Ancak bu tarihsel dinamik [bkz: Bölüm 3 -ed.] pek çok gazetecinin gözünden kaçıyor ve aile ayırma politikasına dair pek çok haber karmaşık bir hal alıyor.

Trump’ın asıl yaptığı, federal savcıları resmi sınır kapıları arasından geçen göçmenlerin mümkün olduğunca fazlasını yasadışı göç ile suçlamaya yöneltmek. Kaçak geçiş ya da kaçak yeniden geçiş ile suçlanan insanlar da zaten hep çocuklarından ayrılmak zorunda bırakılırdı, zira federal cezai gözetim altına alınırlardı.

Yani plan, halihazırda elde olan araçları sonuna kadar kullanarak aileleri ayırmaktı; sınır kapıları arasından izinsiz geçiş yaparken yakalanan göçmenlerin, eski hükümetlerin aksine bir kısmı ya da çoğu değil, tamamı ülkeye kaçak olarak giriş yapmakla suçlanacaktı.

Federal mahkemelerde göçmenlere yönelik ülkeden ayırlıp kaçak olarak yeniden giriş yapma suçlamaları Clinton ve Bush dönemlerinde düzenli olarak artıp Obama döneminde daha da hızla yükselmeye başladı. 2016’ya gelindiğinde göçmenliğe dair suçlamalardan hüküm giymiş 15,702 kişi vardı ve toplam federal cezaevleri nüfusunun yaklaşık %9’una tekabül ediyordu.

Yani Trump’ın baskısı türünün tek örneği değil. 2005 yılında Bush yönetimi, daha fazla göçmeni hedef alabilmek için “sonuç getiren yaptırım” yaklaşımının bir parçası olarak Anayol Operasyonunu başlattı. O zamandan beri federal kolluk kuvvetleri sulh hakimlerini “sığır çağrıları” için kullanıyor. “Sığır çağrıları” dedikleri şey, sayısı düzinelere varabilen davalı gruplarının toplu halde suçlanması ve kimi zaman bu suçlamalar asistan ABD savcıları tarafından değil, kimi hukuki işlem yetkisine bile sahip olmayan göç memurlarınca yapılıyor.

Göçmenlik yasası gün geçtikçe suç hukukundan farksız hale gelirken, davalıların ağır potansiyel ceza tehditleriyle suçu kabul etmeye yönlendirilmesi de yargı sürecinde hak korumasını suç hukukundaki kadar zayıf hale getirdi. Yargı sistemi, hapis ve sürgün cezaları üreten savcı kontrolünde devasa bir üretim bandına dönüştürüldü. İşlem Kayıtları Erişim Takas Odası’na [TRAC] göre 2016 itibariyle federal suçlamaların yarısından fazlasını göçmenliğe dair kaçak giriş ve yeniden giriş suçları oluşturuyor.

Trump’ın politikalarının tüm kapsamını hesap etmek için hala çok erken, zira kaçak giriş ve yeniden giriş suçlamalarına dair veriler Mayıs ya da Haziran’a kadar erişime açık olmayacak. Ama TRAC verilerine göre Trump başkan olduğundan beri davalarda daha büyük bir artış var. Kaçak geçiş davalarının sayısı Ocak 2017’de 2,080 iken Nisan’da 4,521’e yükseldi.

Ancak Aralık 2012’de, Obama döneminde, en yüksek davalı sayısı 6,701 olmuştu. Bush dönemi olan Eylül 2008’de 7,137 gibi çok daha yüksek bir sayıdaydı. Bush döneminin son yılı boyunca dava sayısı sıklıkla 5 binin üzerine çıkmış, Obama’nın iki döneminde de dengesizce artıp azalmıştı.

Ülkeye yasadışı yeniden giriş davaları Trump dönemi boyunca görece daha düzenliydi, Ocak 2017’de 2,198 iken 2018 Nisan’ında biraz daha artarak 2,916’ya ulaştı. Bu sayı Obama’nın Nisan 2013’de ulaştığı en yüksek sayı olan 3,671’in oldukça altında ve Bush’un 2008’deki en yüksek sayısı olan 2,206’dan biraz fazlaydı.

Kaç çocuk ailesinin elinden alındı? 5 Mayıs-9 Haziran arasında Meksika sınırında 2,206 aileden 2,342 çocuk alındı; Gümrük ve Sınır Koruması bana önceki aylar ve yıllara dair veri sunamayacağını iddia ediyor. Şimdilik Trump’ın gaddar politikasının öncüllerine oranla ne durumda olduğunu belirlemek zor ama alanda çalışma yürüten insanlar ayırmaların daha da arttığını bildiriyor.

En azından yürütme ölçeğinde ailelerin ayrılması tüm kaçak geçişleri federal suçtan yargılama politikasının bir yan ürünü; federal bir suçla suçlanırsanız göç memurları tarafından federal bir tutukevine iade edilirsiniz. HuffPost’ta Roque Planas’ın da yazdığı gibi, bu kısmen cezai işlemi açıkça göçü caydırmak için kullanmanın yasal olarak kabul edilemeyeceğinden ötürü. Bu da Obama’nın gözaltı programının sonunda federal hakimlerce durdurulmasının sebeplerinden biri.

Trump’ın çözümü, caydırma politikasını neredeyse her tür dehşeti normalleştirebilen ceza hukuku ile aklamak oldu.

Başsavcı Jeff Sessions aile ayırma politikasını “Amerika’da biri, bir ABD vatandaşı, cezalandırılıp hapse gittiklerinde çocuklarından ayrılmış oluyorlar” dediğinde haksız değildi. Haklıydı ama haksız sebepleri vardı: Sessions toplu tutuklama sisteminin iyi bir şey olduğuna inanıyor.

Bir Hukuk Bürosu İstatistikleri çalışması 2004’te 1,596,100 çocuğun eyalet cezaevlerinde, 282,600 çocuğun federal cezaevlerinde bir ebeveyni olduğu tahmininde bulunmuştu. Çocuk esirgeme hizmetleri tarafından yoksul annelerden (özellikle yoksul ve beyaz olmayan annelerden) çocuklarını ayırmak dahil aile ayırma politikaları Amerikan hapis sisteminin merkezi bir parçası. Hapisteki kadınlar çoğu zaman doğum esnasında kelepçeleniyor ve bebekleri yirmi dört saat sonra çocuk esirgeme tarafından ellerinden alınıyor.

Toplu tutuklama ve toplu göçmenlik yürütme sistemleri onlarca yıldır sürekli olarak birbiriyle daha ilişkili hale getiriliyor ve normalleştiriliyor. Buna özellikle yerel polisi federal sürgün hattının giriş kapısı haline getiren Obama’nın Güvenli Toplum programı da dahil. Trump’ın en son kararnameleriyle birlikte pek çok kişi normlarımızın aslında kınanacak şeyler olduğunu anlamaya başladı.

 

Yazar: Daniel Denvir

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: Jacobin