Şu anda bir Hiroşima Sanat Müzesi’nde bulunan bu ender tasvirinde Vincent, Paris’te gürültülü bir meyhaneyi gözlemliyor.

Bizler Van Gogh’u 36 adet boyalı otoportresinden çok iyi tanıyor olsak da onun diğer sanatçılar tarafından tasvir edilmesi oldukça nadirdir. Artık, Montmartre gece hayatının âşığı olan arkadaşı Henri de Toulouse-Lautrec ile birlikte bunlara bir başkasını daha ekleyebiliriz. Bu çizim şu anda Hiroşima Sanat Müzesi’nin koleksiyonunda.

Vincent sütunun tam solunda, en arkada küçük bir şekilde karikatürize edilmiş bir figüran. Sakalı, bıyığı ve alnında bir tutam saçı var. Normalde eski püskü giysiler giyse de Van Gogh, burada, bir kravat ve şapka ile birlikle şık giyinmiş bir şekilde boy gösteriyor.

Bu az bilinen, meyhane sahnesindeki figüranın Vincent olabileceği keşfi Van Gogh Müzesi’nin kıdemli araştırmacısı Louis van Tilborgh tarafından yapıldı ve yakın zamanda müzenin Japon baskı kataloğunda yayınlandı.

Toulouse-Lautrec eskizi, Montmartre’nin dibinde bulunan ve popüler şarkıcı Aristide Bruant tarafından yönetilen Le Mirliton meyhanesinden bir sahneyi resmediyor. Van Gogh’un orada bulunması onun Bruant meyhanesinde devamlı bir müşteri olduğu, gece hayatının tadını şüphesiz bir şekilde çıkardığı ve Paris’te yaşarken epeyce içtiği izlenimlerini bırakıyor. Başka bir sanatçı arkadaşı olan Paul Signac, bu çalışmadan sonra içkilerin (absinthe ve brandy’lerin) birbirini hızlı bir şekilde takip ettiğini hatırlatıyor.

Çizimde Van Gogh’un tam altında Toulouse-Lautrec’in kendisi kısa boyu nedeniyle neredeyse saklanmış bir şekilde duruyor. Fotoğraflarda da sıklıkla taktığı bir melon şapka takıyor. Kılığını değiştirmiş imzası çizimin altındaki bankın kenarında, Lautrec’in iki hecesi “Treclau” olarak ters çevrilmiş şeklinde beliriyor.

Van Gogh ve Toulouse-Lautrec’in hemen yanındaki keçi sakallı adam muhtemelen onların sanatçı arkadaşı olan Louis Anquetin. Diğer şahıslar ise yenilikçi şairler.

Toulouse-Lautrec’in 1886 çiziminin konusu, şimdi anlaşılması zor görünse de o zamanların Paris gece hayatı meraklıları tarafından iyi biliniyordu. Aslında hikâye, çizimin isminden de belli oluyor: “Aristide Bruant Meyhanesi’ndeki Louis XIII modeli Sandalye.” 1885 senesinde, ünlü meyhane Le Chat Noir (Kara Kedi), Boulevard de Rochechouart binasından taşınıyordu. Le Chat Noir müşterileri, bu hareketi gürültülü bir tören alayına dönüştürdü, müzikler çalıp gece kulübünün mobilyalarını yeni mekanlarına taşımaya yardımcı oldular. Fakat o coşkuyla Louis XIII modeli sandalyeyi unutup arkalarında bıraktılar. Bir sonraki gün, Le Chat Noir sandalyeyi geri istedi ancak eski binalarında kendi kafe konserini düzenleyen Bruant, sandalyeyi teslim etmeyi reddetti. Bunun yerine Bruant, el koyduğu sandalyeyi bir zafer hatırası olarak kulübünün tavanının hemen altına baş aşağı olacak şekilde astı ve onu ünlü hiciv şarkılarından birinin alay konusu yaptı. Baş aşağı duran sandalyenin belli belirsiz olan dış hatları, Toulouse-Lautrec’in çiziminin sağ üst köşesinde görülebilir.

Çizimde, markalı disket şapkasıyla Bruant, sahnenin ortasında duruyor, şefinin sopasını kullanıyor ve şarkının nakaratını söylüyor. Şarkıda, sandalyeyi unutan Le Chat Noir’in sahibi ile alay ediyor.

Meyhanesine aslında bir flüt çeşidi olan Le Mirliton adını veren Bruant, kısa bir süre sonra Montmartre’nin gece hayatının önde gelen isimlerinden biri oldu. O, 1893 yılında Toulouse-Lautrec’in en güzel afişlerinden birinde resmedilecekti.

Sandalyeli çizimini yaptığında 21 yaşında olan Toulouse-Lautrec, Van Gogh ile Paris’te tanımıştı. Montmartre’de birbirlerinden sadece 5 dakika uzaklıkta yaşıyorlardı ve ikisi de Fernand Cormon’un yakındaki stüdyosunda eğitim almışlardı. Toulouse-Lautrec 1887’de bir barda, muhtemelen Le Mirliton’da, arkadaşının elinde bir bardak içkisiyle birlikte harikulade bir pastel portresini yaptı. Portrede 34 yaşındaki Van Gogh, derin düşüncelere dalarak ileriye doğru bakmakta.

Peki ya bu çizime ne oldu? Toulouse-Lautrec, onu 1905’e kadar saklayacak olan Bruant’a verdi veya sattı. 1967’de ise New York Metropolitan Sanat Müzesi’ne miras kaldı. Görünüşe göre kimse Van Gogh’un bu sahnede resmedildiğini fark etmedi ve beş yıl sonra diğer satın almalar için fon toplamak amacıyla 45.000$’a açık artırmaya çıkarıldı.

 Toulouse-Lautrec çizimi daha sonra, normalde dikkate değer bir Empresyonist ve Post-Empresyonist grubu arasında asılı durduğu Hiroşima Sanat Müzesi için satın alındı. 1978’de açılan müze, önemli bir modern Avrupa sanatı koleksiyonunu (bir Van Gogh tablosu, The Garden of Daubigny, 1890 dahil) hızla bir araya getirdi. Binası, 6 Ağustos 1945 trajedisinden sonra şehrin orta kesiminde hayatta kalan tek yapı olan “Atom Bombası Kubbesi”ne saygı duruşunda bulunuyor. Müzenin sloganı “Aşk ve barış için”, Hiroşima’da hayatını kaybeden 100.000’den fazla insan ve acı çeken diğer insanlar için bir duayı temsil ediyor.

Yazar: Martin Bailey

Kaynak: The Art Newspaper

Çeviren: Ece Bölükbaş

Düzenleyen: Yaren Kardelen Budun