Túpac Amaru’nun isyanı devam ediyor

Túpac Amaru’nun isyanı devam ediyor

Kasım 1780’de Túpac Amaru, Peru’nun İspanyol kontrolüne karşı başlattığı yerli bir ayaklanmaya öncülük etti. Yüzyıllar sonra bile o ve aynı zamanda yardımcısı olan eşi Micaela Bastidas hala And Dağlarında kurtuluşun güçlü birer sembolleri.

18. yüzyılda gerilim Ant Dağlarına yayıldı. Sömürgeci otoriteler vergileri artırdı, kırsal kesimden daha fazla sendikasız işçi talep etti ve yerli toplulukların özerkliğini yavaş yavaş yok etti. Düzinelerce isyan patlak verdi fakat hiçbiri, 1780-1783 arasında ortaya çıkan Túpac Amaru isyanının boyutuna, şiddetine ve etkisine yaklaşamadı.

4 Kasım 1780’de, İnka kraliyet adı Túpac Amaru’yu giderek daha sık kullanan José Gabriel Condorcanqui Noguera, yerel İspanyol yetkilisi Antonio Arriaga ile öğle yemeği yemek için İnkaların eski başkenti Gusko’nun 50 mil güneyinde bulunan ve büyük ölçüde yerli (Quechuan) bir kasaba olan Yanaoca’da buluştu. Túpac Amaru, ayakbastı parası toplamaktan ve yakındaki üç kasabadaki düzeni sağlamaktan sorumlu etnik yetkili, kuraka ya da cacique idi. Corregidor (belediye başkanı) olan Arriaga ise vergi gelirlerini toplayan, nefret edilen Potosí işçi taslağını (mita) düzenleyen ve bölgeyi denetlemekten sorumlu kişiydi. Birbirlerini çok iyi tanıyan bu iki adam borçlar ve tatsız konular hakkında tartışsalar bile muhtemelen hoş bir yemek yiyip ve sohbet ettiler. Birlikte başlayan eve dönüş yolculuğu Túpac Amaru’nun ayrılmasıyla son buldu.

Túpac Amaru ve müttefikleri aceleyle Arriaga’nın güzergâhındaki saklanma yerine koştular. Corregidorun yolunu kestiler, büyük bir arbede ve kaçma girişimi sonucunda nihayet Arriaga’yı zincirleyerek Tungasuca’ya götürdüler. Túpac Amaru, Arriaga’yı haznedarından para ve silah istemeye zorladı. Tüfeklerine, kurşunlarına, barutlarına, altın, gümüş, katır ve diğer mallarına el koydu. Túpac Amaru bölgesel mülk sahiplerini ve ordu mensuplarını Tungasuca’ya davet ederek kurakas’a Kızılderilileri yollama talimatı verdi.

9 Kasım’a kadar büyük bir kalabalık Tungasuca’da toplanmıştı. Túpac Amaru ve vekilleri bazı İspanyolları tutuklamış fakat Avrupalılar, melezler (Kızıldere ve İspanyol veya Portekiz kökünden gelenler) ve Kızılderililere askeri nizamda sıralanmaları için talimat vermişti. Kadifemsi Avrupa modasını ve İnka süslerinden oluşan tuniğe benzeyen uncusuyla ucunda İnka güneşi veya inti olan altın bir zincir ile bir araya getirilerek zarif bir şekilde hazırlandı. Ertesi gün binlerce oldukları tahmin edilen kalabalıkla yeniden buluştu. Kimsenin tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bu fazlasıyla dramatik günlerde Túpac Amaru’nun eşi Micaela Bastidas ona eşlik etmekteydi. Hatta kararları birlikte aldıkları da belirtildi.

Túpac Amaru kraldan alcabalayani satış vergisini kaldırmasını talep etti bu ve diğer küçümsenen vergileri haksız yere uygulamaktan ve yerli halktan vergileri talep etmekten Arriaga’yı suçlu buldu. Defalarca kral adına hareket ettiğini ve yalnızca satış vergilerini değil aynı zamanda gümrük daireleri, sahte mal satışlarını (reparto) ve mitayı da kaldırdığını açıkladı. İnkalıların ve bölge sakinlerinin dili olan Quechua dilini konuşuyordu. Cellatlar Arriaga’yı askeri üniformasını Fransiskenlerin giydiği kıyafet ile değiştirmeye zorladılar. Arriaga’yı idam eden kişi, Arriaga’nın kölesinden başkası değildi. Bu şekilde şaşkın kalabalık bir İspanyol’u infaz eden ve daha adil bir dünya vaadi veren yerli bir yetkiliye tanıklık etmiş oldu.

İşte Túpac Amaru isyanı tam olarak böyle başladı.

Cusco’ya giden yol

Túpac Amaru hızla toplanan birlikleri güneye götürdü. Arsaları ve tekstil atölyelerini ya da obrajeleri (genelde hapishane olarak kullanılmıştır) yağmalayıp İspanyol yetkilileri kovdular ve asker alımı yaptılar. Túpac Amaru meydanlarda herkesi corregidorun dayattığı haksızlıklara karşı savaşmaya davet edici konuşmalar yaptı. Onun ideolojisi, İnka kültürünü canlandırıp çeşitli tartışmalı İspanyol gelenekleriyle harmanlamaktı. “İyi” İspanyolları, kreolleri (Avrupalı yerleşimcilerin soyundan gelen beyazlar), melezleri ve yerli halkı davet ettiği çok ırklı bir hareket amaçladı. Dindar bir Katolik olduğundan bir rahip de ona eşlik etmekteydi. Titicaca gölüne doğru ilerlerken destekçileri iyice artmıştı.

Yağmur sezonu daha yeni başlamıştı ve yerli çiftçilerin cosecha, yani hasat öncesi sadece birkaç ayları vardı. Görgü tanıkları cesur Túpac Amaru’yu ve onun zayıf silahlı fakat yüksek motivasyona sahip askerlerinin büyük bir kuvvetle And dağlarını geçtiklerini anlatırlar.

Micaela Bastidas her ne kadar Tungasuca’da kalmış olsa da isyanda esaslı bir rol üstlenmekteydi. Lojistikten sorumluydu, özellikle de derme çatma silahları ve yiyecekleri organize etti. Ayrıca isyanı büyütmeye çalışır, disiplini sürdürür ve yetkililerin Cusco’da ne yaptığını takip etmek için diğer kasaba ve asi müfrezelerle iletişim kurardı. Ayrıca, güneye doğru hareket eden kocasının ilerlemesini takip ederek çeşitli tehlikelere karşı Lima’dan ya da herhangi başka bir yerden İspanyol takviyeleri gelmeden önce Cusco’da saldırması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Cusco’daki otoriteler Arriaga’nın infazını şok edici bulsalar da bunu And Dağları’nda 18.yüzyılda sıradan bir yerel başkaldırı olarak yorumladılar. Durumu Lima’ya bildirip milis kuvvetler gönderdiler fakat 18 Kasım’da isyancılar Sangarara savaşında onları yerle bir etti. Raporlarda yirmi Avrupalı da dâhil olmak üzere beş yüz kişinin öldüğü iddia edildi. İsyancılar, Amerika’da doğan Avrupa kökenli yirmi sekiz yaralı Creole’u serbest bıraktı. Sangarara’nın görkemli kilisesi muhtemelen kraliyet barutu yüzünden alevler içinde kaldı. Ancak yetkililer isyancıları suçladı ve kilise yakan kâfirler olarak nitelendirerek onlara karşı etkili bir seferberlik başlattı. Cusco’nun piskoposu (başpapaz) Juan Manuel Moscoso y Peralta, Túpac Amaru’yu aforoz etti.

Micaela’nın tavsiyelerine önem veren Túpac Amaru, kasım ortasında yeniden Tungasuca’ya döndü. Yeni yıla sayılı günler kala binlerce isyancı İnka başkentine doğru ilerledi. Her iki taraf da casus ve nöbetçilere güveniyordu. Çatışmalar isyancıların yolunu yavaşlatıyordu. Aralığın son günlerinde kırk bin kadar isyancı şehri kuşattı. Cusco’nun yerlileri her ne kadar destansı bir yüzleşme ve bir ihtimal uzun bir kuşatma bekleseler de isyancılar duraksadı. Bazıları, Túpac Amaru’nun İspanyolların ön saflara yerleştirdiği binlerce Kızılderili’yi öldürmek zorunda kalacağından endişelendiğini iddia ediyor. Yetkililer şehri iyi teşkilatlandırmışlardı, birlikleri isyancıların cephelerini ve kamplarını taciz etmekteydi. Bir haftadan fazla süre şehrin dışında savaştıktan sonra 10 Ocak 1781’de Túpac Amaru ve birlikleri güneye çekildi.

Túpac Amaru’nun infazı

İsyancıların Cusco’yu almadaki başarısızlıkları tarihçiler arasında yıllardır tartışılır. Bazıları Túpac Amaru’nun saldırıyı yapmasını engelleyen şeyin hayatları kurtarma arzusu olduğunu söylerken diğerleri şehri ele geçirdikten sonra Lima’dan gelecek saldırıya karşı isyancıların savunmasız olabileceğinden endişe ettiğini ileri sürmektedir. Belki de şehirde beklediği desteğin olmadığını fark etmişti.

İsyancıların geri çekilmesinden yalnızca bir hafta sonra, Lima’dan on beş binden fazla asker geldi. Atlara, silahlara ve görünüşte sınırsız erzaklarına güveniyorlardı. Subaylar İspanyol iken piyadelerin büyük çoğunluğu melez (zenci-beyaz melezi), diğer üyeleri Lima’nın düşük sınıf melezlerindendi. Yüzlerce yerli birliği yöneten Chinchero kuraka, Mateo Pumacahua’nın desteğinden yaralandılar. Birkaç günlük dinlenme sonrası Kral yandaşları güneye doğru giderek isyancıların peşine düştüler. Micaela surların inşasını denetlerken, Túpac Amaru birliklerini koordine etmekteydi. İsyancılar kayaları zirvelerden itip geçitleri keserek vur-kaç saldırılarına girişip ardından tepelere kaçarak bölgenin dik topografyasını kendi avantajlarına kullandılar. Kralcılar, süvarilerini vadide tutarak top ve tüfekleri tıpkı yerli askerlerin stratejisiyle kullanarak durumu kurtardılar. Her iki tarafta kazanan taraf olduğunu iddia edip karşı tarafınsa çatışmaktan kaçtığından yakındılar. Bazıları Cusco’nun alınamamasını eleştirdiği için isyancılar iç bölünmelerle mücadele etti. Daha da önemlisi, marta kadar isyancıların yoğun hasat sezonu için evlerine dönmeleri gerekiyordu. Binlerce olmasa da yüzlercesi kaçtı.

Nisan başında, kralcılar isyancıları tuzağa düşürüp yüzlercesini öldürdüler, rüstik toplarına el koyup surlarını yerle bir ettiler. 7 Nisan’da güneye kaçarlarken Bastidas’ı, iki oğlunu ve diğer aile üyelerini yakaladılar. Uzun bir süre Túpac Amaru için pusuda beklediler. İsyancı lider Langui kasabasında önceden hazırlanan kaçış planını uyguladı. Destekçilerinden ikisi, Amaru’yu yoluna devam etmeden önce dinlenmesi yönünde teşvik etti. Bunun bir tuzak olduğunu anladığında artık çok geçti. Onu yakalayana verilen ödülü kazanmaya istekli bu adamalar iki milis üyesi onu bağlamak için gelene kadar lideri zapt etti. Tam teçhizatlı bir tabur, mahkûmları Cusco’ya yürüttü. Ayrılmadan önce kralcılar isyancıların bölgesinde yüzlerce hatta belki binlerce kişiyi öldürdüler.

Sömürgeci otoriteler mahkûmlara hızlı bir duruşma düzenlediler. Özellikle Cusco ve Lima’da kimlerin isyanı destekledikleri hakkında bilgi arayışındaydılar. İsyanın gücü yetkilileri şok etti. Túpac Amaru onlara isim vermeyi reddettikçe, yetkililer ona kemik kıran garrucha ya da makara sistemiyle işkence yaptı. Visitador José Antonio de Areche, Túpac Amaru, eşi Micaela Bastidas ve beyin takımını ölüm cezasına çarptırdılar.

18 Mayıs’ta infazcılar direnişin liderlerine, oğullarından birine (13 yaşındaki diğer oğulları Fernando ölüm cezası için çok küçük olsa da onu izlemeye zorladılar) ve diğer yedi isyancıya Cusco’nun meydanındaki darağacına kadar eşlik ettiler. Erkekleri astılar. Tomasa Tito Condemayta ve kadın kuraka’yı boğmak için garrote (1) kullandılar. Bastidas ve Jose Gabriel sonunculardı. İnfazcılar Bastidas’ın dilini kesip daha sonra garrote yöntemini uyguladılar. Fakat garrote çalışmayınca ip ile boğdular. Cellatlar Túpac Amaru’nun da dilini kesip dört parçaya ayrılsın diye dört tane ata kol ve bacaklarından bağladılar. Bu yöntem bile onu öldürmeyi başaramayınca Areche boynunun vurdurulmasını emretti. Yetkililer, grubun vücut parçalarını isyancı bölgelerde sergiledi.

İsyan bastırıldı

İspanyollar bu tüyler ürpertici infazın isyanın sonunun getirdiğine ve Quechua, And Dağları’ndaki yerli kültür ile İnkaların anısını ortadan kaldıracağına inanıyordu fakat her iki konuda da yanıldılar. Túpac Amaru ve Micaela’nın büyük oğulları Mariano; Túpac Amaru’nun kuzeni, Diego Cristobal ve Micaela’nın akrabası Andres Mendigure yakalanmaktan kurtuldu ve isyanın ikinci aşamasına öncülük ettiler. Bu kişiler şaşırtıcı bir şekilde çok gençtiler; sırasıyla on sekiz, yirmi altı ve on yedi yaşındaydılar. İsyanı güneye, Titicaca gölünün karşısına kadara devam ettirdiler. Ayrıca Túpac Amaru’nun aksine İspanyollar, kreoller ve rahiplere karşı saldırı için fazlasıyla istekliydiler. Kralcıların gaddarca hareket etmesiyle bu durum tamamen bir savaşa dönüştü; 1781’in ikinci yarısı ve 1782’de hiç kimse esir olarak alınmadı, her iki tarafta da vahşet arttı. Kral yandaşlarının Güney And Dağları’nın uçsuz bucaksız plato ve dağ zirvelerinde erzaklarla başları dertteyken, Lima piyadelerinin başı rakım (Savaşın çoğu dört bin metrenin üstündeki yerlerde gerçekleşti) soğuk ve açlıkla dertteydi.

Túpac Amaru isyancıları daha sonra Bolivya adı verilen Charcas’ın büyük bir kısmını kontrol eden Katarrista isyancılarıyla birlik yaptılar. La paz’ın meşakkatli kuşatmasını yöneten Túpac Katari ile bilgilerini paylaştılar. Túpac Katari bu ismi Túpac Amaru ve isyanı başlatan Katari kardeşler onuruna seçti. 1781’in sonlarına doğru isyancıların Potosi madenlerinden Cusco’ya kadar uzan bölgelerin çoğuna hâkim olması kralcıları sıkıntıya soktu. İsyan en şiddetli ve güçlü aşamasına girmişti.

İspanyollar nasıl ilerleyecekleri konusunda anlaşamadılar ve ikiye bölündüler. Ilımlı liderler, zayıf beklentilerini kabul edip isyancılarla müzakere yoluna gittiler. Taviz vermeyenler ise hiddetlendi ve askeri bir zafer arzuladılar. Sonunda ılımlılar galip geldi ve iletişim hatlarını açtılar. Bitkin düşen isyancı liderler Túpac Amaru ve Micaela Bastidas’ın kaderini hatırladılar ve aynı zamanda dağlık alanda devam eden savaşın kıtlığa neden olacağını anladılar. Ateşkesi kabul ettiler ve ikinci aşama savaştan ziyade müzakereler sayesinde sona erdi.

Ancak sonraki aylarda, kralcıların içindeki taviz vermeyen taraflar isyancı liderleri mücadelelerini sürdürmekle suçlayarak ateşkesi bozma planı yaptılar. Şubat 1783’de yetkililer, üç genç lider ve diğer iştikakçıları hükümeti yıkmakla suçlayarak tutukladılar. Yine isyancı destekçilerin gerçek yüzünü göstermek için uğraşılan duruşma sonrası Diego Cristobal ve diğer iki lider 18 Mayıs 1781’de gerçekleşen idamlara kıyasla daha kanlı bir şekilde infaz edildi. Cellatlar Diego Cristobal’ın derisini yüzmek için yanan kıskaçlar kullandılar ve sonra onu astılar. Yerel makamlar bir kez daha cesetlerinin parçalarını meydanda sergilediler. Yüz binin üzerinde insanın öldürülmesiyle isyan sona erdi.

Bir direniş anısı

İspanyollar isyanın anısını bastırmaya ve isyanın bir direniş sembolüne dönüşmesini engellemeye çalıştılar. Kısa vadede istediklerini başardılar. Haiti Devrimi’nin aksine Túpac Amaru’nun hikâyesi Atlantik’i geçen bir hikâye olmadı. Andean isyancıları kaybetti, yani şeker ya da köle ekonomisini tehdit etmediler. Yine de Túpac Amaru’nun ismi ilginç yerlerde görüldü. General Jean-Jacques Dessalines isyan güçlerine “İnkaların ordusu” adını verdi ve bağımsızlık savaşları sırasında Uruguay’ın vatansever güçleri “Tupamaros” adını aldı. On dokuzuncu yüzyılın başlarında yazarlar isyan hakkında yazmaya başladı. Río de la Plata’da (bugünkü Arjantin) Juan Bautista Túpac Amaru’nun –isyancı lider Túpac Amaru’nun otuz yıldan fazla Ceuta’da hapis yatan üvey kardeşi – kral ilan edilmesi düşünüldü. Fakat Peru’nun bağımsızlık savaşlarında vatansever güçlerin liderleri isyanı başlatmadı ve Túpac Amaru yeni oluşan cumhuriyette kahraman olamadı.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda Túpac Amaru’nun solcuların sembolü haline gelmesiyle isyana olan ilgi hızlı bir şekilde arttı. Yine de ulusal bir kahraman olamadı ve hikâyesi Peru ders kitaplarına dâhil bile edilmedi.

Peru’nun solcu başkanı Juan Velasco Alvarado 1968 de iktidara gelene kadar Túpac Amaru çoğunlukla unutulmuştu. Tıpkı Fidel Castro’nun Küba Devrimi’nin 1898 Savaşı’nı bitireceğini vurguladığı gibi Velasco, hükümetinin köylülere (bu dönemde kullanılan terim) Túpac Amaru’nun vaat ettiği saygınlık ve fırsatları getireceğine söz verdi.

Yetenekli sanatçılar tarafından yeniden resmedilen isyancı liderin görüntüsü; pankartlar, posterler, banknotlar, madeni paralar, pullar ve ilanlarda yer aldı. Ancak eşi Micaela bu kadar önemli rol oynamadı. Hatta yanlış bir şekilde aslında olduğu Andean kadını (Afro-Peru soyundan gelen) yerine ince ve beyaz bir kadın olarak tasvir edilmeye devam etti.

Túpac Amaru’nun ünü o zamandan beri büyümeye devam etmekte. Uruguaylı bir gerilla grubu adını Tupamaros’a dönüştürdü ve bunu yapan son kişiler onlar olmayacaktı. Kısa bir süre sonra Túpac Amaru ismi küresel bir öneme sahip oldu. Kara Panterlerin üyesi Afeni Shakur 1972’de küçük oğlunun adını Perulu devrimcinin onuruna Lesane Parish Crooks’tan Túpac Amaru Shakur’a çevirdi.

“Milyonlarca olacağım”

Velasco rejiminden bu yana geçen yarım yüzyılda Túpac Amaru, Peru ve ötesinde bir sembol ya da ikon olarak boy gösterdi. Pek çok Túpac’ımız var. Yirminci yüzyılda popülerleşen kaslı, atkuyruklu devrimciler yaygınlaştı ve aynı zamanda aşırı radikallerden, rujla kadınlaştırılmış Túpac’a kadar değişen sanatsal Túpac yorumları da mevcut. Devrimci Andean kahramanından hoşlanmayan muhafazakârlar (Avrupa kökenli ve ılıman olanları tercih ederler), Túpac Amaru’nun geçerliliğini ve ilgisini sorgulamaya başladılar. Kendisinin gerçekte elit kesimin bir parçası olduğunu ya da sadece kendi çıkarından dolayı isyan çıkarttığını savunurlar.

Túpac Amuru ve Micaela Bastidas, Andean halkı için güçlü semboller haline geldi. Onların resimleri, Kuzey Arjantin ve Şili’den Ekvator’a ve Peru’nun tamamında çeşitli siyasi hareketlerde pankart ve posterleri süslüyor. Quechua halkı için eşit haklar talep eden, yerli halka zarar veren madenlere karşı harekete geçen ve sömürgeciliği sorgulayan kuruluşlar sürekli bu iki devrimci lideri hatırlatır. Bolivya’daki Katarista hareketi – Túpac Amaru’nun adını taşıyan Túpac Katari’nin onuruna –demokrasiye dönüşün müjdesini vererek Luis Arce’nin 18 Ekim 2020’deki ezici zaferini destekledi. İspanyollar ve diğerlerinin, Túpac Amaru isyanının anısını silme çabalarının başarısızlıkla sonladığını söylesek yanlış olmaz.

Çevirmenin notu

(1) Bir garrote veya garrote vil, bir kişiyi boğmak için kullanılan, genellikle el, zincir, halat, atkı, tel veya olta ligatürü olan bir silahtır.

Yazar: Charles Walker

Kaynak: Jacobin

Çeviren: Elif Rana Yılmazlar

Düzenleyen: Ceren Berk

Leave a comment