Filmin ortasındaki dramatik bir sahnede, evin kovulmuş eski çalışanı Moon-gwang, Park ailesi, haftasonu dışarıdayken eve geri döner ve Chung-sook’a kendisini içeri alması için yalvarır. Darmadağınık, harap ve hırpalanmış bir halde bodrum kattaki gizli bir odaya yönelir, bu sahnede seyirci, kadının kocası Geun-sae’nin 4 yıldır ev sahiplerinden habersiz bu odada tefecilerden saklandığını öğrenir. Bodruma benzeyen evlerinden Parklar’ın saray gibi evine kaçtıktan sonra, Kim ailesi, çalışan sınıfına mensup başka bir ailenin altlarındaki bodrumda çok daha sefil bir hayat yaşadığını fark ederler.

Geun-sae bu kötü durumun tamamen kendi hatası olduğunu açıklar. “King Castella” adındaki hamur işi dükkânı -2017’de Tayvan’da başlayarak Güney Kore’ye kadar uzanan popüler bir hamur işi çılgınlığı- açmak için bir tefeciden borç para almıştı. Girişim maliyetlerinin düşük olması nedeniyle, King castella dükkânı açmak nispeten ucuzdu ve birçok Güney Koreli bu geçici hevesten para kazanıp zengin olma düşüncesiyle bütün birikimlerini riske attı. Yakın zamanda piyasa bu dükkanlara doydu ve king castella, arkasında binlerce olmasa da yüzlerce insanı muazzam bir borç yükünün altında bırakarak bir balon gibi patladı. O insanlar için bu borçları ödemenin bir yolu yoktu.

Bu tür hikayeler stabil iş eksikliğinin yaşandığı Güney Kore’de oldukça yaygın. Tam zamanlı işlerin az olması, aileleri çocuklarını üniversiteye gönderme ve bir miktar birikimle emekli olma umuduyla kendi iş yerlerini açmaya yönlendiriyor. 2017’de, Güney Korelilerin dikkat çekici oranla %25.4’lük kısmı kendi işinde -çoğu kızartılmış tavuk restoranı gibi uygun mekanlar- çalışıyordu. Bu oran OECD ülkelerinin tamamındaki %15.3’lük ortalamaya göre oldukça yüksek.

Her yıl ülkede 8000 tavuk restoranının kepenkleri indirmesiyle birlikte, zaten geçimini sağlamak için mücadele eden çoğu işçi için aile işletmesinin başarısızlığı onları büyük bir borca ve çaresizliğe sürüklüyor. Binlerce Güney Koreli sinema izleyicisine tanıdık gelen bu çaresizlik, bodrumda yaşayan iki ailenin hayatlarının Parazit’te tasvir edildiği zemindir. Geun-sae’nin bu olağanüstü durumunda, çaresizlik onu kelimenin tam anlamıyla yeraltına çeker.

“Saygı” Kazanmak

Kim ailesinin babası Ki-taek, Park’ların evinin gizli bodrumunda saklanmak zorunda kaldığında, akli dengesi yerinde olmayan, vahşi gözlü Geun-sae’nin Mr. Park’a sunduğu tuhaf teşekkür ritüeline tanık olur. Geun-sae, Mr. Park’ın “Yılın CEO’su” olarak tanımlandığı ekonomi dergisinden yırtılmış bir sayfanın önünde durur ve ona şöyle teşekkür eder: “Beni besleyip barındırdığınız için teşekkürler” – sonunda ünlem işaretiyle “Saygı!”. Bu duruma şahit olup kafası karışan Ki-taek sorar, “Bunu her gün yapıyor musun?” Sonra Geun-sae’nin bodrumdaki ışıkları söndürüp yakarak, Mors alfabesiyle Park ailesine her gün teşekkür mesajı gönderdiği ortaya çıkar. Geun-sae’nin kötü durumuyla kendisininkini karşılaştırmakta zorlanan Ki-taek sorar, “Böyle bir yerde nasıl yaşayabiliyorsun? İleride ne yapacaksın? Bir planın yok mu?”

Film boyunca zenginlerin “cömertliği” için teşekkür etme ve hak edilmemiş bir minnettarlık gösterme sahneleri tekrarlanıyor. Bütün Kim ailesi Park’lar tarafından istihdam edildikten sonra, Ki-taek akşam yemeğinde aileye sağladığı kazanç için “büyük Mr. Park’a minnettarlık duası” etmeyi önerir.

Parazit’te işçi sınıfındaki karakterler -Kim ailesi gibi insanları- yoksulluğu, sömürü ve devamlı güvencesizlik üzerine kurulu bir sistemin değil, kendi ahlaki başarısızlıklarının sonucu olarak görmeye iten geç kapitalizmin mantığını içselleştirir. Parazit’te bu mantık, bodrumda yaşayan fakirlerin, zenginlere gösterdiği hak edilmemiş bir “saygı” ile sonuçlanır, ki bu, fakirlerin birbirleriyle özdeşleşmelerini ve dayanışma içerisinde güçlenmelerini engeller.

Kazanma Planı

Tek kelimeyle harika bir film olmanın yanı sıra, Parazit ekonomik adaletsizliğe ışık tutması sayesinde seyirciler arasında yankı uyandırıyor ve Kim ailesinin yarı bodrum evi bunu her defasında seyirciye anımsatıyor. Gergin bir sahnede, Park’ların küçük oğlu, ailenin şoförünün, hizmetçisinin ve iki öğretmenin aynı koktuğunu söyler. Bu koku Kim’lerin küflü ve rutubetli evinin kokusunun kıyafetlerine sinmesinden kaynaklanmaktadır. Filmin yayınlanmasının ardından bazı makale, tweet ve facebook postlarında, “yarı bodrum ev”, Seul’ün daha az ayrıcalıklı sınıflarının kolektif deneyimleriyle, zenginlik ve fırsat içinde doğanlara tamamen yabancı olan deneyimlerin sembolü haline geldi.

Yine de Boon Joon Ho’nun kapitalizm altındaki hayat eleştirisini bu kadar zıt yapan şey yalnızca eşitsizlikleri vurgulamasından çok neoliberalizm altında işçilerin moral bozukluğunu daha genel bir şekilde tasvir etmesidir. Yoksulluğun değişmeyen döngüsünde sıkışıp kalan Kim’ler sürekli bir iş, ücretsiz bir Wi-Fİ bağlantısı ve onları fakir olarak damgalayan “küflü bez parçası” kokusundan kaçmanın bir yolunu arıyorlar. Kendilerine saygı duymaya değer bir yaşam öyküsü yazmak için sürekli yeni planlar uyduruyorlar.

Diğer yandan ise, Park’ların yaşamından istikrar ve stabilite akıyor. Misafirleriyle ettikleri sohbetlerinde kendileri için gurur kaynağı olan ve ünlü bir mimar tarafından tasarlanmış tarihi bir evde yaşıyorlar. Akşamları beraber vakit geçirme ve doğum günlerini hafta sonu tatile giderek kutlama lüksünün keyfini çıkarıyorlar.

Eğer ülke daha iyi iş koruması sağlasaydı, Kim’ler ve milyonlarca Güney Koreli işçi böyle istikrarsız işlerde çalışmak için daha az baskı altında olurdu. Güney Kore’nin güçlü ve gurur duyulası bir işçi hareketi var ancak hiçbir zaman iş kanununu yeniden yazacak solcu bir hükümeti olmadı. Mevcut Başkan Moon Jae-in verdiği vaatlere rağmen, bugüne kadar bu konuda çok az yol kat etti ve çalışan sınıf ay sonunu getirmek için bir sürü farklı işte çalışmaya devam ediyor.

Böylece, Bong Joon Ho’nun filmi Güney Kore toplumunun içine nüfuz eden özgüvenli neoliberal kültürünü ustaca eleştirir ve işçileri, kendileri için tam ekonomik sorumluluk almaya teşvik eder. Aynı zamanda, kapitalizm işçilerin hayatlarını ters yüz ederken, onları saygı ve merhameti hak etmeyenler olarak kınar. Ki-taek’in “plansız olmak” en iyisidir iddiası, neoliberal yapılanmanın ardından Güney Kore’deki hayatın bir teşhisidir. İşçiler soyutlandıklarında, geleceği planlama, güvende hissetme ve hayatlarının anlamını ve amacını tanımlama yeteneklerini kaybederler. Eninde sonunda içlerinden bazıları tepki verir.

Film Güney Kore’de olumlu tepkiler aldı. Her yere yayılmış soylulaştırma, düşük gelirli mahallelerde kentsel “canlandırma”, hava kirliliği, artan yiyecek ve konut fiyatları ve iş güvensizliği birçok genç arasında ihanet hissi yarattı. Eylül 2019’da düşük ve orta gelirlilerle yapılan bir çalışmada, katılanların sadece %23’ü hayat kalitelerinin artacağıyla ilgili iyimser olduklarını söyledi.

Bu bağlamda, Güney Koreli izleyiciler için, bireylere “bir plana sahip olmaları” gerektiğinin söylenmesi ancak istikrar için net bir yol belirlenmemesi durumunun ikiyüzlülüğünü fark etmek şaşırtıcı değildir. Parazit’in Batı’daki izleyiciler üzerinde iyi bir etki bırakması gösteriyor ki; Seul’de tasvir edilen şartlar, dünya genelindeki insanların deneyimlerinden çok da uzak değil.

Redaksiyon: Zeynep Rahmet

Çeviri: Merve Ayyıldız

Kaynak: Jacobin