Üretken öğretmen ve kurgusal satranç uzmanı, yeni Netflix dizisindeki hareketler doğal olsun diye 300’ün üzerinde farklı varsayımsal oyun üretti.

“The Queen’s Gambit” (Alıntı: Netflix)

Tıpkı diğer üst düzey, zeka yarışmalarında olduğu gibi, satrancın da kendine has bir üslubu var. Bu işe yıllarını veren oyuncular arasındaki maçları ayırt etmenin birçok yolu varken, mış gibi yapan birini fark etmenin sadece bir hızlı yolu var.

Bruce Pandolfini gibi hayatını satranca adamış biri için bu, yeni Netflix dizisi “The Queen’s Gambit” oyuncularının ilüzyonu doğrudan bozmadıklarına emin olmanın en önemli yollarından biriydi.

“Belki de en önemli şey oyuncuların parçaları nasıl tutup hareket ettirdikleriydi. Bunu yaparken doğal olmalarını istiyorsunuz ve bunun için gerçekten çok çalıştık,” diyor Pandolfini. “Bu sanki beyzbol sopası tutan birine bakmak gibi. Eğer sopayı ortasından tutuyorlarsa, beyzbolu sevmediklerini anlarsınız. Eğer yapabilirseniz, yakalamak isteyeceğiniz belli bir akıcılık ve kıvraklık var.”

Pandolfini olağanüstü satranç dahilerinin kurgusal canlandırmalarına yabancı değil. Fischer’ın  Ben Kingsley tarafından canlandırıldığı “Searching for Bobby Fischer” (Masum Hamleler) filmi dahil olmak üzere diğer birçok film ve TV projesinde kendisine danışılmıştı. Ayrıca, genel kılavuzlardan, açılış ve oyun sonlarının daha detaylı incelemesine kadar satranç stratejisinin inceliklerini anlatan bir kitap serisi de yazmıştır.

Satranç tahtasının sürekli varlığını yüzeysel yapmacıklıktan ziyade Beth Harmon’un hikayesinin yapıtaşı olarak kullanan “The Queen’s Gambit” gibi bir dizide bile, oyunun ince noktalarında ana karakterleri bölmek gibi kararlaştırılmış bir çaba yoktu. Pandolfini,  Anya Taylor-Joy ve diğer oyuncularla, onları kendi rollerinin diğer fiziksel ve mental gereksinimlerinden koparmayacak örneklere odaklanarak çalıştı. 

“Neyi, nasıl hareket ettireceklerini daha kolay hatırlamalarına yardımcı olmak için anımsatıcılar ve bazı görsel ipuçları kullandık,” diyor Pandolfini. “Bunu genellikle üçlü dizgeler halinde yaptık böylece hareketler arasındaki bağlantı kuruluyor ve daha doğal gözüküyordu. Eğer her hamlede durup düşünselerdi bu biraz amatörce görünebilirdi. Bu yüzden tahta üzerinde taşların hareket yönünü gösteren görsel ipuçlarımız vardı. Her fırsatta, daha rahat hissetmelerini sağlamaya çalıştık.”

“The Queen’s Gambit”in bir diğer zorluğu dizinin standart, zaman ayarlı, birebir maçlardan öte satranç varyantlarını içeren sekanslarıydı. Beth ve Benny’nin (Thomas Brodie-Sangster) yolculuk esnasında oynadıkları hayali maçta, yaptıkları hamleleri anlattıkları bir sahne vardı.Gerçekte bu, sıkıcı bir monoloğu ezberlemek gibi bir şey.

“The Queen’s Gambit” te Anya Taylor Joy(Alıntı: Phil Bray/ Netflix)

“Sahte” olması çok daha zor olan sahneler, çiftin varış yerlerine ulaştıktan sonra çekilen sahnelerdi. Beth’in gece geç saatlerde bire karşı üç kişi oynadığı eş zamanlı hızlı satranç seansları için yapılan hazırlık daha karmaşıktı. Yönetmen Scott Frank bu sahnelerde canlılığı koruyarak aksiyonu devam ettiriyor. Böylece yalnızca başkasının ellerinin çekimlerini eklemek için kesmek yerine, oyuncular birçok hamleyi önceden tahmin etmek zorundaydı.

“Bunun gibi daha karmaşık sahneler için çok daha uzun bir hazırlık yapmamız gerekti. İyi oyuncuların aynı hamlelerle oynadıkları maçları izleyebilmeleri için oyunculara kısa filmler gönderdik. Onlara gönderdiğimiz bir diğer şey de hamlelerdi, böylece istedikleri zaman telefonlarından hamlelerin sırasına bakabiliyorlardı .” diyor Pandolfini.

Tabi ki bahsi geçen hamleler kafadan uydurulmadı. Dizinin adapte edildiği Walter Tevis’in “The Queen’s Gambit” romanında, Beth’in Kentucky’deki rakipleriyle ya da Rus satranç ustası Vasily Borgov ile oynadığı maçlarda baştan sona, hamle hamle özet verilmemişti. Pandolfini, ister sahnenin merkezinde ister arka planında yer alan bu tahtaların doğal ve mantıklı bir evrimi takip etmesini sağlamaya yardımcı oldu.

“Oyun sonundaki pozisyonun başındakiyle tamamen bağlantılı olabilmesi için oyunun mantığını sürdürmeye çalıştık. Aslında, senaryoyla eşleşen 92 farklı pozisyon ya da oyun oluşturdum. Biz buna İncil adını verdik. Sonuç olarak 350 farklı pozisyon elde ettik,” diyor Pandolfini. “Tabi ki, bu pozisyonların çoğu filme alınmadı. Birçoğu sırf ambiyans yaratmak için kamera arkasında kullanıldı. Yani herkesin gerçek bir satranç ortamındaymış gibi hissetmesini sağlayan birçok çalışma yapıldı. 350 oyun, bu herhangi bir dizi ya da film için tasarlanan gelmiş geçmiş en fazla satranç kombinasyonudur. “Masum Hamleler” (Searching for Bobby Fischer) filminde de çalıştım ve oradaki sayı 100’dü.”

Pandolfini 1983’te,  Random House yayınevi için danışmanlık yaparken, romanın yayınlanma sürecinde (kendi halinde yetenekli bir satranç oyuncusu olan) Tevis ile tanıştı. Tevis’e henüz yayınlanmamış taslak üzerine bazı önerilerde bulunduğunu söylüyor. Bunun üzerine kitabın son versiyonunda birçok değişiklik yapıldı. En sonunda, (Tevis’in kitabın teşekkür bölümüne adını eklediği) Pandolfini romana giden yoldaki en önemli fikrin başlık hakkındaki kendi önerisi olduğunu söylüyor.

Hikayenin ekran versiyonu için Pandolfini, bazı roman örneklerinde gördüğü gibi, dramanın satrancın önüne geçmediğinden emin olmak istedi.

“Anlamsız hamleler vardı. Durumun ne olduğunu kurgulamak zor oldu. Her şeyden önce, bir hayal ürünüydü, elimizde somut bir şey yoktu,” diyor Pandolfini. “Kitapta diyelim ki ‘fil G4’e’ yazıyor. Peki, bu ne anlama gelir? Satrançta verebileceğiniz sayısız karar var. Bir sayfa sonra ‘kale B6’ya’ yazıyor. İki hamle arasındaki bağlantıyı kurmak hiç de kolay değil. Bu yüzden bunun üzerinde gerçekten çok sıkı çalışmak zorundaydım, ve bu romanda olmayan bir şeydi. Ancak burda yapmak daha kolay. 

Yaklaşık kırk yıl sonra bu hikayenin TV versiyonu üzerinde çalışan Pandolfini, bu uyarlamayı, bariz bir şekilde senaryoya dahil edilmiş üst düzey oyun ve oyuncu stratejileriyle çelişkili hissettirmeyecek çarpıcı saldırı hamleleri ve sürprizlerle sunmak istedi.

“The Queen’s Gambit”te Jacob Fortune-Lloyd ve Anya Taylor-Joy(Alıntı: Phil Bray/ Netflix)

“Bazı durumlarda açılışlardan bahsedilmiş. Gösterilen oyunlar bu açılışları yansıtmak zorunda. Sanırım bir Levenfish Varyantı, bir Sicilya savunması Najdorf varyantı, bir deDragon varyantı var. Sanırım Ruy Lopez’den bahsedildi. Bunlardan bazıları İspanyolca ve Rusça’ya çevrilmek zorunda. Terimlerin okunuşları kabaca aynı ancak biraz farklılıkları var. Yani oyunlar mümkün olduğu kadar senaryo ile özdeşleşmeliydi,” diyor Pandolfini. “Ama daha ilginç yönlere gitmek için açık kapı bıraktım çünkü bazılarını izlemek sıkıcı olabilirdi. Bu yüzden konum olarak daha ilginç olanı düşünmemiz gerekiyordu.” Oynanan satrançla ayrıca ilgilenmenin yanı sıra, Pandolfini, bir yorumcu, yazar ve danışman olarak rekabet konusunda kendi deneyimlerinden de farklı bir bakış açısı sunabildi. 

“Nasıl bir şey olduğunu eski günlerden bilirim. Gençken ben de bir turnuva oyuncusuydum. Amerikan sahnesinin, izleyicilerin hepsinin çok kültürlü olduğu Avrupa ve İspanyolca konuşan ülkelerdeki yarışmalara ve maçlara kıyasla ne kadar küçük olduğunu hatırlıyorum. İnsanlar maç yapılan yerin etrafında oturuyorlar, genellikle bunlar iyi oyuncular oluyor ama Amerika turnuvasında pek de böyle bir manzara görülmez,” diyor Pandolfini. “Eğer Kentucky Eyalet şampiyonu olursanız bu büyük bir şeydir. Ama dünya çapında olanlarla kıyasladığınızda aslında büyük bir başarı sayılmaz. Bobby Fischer’ın olağanüstü olması gibi. Hiçliğin ortasından çıkıvermişti.”

Nihayetinde, Pandolfini’nin katkıları oyunu oynayanların performansıyla ortaya çıkıyor. Taylor Joy’un yeteneğine sadece hamleleri oynayan biri olarak değil, aynı zamanda kendisini rakibin kontrolündeki biri olarak yansıtması bakımından da saygı duydu. 

“Genelde oyunu oyna, oyuncuyla değil derler ama dünyanın en iyi oyuncuları bile ince ayrıntıları, yüz ifadelerini ve beden dilini hesaba katarlar. Rakibiniz kendisini ele vermek istemez ve siz de hiç hareket etmeyerek yapay bir görüntü oluşturmamalısınız,” diyor Pandolfini. “Bence Anya harika. Hamlelere çok önceden çalışmak istemiyordu. Bunu sahneyi çekmeden hemen önce yapıyor ve hemen kapıyordu. Anya gerçekten büyük bir hassasiyetle role girdi. Gerçek bir üst düzey satranç oyuncusu gibi duruyordu ki bu hiç kolay değil. Ve bence bu rolü oynamayı gerçekten sevdi. Her taş alışında bunu hissedebiliyordunuz.”

Ve Pandolfini’nin övgüleri sadece Beth Harmon’a değil.

“Küçük Beth’i oynayan Isla Johnston’a da hakkını vermem gerek,” diyor Pandolfini. “O gerçek bir deha! O da nasıl satranç oynayacağını bilmiyordu ama hızlı öğrendi. Büyük bir satranç yeteneği havası vardı kendisinde. Eğer böyle devam ederse parlak bir kariyeri olacağını düşündüğüm küçük, zeki bir kız çocuğu.”

Yazar: Steve Greene

Kaynak: IndieWire

Çeviren: Merve Ayyıldız

Düzenleyen: Serap Demirtaş