz için zamanın henüz olgunlaşmamış olmasıdır. İnsan kararlılığı tarafından olgunlaşmadığı sürece, herhangi bir reform için zaman olgunlaşabilir mi? Wilberforce köleliğe karşı mücadeleye başlamadan önce ‘olgunlaşma’ zamanını bekledi mi? Edwin Chadwick, Lord Shaftesbury ve Charles Kingsley, temiz su ve banyoların ilerleme sağlayacağı konusunda kamuoyunu ikna etmeye çalışmak için böyle bir anı beklediler mi?”

Watson, hayvan sömürüsüne ciddiyet getirdi ve terimin en geniş anlamıyla veganizmi temel sosyal adalet için diğer mücadelelere açıkça bağladı. Watson’ın bize hatırlattığı üzere değişim, bireysel olarak olduğu kadar kolektif çaba ve kararlılık olmadan da gerçekleşmez. The Vegan News‘ün ilk sayısı, şiddetsizliğe karşı gerçekten kapsamlı bir hareketin başlangıcına işaret etmenin yanı sıra, ahlaki bir rehaverin tesirli bir reddidir.

Vegan Society, kuruluşundan bu yana üyelik ve şöhret anlamında büyümeye devam etmiştir. Ancak, topluluk geliştiği sırada talihsizce ihtilaftan nasibini almıştır. Köleliğin kaldırılması akımının önemli bir savunucusu olan Gary Francione, Vegan Society’nin vejeteryan kurumlarını tanıtan reklamları yayınladığını öğrendiğinde bu hareketin “topluluğun 1944 yılında kurulma sebebi ve kökeniyle açık ve net bir şekilde çatıştığını” belirterek web sitesinde bir dizi rahatsız edici eleştiri yazdı.

Watson ölmeden önce veganları “veganlığın ne anlama geldiğine dair geniş bir görüş” edinmeye teşvik etti ve bize bir diyetin çok ötesinde, veganlığın şiddetsizlik ilkelerini kucakladığını hatırlattı. Vejetaryenler için, Watson “lakto-vejetaryenliğin, et yemekle gerçekten insancıl, uygar bir diyet arasında, başarıya giden yolun yarısı” olduğunu belirtiyor. “Yeryüzündeki yaşamımızda “tatminkar yolculuğa” ulaşmak için yeterince evrimleşmeye çalışmalıyız.” diyen Watson, 16 Kasım 2005’te, 95 yaşında öldü. Belki de kendi mirasını kendi sözleriyle hatırlamak en uygun olanıdır. Rodger tarafından en çok gurur duyduğu başarılar sorulduğunda Watson şöyle cevap verdi:

“Aklıma koyduğum şeyi başarmak: yalnızca insanlığın ve yaradılışın geri kalanı için değil, insanoğlunun bu gezegende daha uzun süre hayatta kalma beklentisini değiştirebilen yeni ve büyük bir harekete başlamada yararlı olduğumu hissetmek.”

 

Yazar: Christine Wells

Çevirmen: Nilban Bora

Kaynak: Gentle World Vegan Intentional Community and Educational Organization