Veba sanatının bugün hakkında bize anlattıkları

Veba sanatının bugün hakkında bize anlattıkları

metin, bina, kişi, kalabalık içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Sanatçılar yüzyıllar boyunca salgın hastalıkları nasıl resmettiler ve bu sanat eserleri o zamanlar ve bugünler hakkında bize neler söylüyorlar? Emily Kasriel, Kara Ölüm’den günümüze veba sanatını inceliyor.

Toplulukları görünmez bir düşmanla boğuştuğu sırada sanatçılar, vebaların neden olduğu plansız yıkımı çoğu kez anlamlandırmaya çalışmışlardır. Sanatçıların şahit oldukları dehşetleri yorumlamaları zaman içinde tamamıyla değişse bile salgın hastalığın özünü ele geçirme arzusu olduğu gibi kalmıştı. Bu sanat eserleri aracılığıyla sanatçılar vebayı o kadar da şekilsiz, anlaşılmaz ya da korkunç olmayan yeni bir biçime soktular.

Tarihin çoğu aşamasında sanatçılar salgın hastalıkları içinde yaşadıkları derin dinî çerçevede tasvir ettiler. Avrupa’da Kara Ölüm’ü betimleyen sanat, başlangıçta vebanın günahkârlara ve toplumlara vereceği cezanın uyarısı olarak görülüyordu. İleriki yüzyıllar ise sanatçıya yeni bir rol getirdi. Görevleri, yürekli bakıcıları methetmek ve heveslendirmek için sonraları İsa’nın kendisiyle ilişkilendirilen veba kurbanlarıyla empati kurmayı teşvik etmekti. Güçlü duygular oluşturmak ve salgını atlatmak için gereken üstün gücü göstermek, acı çeken toplumları koruyup teselli etme yollarıydı. Modern zamanlarda ise sanatçılar, etraflarına yayılmış olan salgın hastalıklara nasıl tahammül edip direndiklerini göstermek için otoportreler yaptılar. Böylece kendilerini temsil edebilme duygusunu geri kazandılar.

Sanatçılar, yaratıcılıkları aracılığıyla, bakıcıların rolünün yanı sıra, yaşamın hassaslığı ve ilahi olanla ilişki üzerine sorularla da mücadele ettiler. Covid-19’un hayatımızda olduğu bugünlerde bu tarihi tasvirler, bu sorular üzerinde kafa yormak ve kendimizinkileri sormak için bir fırsat sağlıyor.

Bir uyarı olarak veba

Çok az insanın okuyabildiği zamanlarda, merak uyandıran hikayesi olan çarpıcı tasvirler, insanları cezbetmek ve onları Tanrı’nın itaatsizliği cezalandıran gücünün enginliğiyle etkilemek için oluşturulmuştu. Vebadan ölmek Tanrı’nın sadece kötülüğe verdiği bir ceza değil, aynı zamanda kurbanın öteki dünyada sonsuz bir ızdıraba katlanacağının işareti olarak görülüyordu.

harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Bu erken dönem resimli el yazması Kara Ölüm’ü tasvir ediyor. (Louise Marshall izniyle/ Archivo di Stato, Lucca)

Bu tasvir, Avrupa’da en tahripkâr zamanlarında tahmini olarak 25 milyon insanı öldüren Kara Ölüm salgınının ilk Rönesans sanatı resimlerinden biri. 14. yüzyılın sonlarında Tuscany’de boyanmış bu resimli el yazmasında şeytanlar, karmakarışık insan yığınına korku salmak için oklar atıyor. Öldürme anı, bir ok kurbanlardan birinin kafasına tam saplanmak üzereyken bize gösteriliyor. Oklar, Eski Ahit ve Yunan mitolojisindeki ok metaforlarından cömertçe yararlanarak hastalık, felaket ve ölümü simgeliyor.

“Bu veba anlayışında kıyamet, insanlığın nihai menfaatini sağlamak için var.”

Avustralyalı sanat tarihçisi Dr. Louise Marshall, bunun gibi resimlemelerde şeytanların Tanrı tarafından insanlığı günahlarından dolayı kınamakla görevlendirildiğini ileri sürüyor. Bu tasviri gören Orta Çağ insanları, şeytanların inanılmaz güçleriyle gözdağı vermek amacıyla yeraltı dünyasından geldiğine inandıkları için kanatlı yaratıklardan çok korkarlardı.

Bu betimleme, şeytanın katliamının ayrım gözetmeyip bütün topluluğu hedeflemek için kara bulutların bozuk havasından ortaya çıktığını gösteriyor. “Bu tasvir sadece bir topluluğun kaybı değil, dünyanın sonunun kendisi için de bir uyarı görevi görüyor.” diyor Dr. Marshall. Bu veba anlayışında kıyamet, insanlığın nihai menfaatini sağlamak için var. Böylece kendi gidişatımızdaki yanlışları görüp dürüst bir Hristiyan hayatı yaşayarak ilahi iradeyi yerine getirebiliyoruz.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Veba bu 14. yüzyıl resminde bir ceza olarak betimlenmiş (Rylands Library/ University of Manchester)

Veba cezası öyküsü aynı zamanda her sene Pesah Bayramı’nda Yahudi topluluklarınca tekrardan anlatılan Yahudilerin Mısır’dan kurtuluş hikayesinin de bir parçasını oluşturuyor. Günahkâr Mısırlılara musallat edilen 10 beladan birini gösteren bu tasvir, 14. yüzyıl Haggadah tezhibinden geliyor. Bu el yazması Katalonya’daki Yahudiler tarafından yıllık Pesah Bayramı yemeklerinde kullanılmakla vazifelendirildi. Burada Firavun ve saray mensuplarından biri, Mısırlıların böcekler gibi cirit attıklarını iddia ettikleri İsrailli kölelere zulmetme günahları yüzünden çıbanlarla kaplanıyor. Din ve görsel kültür profesörü Dr. Marc Michael Epstein “bu tasvirin ayrıntılarında ortaya çıkan şiddetli ceza, üç köpeğin günahkâr Mısırlı sahiplerinin kapanmayan yaralarını yalaması” noktalarının altını çiziyor.

Veba zamanlarında yaratılan sanat eserleri en güçlüye bile ömürlerinin ne kadar hassas, geçici ve eğreti olduğunu hatırlattı. Çoğu veba tablosunda ölümün aniliğine bir vurgu bulunmakta. Ölümün kişileştirmesinin herkesi mezarlarına dans ederek götürdüğü Danse macabre (Ölümün Dansı) tasviri tekrar edilir. Ayrıca inananlara, veba onları birdenbire hayattan koparmadan önce ilişkilerini ve maneviyatlarını düzene sokmak için sınırlı zamanları kaldığı uyarısını yapmak amacıyla kum saati de yaygınca kullanılır.

Empatiye ilham veren veba

16. yüzyılın başlarında Marcantonio Raimondi tarafından oyulmuş ve Raphael’in bir eserine dayanan Il Morbetto gravürüyle veba sanatında belirgin bir gelişme yaşandı.

metin, oturma, iç mekan, eski içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

16. yüzyıl gravürü, Raimondi. (Ulusal Sanat Galerisi Washington DC)

Amerikalı veba sanatı tarihçisi Dr. Sheila Barker’a göre “bu ufak tasvir ile ilgili asıl önemli şey, yaşları ve cinsiyetlerinden ayırt edilen birkaç kişiye odaklanışı.” Bu karakterler insanlaştırılarak bizi ızdırapları için şefkat duymaya mecbur bırakıyor. Hastalara o kadar nazik bir şekilde bakıldığını görüyoruz ki biz de onların acısını dindirmek için bir şeyler yapmalıymışız gibi hissediyoruz. Bu koşulda bir sanat eseri, bulaşıcı hastalığı olan kimselerin bakımını üstlenmek gibi yapmaktan korkabileceğimiz bir şeyi yapmaya bizi ikna etme potansiyeline sahip.

Veba sanatındaki bu değişim, yeni bir halk sağlığı anlayışıyla aynı zamana denk geldi. Toplumun her üyesi korunmayı hak ediyordu, sadece villalarına kaçabilme imkânı olan zenginler değil. Kendi güvenlikleri için şehirden kaçan doktorlar cezalandırılacaktı.

Katolik Kilisesi’nin halk sağlığı gündemiyle daha uyumlu davranmasıyla 17. ve 18. yüzyıllarda bu empati konusu giderek gelişti. Veba sanatı kiliselerde ve manastırlarda sergilenmeye başladı. Vebadan muzdarip olanlar artık bizzat İsa ile anılıyordu. Dr. Barker bu tanımlamanın arkasındaki amacın “vebanın hastalık bulaştıran kurbanlarını sevmeyi öğrenerek ölen vücudun kötü kokusuna ve ölümün azametine duydukları korkuyu aşmaya rahipleri ikna etmek” olduğunu iddia ediyor. Muzdariplerin bakımını üstlenen kişiler potansiyel olarak kendilerini feda etmişler ve bu nedenle azizler gibi resmedilerek yüceltilmişlerdi.

metin, açık hava, kalabalık içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Poussin 1630-1631’de Ashdod Vebası’nın resmini yaptı (Getty Images aracılığıyla DEA / G DAGLI ORTI/ De Agostini)

İyileştirici güç

17. yüzyılda çoğu insan imgelemenin zarar verme ya da iyileştirme gücü olduğuna inandı. Fransız sanatçı Nicolas Poussin, İtalya’da bir veba salgınının ortasında Ashdod Vebası (1630-1631) tablosunu yaptı. Dr. Barker, dehşet ve umutsuzluk duygularını kışkırtan eskide kalmış trajik bir İncil sahnesinin yeniden yaratılışında “sanatçının izleyiciyi tablonun tasvir ettiği hastalığın kendisinden korumak istediğine” inanıyor. İzleyiciler, uzaklardaki bir keder için kendilerinde kuvvetli duygular uyandırarak hafifletici bir arınma yaşayacak, onları çevreleyen ızdıraba karşı bağışıklık kazanacaklardı.

Tsukioka Yoshitoshi’nin çiçek hastalığı şeytanlarına direnen bir savaşçıyı gösteren 1892 yılından eseri. (Birleşik Devletler Ulusal Tıp Kütüphanesi)

Çiçek virüsü Japonya’yı yüzyıllarca perişan etti. 1892’de yapılan bir eser, efsanevi Samuray savaşçısı Minamoto no Tametomo’nun iki çiçek virüsü tanrısı olan variola major ve variola minor’a direnmesini tasvir ediyor. Dayanıklılığı ve cesareti ile bilinen savaşçı, güçlü ve kendinden emin resmedilmiş: İçgüdüsel olarak kırmızı süslü giysiler giymiş, oklarla dolu bir sadak ve kılıçlarla kuşanmış. Savaşçının aksine, kaçan, korkmuş, renksiz çiçek virüsü tanrıları resmin köşesinde aciz bir biçimde sıkışmışlar.

Otoportre vasıtasıyla acıda seyretmek

Modern ve çağdaş ressamlar, insan bilincinin sınırını aşan yaşam ve ölüm konseptlerine kafa yorarken eş zamanlı olarak kendi veba ızdıraplarını anlamlandırmak için otoportreler yaptılar.

metin, iç mekan, eski, çizim içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Edvard Munch’ın kendi acısını ifade eden İspanyol Gribi ile Otoportre (1919) tablosu (Nasjonalmuseet/ Lathion, Jacques)

Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra İspanyol Gribi Avrupa’yı vurduğunda, Norveçli ressam Edvard Munch salgın kurbanlarından biri oldu. Vücudu hâlâ griple boğuşuyorken, açık ağzıyla solgun, bitkin ve yalnız düştüğü travmasını resmetti. Açık ağız, ünlü eseri Çığlık’ı hatırlatıyor ve belki de Munch’ın o zamanlar yaşadığı nefes alma zorluğunu gösteriyor. Figür ve mobilyaları bir algı hezeyanında birbirine karıştıran şiddetli bir yönelim bozukluğu ve bütünün parçalanma duygusu var. Sanatçının yatak çarşafı, bir ceset ya da düzensiz uyuyan, gece yatakta dönüp duran biri gibi görünüyor. Hasta kişinin sevdiklerinin endişe ve korkuyla beklediği Munch’ın önceki hastalık tasvirlerinin aksine, sanatçı burada kendini izole olmuş ve yalnız bir şekilde bu salgına dayanmak zorunda kalan bir kurban olarak resmediyor.

Amerikalı öğretim görevlisi Dr. Elizabeth Outka, BBC Kültür’e “Munch doğaya sadece bir ayna tutmuyor, aynı zamanda doğayı yeniden kafasında canlandırarak biraz kontrolü altına da alıyor.” diyor. Outka, burada sanatın hem sanatçı hem izleyici için bir savunma mekanizması görevi gördüğüne inanıyor. “İzleyici, Munch’ın ızdırabında yoğun bir tanıma ve merhamet duygusu hissederek kendi sıkıntısını bir şekilde iyileştirmeye yardımcı olacak bir yol bulabilir.”

metin, renkli, farklı, resim içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Egon Schiele’nin Aile (1918) tablosu keder dolu (Getty Images aracılığıyla Fine Art Images/ Heritage Images)

1918’de Avusturyalı ressam Egon Schiele, hamile eşiyle birlikte ailesinin tablosu üzerinde çalışıyordu. Tabloda gösterilen küçük çocuk, çiftin doğmamış çocuğunu temsil ediyor. O sonbaharda Edith de Egon da İspanyol gribinden öldüler. Çocukları hiç doğmadı. Schiele otoportrelere büyük önem veriyor, içindeki kederi garip vücut pozisyonlarıyla dile getiriyordu. Yarı saydam derileri çırılçıplak, dayanılmaz acılar çeken iç organlarını sanki bir anlığına görmüşüz gibi, yüz ifadeleri ise savunmasızken aynı zamanda da kaderlerine boyun eğmiş durumda.

David Wojnarowicz, AIDS-aktivist çalışmalardan bir yığın meydana getiren Amerikalı bir sanatçıydı, korunmalı cinsel ilişki konusunda bilgilendirmekte başarısız oldukları için Amerikan hükümetini ve Katolik Kilisesi’ni hararetle eleştiriyordu. Son derece kişisel, isimsiz otoportresinde kendi faniliğini derinlemesine düşünüyor. Wojnarowicz, AIDS nedeniyle ölmeden yaklaşık altı ay önce Kaliforniya’da Ölüm Vadisi’nden geçerken seyahat arkadaşı Marion Scemama’dan durmasını istedi. Arabadan indi ve çıplak elle kızgın bir şekilde toprağı kazdı, kendini gömmeden hemen öncesiydi.

Birleşik Krallık’tan bir çağdaş sanat tarihçisi olan Dr. Fiona Johnstone, gribe yakalanan Munch’ın otoportresindeki gibi bu eseri de David Wojnarowicz’in kendini temsil etme hakkını elde etmeye çalışması olarak görüyor. “David burada kendi kaderini herkesten önce ele geçirerek kontrolü eline alıyor, kendi cenazesini gerçekleştirerek hastalığının kontrolünü tekrardan kazanıyor.” diyor Dr. Johnstone.

taş içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Bu isimsiz otoportrede David Wojnarowicz kendi faniliğini yansıtıyor (David Wojnarowicz ve P·P·O·W mirasının izniyle, New York)

Bugünün dijital platformları, sanatçıların Covid-19 krizini gerçek zamanlı olarak deneyimleyip paylaşarak krize tepki göstermesine olanak sağlıyor. İrlanda doğumlu sanatçı Michael Craig-Martin, çiçekli bir “Teşekkürler NHS” posteri yaptı. Biz de bu posteri indirip renklendirdikten sonra pencerelerimizde sergileyerek çalışmayı yapan sanatçılar arasına katılmaya teşvik ediliyoruz.

Michael Craig-Martin mevcut salgından ilham alan birçok sanatçıdan biri (Michael Craig-Martin)

Tüm dünyada sanatçılar Koronavirüs’ü ve dünyadaki diğer ülkelerin kendini izole etme tepkisini yavaş yavaş anlamlandırmaya başlıyor. Çağdaş sanat tarihçileri ortaya çıkacak çalışmaları hevesle beklemekte. Bu modern zaman vebasını yaşayan bizler, yeni oluşan imgelerle yakın ilişkiler kuracağız ve belki de bu imgeler, insanlığın ve küreselleşmiş hayatlarımızın büyük kısmını tehdit eden bu deneyim üzerinde tekrardan biraz yetki kazanacaklar.

Yazar: Emily Kasriel

Çeviren: Tuba Sarıdoğan

Düzenleyen: Sude Özkan

Kaynak: BBC

Leave a comment