İstanbul

Türk hükümetinin İstanbul’daki saygın bir üniversitesine dışarıdan bir rektör ataması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geniş yetkilerine karşı yıllardır devam eden şikâyetlerden bazıları arasında en çok ses getirenlerden biri olarak yer almasıyla haftalarca süren gösterilere, yüzlerce tutuklamaya sebep oldu.

Protestolar, Erdoğan hükümetinin iktidar partisi ile bağlantılı bir akademisyeni, ülkenin en rakip okullarından biri olan ve serbest fikirlerin kalesi olan İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü olarak atamasının ardından ocak ayı başlarında meydana geldi.

Öğrenciler ve öğretim üyeleri, atamanın on yıllardır Boğaziçi’nin rektörlerinin üniversite tarafından seçilme geleneğini ayaklar altına alıyor olmasından ve atanan Melih Bulu’nun eski bir siyasetçi olmasının yanı sıra görev için niteliksiz olmasından dolayı şikâyet ettiler.

Kriz, yaklaşık beş yıl önce başarısız bir darbe girişiminden sonra geniş yetkiler toplamaya başlamakta olan Erdoğan’ın devlet kurumları üzerindeki hâkimiyetine dikkat çekti.

Rektörün atanmasının ateşlediği demokrasi, ifade özgürlüğü ve hükümetin aşırılığı odaklı olan tartışma, Türk liderin Avrupa ülkeleri ve ABD ile geniş kapsamlı demokratik reformları hayata geçirme sözü de dâhil olmak üzere, karışık ilişkileri yumuşatmaya çalıştığı bir ana denk geldi.

Şimdiye kadar, yetkililerin protestolara tepkisi ağır ve tanıdık oldu. Polis, öğrenci evlerine baskın düzenleyerek Boğaziçi kampüsüne barikat kurdu. Barışçıl protestolar ezici bir güçle karşı karşıya kaldı. Hükümet yetkilileri, göstericileri terörist olarak damgalarken, üniversitenin LGBTQ+ öğrencilerini huzursuzluğun kışkırtıcıları olarak hedefledi ve onları Türk değerleri vurgulamasıyla sapkın olarak göstererek kutuplaştırıcı ve zehirli bir kültür savaşını körükledi.

Erdoğan, çarşamba günü parti üyelerine hitaben yaptığı konuşmada “LGBT diye bir şey yok. Bu ülke milli, manevi ve bu değerlerle geleceğe yürüyor.” dedi. Türkiye İçişleri Bakanı tarafından bu hafta yayınlanan ve LGBTQ+ öğrencilerini aşağılayan tweetlerin, Twitter tarafından bir uyarı etiketi ile işaretlenerek kamuoyunun gözünden kısmen gizlenmiş olduğu, “nefret içerikli paylaşım” kurallarını ihlal ettiği tespit edildi.

Türk polisi, 1 Şubat 2021’de İstanbul Boğaziçi Üniversitesi önünde düzenlenen gösteride bir kadını gözaltına aldı. (Bülent Kılıç / AFP / Getty Images)

Öğrenciler, saldırıların hükümetin muhafazakâr kesiminden Müslüman destekçilerini harekete geçirmeyi ve protesto hareketini parçalamayı hedeflediğini dile getirdiler. Vahşetleri, muhalefet partilerinden, diğer üniversitelerdeki öğrencilerden ve Boğaziçi’nin geniş, etkili mezunlar ağından gelenler de dâhil olmak üzere gösterilere artan destek karşısında resmen alarma geçti.

İstanbul’un bazı mahallelerinde yaşayan insanlar, protestolarla dayanışma içinde olduklarını geceleri tencere tava vurarak belirttiler. Salı günü sahildeki Kadıköy ilçesinde düzenlenen gösteride, öğrenciler ve muhalif siyasiler bir polis taburu ile karşı karşıya gelirken sürücüler korna çalarak desteklerini gösterdiler.

Rektörün atamasını protesto ederek fakülte içerisinde kampüs nöbetlerine katılan Boğaziçi’nde öğretim görevlisi ve LGBTQ+ öğrenci kulübünün fakülte danışmanı olan Can Candan, “Sanırım yanıtın ne olacağını küçümsediler” dedi. “Öğrencilerimizin tepkisine ve bu atamaya karşı bu protestonun kamuoyuna nasıl ulaştığına da şaşırıyoruz. Çok fazla destek var. Yüksek kaliteli bir yükseköğrenim kurumuna karşı çok açık bir saldırı olarak görülüyor. Boğaziçi çok değerli.” diyerek ifade etti.

Üniversite, 1863 yılında Boğaz’ın Avrupa yakasında Robert Koleji olarak iki Amerikalı tarafından kurulmuştur: Maine’den misyoner ve eğitimci Cyrus Hamlin ve New York hayırsever Christopher Robert. Devlet sisteminin bir parçası haline gelmiş olduğu 1971 yılında Boğaziçi (Boğaziçi için Türkçe) olarak yeniden adlandırıldı ve on yıllar içinde Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olarak ün kazandı. Mezunlar arasında eski başbakanlar, fabrikatörler ve önemli sanatçılar yer alıyor.

Öğrenciler ve öğretim üyeleri, devlet üyeliğine rağmen üniversitenin çeşitliliği ve bağımsız düşünceyi benimsemesiyle tanındığını söyledi. Çokça atıfta bulunulan bir örnekte, kampüs olarak 2008 yılında, yasağın kaldırılmasından iki yıl önce üniversitelerde başörtülü kadınların yasaklanmasını protesto eden gösteriler düzenlemiştir. Rektör aleyhine protestoları destekleyen 19 yaşındaki öğrenci Emre, “Çok farklı düşünen bireyler üniversite ortamında uyum içinde yaşayabilir” dedi. “Öğrenciler birbirlerine her zaman hoşgörü ile yaklaşırlar.” Kendisi ve röportaj yapılan diğer öğrenciler için kısasa kısas korkusu nedeniyle sadece adlarıyla kimliklerinin belirtilmesi istendi.

Candan, üniversitenin 1992 yılından bu yana üniversite rektör adaylarını seçmek için iç seçimler yaptığını, üniversite senatosu tarafından yirmi yıl sonra resmileştirilen bir süreç olduğunu söyledi. Fakat 2016’da, başarısız darbeyi takip eden aylarda Erdoğan, üniversitelerden rektör seçme yetkisini cumhurbaşkanının ofisine devretti.

Bir başka kararname olarak hükümetin devlet kurumlarından algılanan düşmanlardan büyük çaplı tasfiyesinin bir parçası olarak, düzinelerce üniversiteden 1000’den fazla profesörün görevden alınmasını emretti. Eleştirmenler ve insan hakları grupları, Erdoğan’ın daha fazla güç ele geçirme girişimini hızlandırışı olarak gördüğü esnada yetkililer, darbe girişiminin açığa çıkardığı güvenlik risklerine tepki olarak kararnameleri ve diğer önlemleri savundular.

Erdoğan, 2017’de Türkiye’nin hükümet sistemini parlamentodan başkanlık sistemine değiştiren ve Türk liderine devletin kolları üzerinde büyük ölçüde kontrolsüz yetki veren bir referandumda galip geldi. O zamandan bu yana geçen yıllarda Erdoğan, devletin erişimini medya kuruluşları ve meslek kuruluşları da dâhil olmak üzere bir zamanlar bağımsız olan kurumlara genişletirken bu yetkiyi hevesle kullandı.

Darbeden bu yana hükümetin eylemleri protestolara yol açtı, ancak çok azı geçen ay gerçekleşen rektörün atanması esnasında yaşananlar kadar kalıcı oldu. Son günlerde Türkiye’nin başkenti Ankara ve sahil kenti İzmir’de protestolar düzenlendi. Öğretim üyeleri büyük ölçüde hükümetin üniversitenin işlerine gerçekleştirdiği müdahalesine odaklanırken, bazı öğrenciler röportajlarda Bulu’nun “değerlerinin” üniversiteye yabancı olduğunu söylediler ve bazı akademik çalışmalarında intihal yaptığı suçlamaları olduğunu öne sürdüler.

Bulu, suçlamaları “iftira” olarak nitelendirdi ve alıntı yaptığı işe tırnak işareti eklemeyi unuttuğunu söyledi. Bu hafta ise istifa etmeyi düşünmediğini ve Boğaziçi Üniversitesi’ni dünyanın en iyi 100 üniversitesinden biri yapmayı amaçladığını söyledi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı protestolarla ilgili perşembe günü yaptığı açıklamada, “Üniversite dışı ve terör örgütleriyle bağlantılı bazı grupların olaylara sızmaya ve olayları kışkırtmaya çalıştığını” söyledi. Bakanlık bu konuda ayrıntılı bilgi vermedi. Örgütlenme ve ifade özgürlüğünün anayasa tarafından güvence altına alındığı açıklamaya eklendi.

Öğretim üyeleri, Ocak ayının başında rektörün atanmasının açıklanmasından birkaç gün sonra, akademik özgürlüğü ve demokratik ilkeleri ihlal ettiğini söyleyerek gösterilerine başladı. Candan, hafta içi her gün rektörlük binasının önünde akademi cüppelerini giyerek, sırtları rektörün ofisine dönük olarak durduklarını ve cuma günleri haftanın olaylarını detaylandıran bir bildiri okuduklarını dile getirdi.

Öğrenci gösterileri çok daha yaratıcıydı ve kendini hard rock hayranı olarak tanımlayan rektörün ofisinde Metallica’yı yüksek sesle çaldılar. Öğrenci sanat topluluğu, atamayla ilgili bir sergi düzenlendi. Çalışmalardan birinde, İslam’ın en kutsal yeri olan Kabe’nin bir görüntüsünün etrafına gökkuşağı bayrakları yerleştirilmişti ve hükümetin bu durumu ele geçirip güçlendirdiği bir eleştiri fırtınası başlattı.

Bir adam, 2 Şubat 2021’de Türkiye Cumhurbaşkanının İstanbul’un seçkin okullarından Boğaziçi Üniversitesi’nin başına parti sadıklarından birini atamasına karşı düzenlenen gösteride, Türk polisinin protestoculara göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi sıkmasını engellemeye çalışıyor. (Bülent Kılıç / AFP / Getty Images)

Candan, kulübün üniversitedeki konumunu etkin ve düzenli hale getirmek için yıllarca mücadele eden kampüs LGBTQ+ kulübü üyelerinin, sanat eseri için haksız yere suçlandığını söyledi. Candan, kulübün kampüsteki odasının cuma günü polis tarafından basıldığını ve pazartesi günü rektör tarafından kulübün kapatılarak “aday” statüsünün iptal edildiğini duyurdu. Eylemleri, LGBTQ+ öğrencilerini suçlu konumuna düşürmeyi ve şeytanlaştırmayı amaçlayan “çok planlı ve hesaplı bir saldırı” olarak nitelendirdi.

Metal polis barikatları ve silahlı memurlarla çevrili bir karargâhı andıran Boğaziçi kampüsü dışında, salı günü Ayşe isminde bir öğrenci, LGTBQ+ öğrencilerine odaklanmanın protestoları bölmek olduğunu söyledi. “Bunu LGBT kulübü ile olan bir sorun gibi gösteriyorlar, ama durum bu şekilde değil” dedi. “Örneğin bugün haberlerde LGBT hakkında terörist olarak bahsettiklerini görüyoruz.” Ancak Ayşe, “Tüm öğrenciler rektöre karşı” dedi.

“Bu yaşananlar insan haklarıyla ilgili.”

Yazar: Kareem Fahim

Kaynak: The Washington Post

Çeviren: Ceren Berk