Üniversite öğrencileri eylemlere neden destek vermeli?

Üniversite öğrencileri eylemlere neden destek vermeli?

Üniversite personellerine fazla iş yükü bindirilip düşük ücretlerle çalıştırılması, öğrencilere bizzat yansıyor; politikacıların ve yönetimlerin böl ve yönet politikaları bariz gerçeği gizleyemiyor.

Bir önceki ay 58 farklı üniversitede çalışanlar emeklilik kesintilerinden, ödemelerden ve çalışma koşullarından dolayı eylem yapma hakları için pozitif oy kullandılar. Üniversite ve Kolej Birliği (UCU); ücretlerin arttırılması, eşit olmayan ödeneklere son verilmesi, ağır iş yükleriyle mücadele etmeye ve emeklilik maaşlarının azaltılmamasına yönelik taleplerde bulundu. Güvencesizlik, yetersiz ödenek ve artık kullanılmayan çalışma yöntemleriyle yıpranmış bir sektör haline gelmiş olan üniversiteler ve bu senenin üniversite eylemleri, yüksek öğretimdeki derin sorunların bir kanıtı niteliğinde olacak.

Başarılı toplam oylara takiben, İngiltere’nin en büyük yüksek öğretim enstitüsü olan University College London’daki (UCL) öğrenciler mevzubahis konulara karşı çıktı. Kovid-19 ile beraber geçen iki yılın ardından, 41 binden fazla öğrenciye sahip olan UCL’deki öğrenci birliği, pandeminin yanı sıra bir önceki eylemler nedeniyle tekrarlanan aksama dönemlerinden sonra ülke çapındaki olası eylemlerin, akademisyenlerin desteğini kazanamayacağını belirtti.

Eylemler, yüksek öğretimlerde olası bir durumdur. 2018 yılından beri her akademik yılda eylemler gerçekleşti. Bunlardan biri geçen yıl gerçekleşen, 14 gün süren ve 74 üniversitenin destek verdiği en büyük eylemdi. İtibarları akademik kadrolarına bağlı olan, mükemmeliyetçi merkezli kısımlarda yer alması gereken bu eylemlerin ironisi ise bunların ne öğrencilerin ne de çalışanların yararına olduğudur. Aksine, zarar gören çalışanların değil, yönetimin başarısızlığının kanıtı niteliğindedirler. Birçok ülkedeki rektör yardımcılarının 300 bin Pound’dan daha fazla kazanması, çalışanların sömürülmesinin kanıtıdır.

Yüksek öğretim, İngiltere ekonomisinin en çok sömürülen alanlarından biri olarak görülüyor. Sömürü, etnik azınlıklar ve kadınların düşük ücretlerle uzun çalışma saatlerinin yükü altında kaldığı bir üniversite modeli haline geldi. Afro-Amerikan Tarihi eğitim görevlilerinin, Siyahi Tarihi Ayı’nın ortasında işten çıkarılmakla tehdit edildikleri Londra Goldsmiths Üniversitesi’nde, akademik kadronun öğretiminin yaklaşık yüzde otuz dokuzu, yüzde yedilik maaş harcamasına denk gelmektedir. Cambridge Üniversitesi’nde, kurumun lisans düzeyi öğretmenlerinin neredeyse yarısının sözleşmesiz olarak işe alınmasıyla biliniyor. Yüksek öğretiğimin en zor kısmındakiler, genellikle gıda bankasına gitmeye ve iki yıl boyunca çadırlarda yaşamaya zorlanıyorlar.

Öğrenciler arasındaki bu sömürünün ve hoşnutsuzluğun farkında olan politikacılar ve üniversite yönetimi böl ve yönet politikasını uygulamaya karşı hevesli duruyorlar. Bir zamanlar öğrencilerin zihin sağlığına ya da eylemlerine karşı küçümsemelerine çok açık olan rektör yardımcıları, eylemlerin akademiye olan etkilerinden duydukları korkuyu dile getirdiler ve bunun doğrultusunda öğrenciler Tory milletvekillerinin sempatisini kazandılar. Örneğin Esther McVey, bir okula kötü bir eğitim için 9 bin pound ödemenin sinir bozucu olduğuna vurgu yaptı.

Söylediğinde haklı, fakat, partisi, öğrencilerin göremediği eğitime karşı büyük bir sorumluluğu var. Gittikçe kötüleşen pazarlama yöntemleri üniversitelerin eğitimden çok sömürü haline döndüğünü gösteriyor. Yüksek öğretime ayrılan kaynaklar kesildi, öğrenim ücretlerini azaltılmadı, öğrenci kiraları arttı ve üniversite çalışanlarının şu an örgütlüyor olduğu istikrarsız istihdam modelleri daha sık bir hale geldi.

Akademik kadro artık kendilerini performans ve hedef tablolarına takıntılı bir yönetim kültürüne hapsolmuş bir şekilde buluyorlar. Yönetim, korku kültürünü sürdürüyor ve çalışanların işlerine duyduğu sevgiye güvenirken, basın kamuoyunun dikkatini bu ciddi sorunlardan uzaklaştırarak sahte “düşünce özgürlüğü” krizlerine yöneltiyor. “Yarım yıl izin” hakkına sahip olan “tembel akademisyenin” ironisi, halkın eyleme karşı önyargılı olmasına sebep oluyor, fakat öğrencilerin ödediği 9 bin 250 pound öğretim görevlilerinin cebine girmiyor.

Aslında, öğrenciler ve eğitimciler aynı taraftalar. Öğrenim koşulları çoğunlukla çalışma koşullarının bir yansımasıdır; güvensiz, düşük ücretler ve uzun çalışma saatlerine sahip olan akademik kadro, yaratıcı gelişmelere ve araştırmalara teşvik eden bir ortama karşı yetersiz kalmaktadır. Öğrenciler, kendilerini birer para destesi olarak gören bir üniversite modeli tarafından sömürüldükleri benzer bir sistemle savaşmaktalar. Öğrenciler ve çalışanlar akıl sağlıklarını korumaya çalışıyorlar. İki taraf da bazen hayatta kalmak için gıda bankasını kullanmaya zorlanıyorlar. Bu eylemler ayrıca öğrencilerin kendi geleceklerini korumalarıyla ve kendilerine eğitim verecek üniversitelere yatırım yapmalarıyla ilgili olacak.

Yani öğrencilerin, eğitim aldıkları kişilerle beraber dayanışma içerisinde hareket etmesi gerekiyor. Bu dayanışma sadece bir örnek. Bristol Üniversitesi’ndeki akademisyenler örneğin 2020’deki kira eylemlerinde, öğrenci kiracılarına destek vererek üniversitenin alıkonulan parayı geri almak için özel borç tahsilatcılarından destek isteme kararını protesto etmek için öğretim ödülü adaylıklarının iptal edilmesini istediler. Şu an bu desteğe karşılık vermenin sırası öğrencilerde.

Eylemin hayati önemini azaltmak için rektör yardımcıları, pandemi zamanında evden çalışanları mevzubahis eylemle kıyasladılar -bu da tepedekilerin ne kadar umursamaz olduğunu gösteriyor. İngiltere Üniversiteleri basın toplantısında, Oxford Brookes rektör yardımcısı Alistair Fitt, üniversitelerin “kovid zamanı kampüse gelen çalışanların yüzde sıfırıyla uğraşabildiğini ve böylelikle bununla da başa çıkabileceğini” söyledi. Fitt, açıkça genel eylemlerin işe yaradığını kanıtlayan gerçekle yüzleşmek istemiyor. Eylül ayında, Liverpool Üniversitesi’ndeki personellerin yaptığı endüstriyel eylem, yönetimin 47 kişiyi işten çıkarma fikrini suya düşürdü.

Üniversitelerin şu anda karşı karşıya olduğu eylemler, seçkinlerin önceliklerinin, kurumların temel amacından ne kadar uzaklaştığını yansıtıyor. Dayanışmayı ifade etmek yaklaşan eylemlerde kilit rol oynayacak. Öğrencilere düşen görev ise böl ve yönet politikasına karşı boyun eğmemeleri. UCU üyelerinin yapacağı bu eylem başarılı olursa, öğrencilerin tam olarak ihtiyacı olan üniversite sektörünü tamamen değiştirecek bir dönüm noktası yaratabilir.

Yazar: Kimi Chaddah

Çeviren: Muhammed Eroğul

Düzenleyen: Ceren Berk

Kaynak: TribuneMag

Leave a comment