‘The Big Lebowski’ bir otçu filminde görmek istediğiniz her şey!

‘The Big Lebowski’ bir otçu filminde görmek istediğiniz her şey!

Prestijli bir otçu komedisi çekmeyi en iyisi Coen kardeşlere bırakın.

Marihuana, büyükannenizin sizi inandırdığı korkunç bir delilik değildir! Marihuananın filmlerdeki yerini araştırıp namını aklayan köşe Yüksek Eğitim’e hoş geldiniz!

The Big Lebowski, birçok insan için çok şey ifade eden bir film. Jeff Bridges’in ikonik karakteri ’Kanka (The Dude)’nın felsefesini benimseyenler için film bir yaşam biçimi, diğerleri için ise eğitici olabilir. Körfez Savaşı’ndan Wittgenstein’ın dil felsefesine kadar çeşitli konuları işleyen The Big Lebowski filminin zengin alt metni; nihilizmden Post-Reagen, dönemin materyalistlik anlayışına uzanan kavramlar hakkında fikir edinmemizi sağlıyor. Miami Üniversitesi, filmin tüm akademik kollarını ayrı ayrı araştıran ve inceleyen bir ders vermeyi bile önerdi. Ancak Joel ve Ethan Coen’in kült klasiği, farklı türde eleştirilere o kadar açık ki; yapılmış en iyi otçu filmlerinden biri olduğu gerçeği kolayca unutulabiliyor.

Ama bu filmi bir otçu filmi yapan ne? Evet, karakterlerin ekranda ot içtiklerini görüyoruz ama The Big Lebowski tam anlamıyla gözümüzde canlandırdığımız yirmili yaşlarında sürekli ot içen, munchies’e düşen ve belalardan belaya atlayan kişileri anlatan uyuşturucu komedi filmlerinden değil. Ancak, buna rağmen otçu filmlerinin en gerekli ilkelerini içinde barındırıyor: sakin bir tempo, eşsiz espriler, stilize edilmiş görseller ve benim deyimimle ‘marihuana mistisizmleri’.

The Big Lebowski’nın hızını en iyi şekilde sakin ve acelesiz olarak açıklayabiliriz. Tabi ki bunu marihuananın vücudu etkileyen sersemletici etkileri olarak da algılayabilirsiniz ama aslında bu, filmin ‘Kanka’nın da yaydığı enerjiye uymak için izlediği bir yöntem. Yetişmesi gereken hiçbir yer yok, gerçek hiçbir sorumluluğu yok, böylelikle gurur içinde orta yaşlı bowling kankaları Walter (John Goodman) ve Donny (Steve Buscemi) ile geçmişe takılmadan şimdiki anda yaşayabiliyor. Bu öyle bir film ki ne diğer sahneye atlamak ne de filmin ana konusundaki insan kaçırma eyleminin asıl gizemini çözmek için acele ediyor. The Big Lebowski basitçe arkadaşlarla takılmayı, komplo teorileri tartışmayı ve sıradaki kapağı kimin yapacağını beklemeyi tercih ediyor.

Otçu komedi filmlerin genelinde espriler çoğunlukla izleyiciye göz kırpan ve kendisiyle barışık olan şakalardan oluşur. Ancak The Big Lebowski’nin espri anlayışı kafası dumanlı olan karakterlerin kişiliklerinden kaynaklanıyor. Filmde zekice yazılmış ve sıklıkla alıntı yapılan komik şakalar var, ama benim en beğendiğim sahneler aktörlerin karakterleri akıllıca canlandırmaları sonucu ortaya çıkan şeyler oldu: David Thewlis’in kıkırdayan video sanatçısı Knox Harrington, Philip Seymour Hoffman’ın aşırı gergin asistanı Brandt, hatta Jack Kehler’ın yalnızca bir modern dansçı olmak isteyen (Kanka’nın ev sahibi) Marty’si.

Özellikle Marty’nin bu komik sahnesi, bana kalırsa filmin kalbinin attığı şeyi; üç dostun arasındaki bağ ve ilişkiyi bizlere vurguluyor. Ev sahibi Marty artık Kanka’nın rutin olarak geciktirdiği kirayı almaya geldiğinde, Kanka’yı onu değerlendirmesi için biraz utangaç bir tavırla gelecek dans resitaline davet eder. Aşırı abartı olan dans, izleyicilerin gülmesi için kurgulanmış olsa bile Kanka, Donny ve Walter gülmez. Bu sahne, bize karakterler hakkında herhangi bir diyaloğun anlatabileceğinden çok daha fazla şey anlatıyor. Ev sahibini görmezden gelmediler; orada oldukları için de utanmadılar. Arkadaşlarının yanında oldular. Bu çocuklar ot içmekten beyinleri tükenmiş gibi gözükmelerine rağmen belki daha fazla sorumluluk sahibi olan bizlerin yapmayacağı şekilde arkadaşlarına sorgusuz sualsiz destek oldular.

Film görsel olarak ot kullanıcısını uyarmak için Koyaanisqatsi olmak zorunda değil, ama çarpıcı görsel betimlemeler genelde otçu film deneyiminin önemli bir parçasıdır. Görüntü yönetmeni Roger Deakins filmin her karesini muazzam yansıtsa da otçu izleyicinin dikkatini çeken asıl şey Busby Berkeley tarzı set parçalarıdır. Perileri anımsatan Julianne Moore, yekpare bowling lobutları ve gerçek bir cennete merdiven gibi sahneler madde karşıtlarının kafayı bulmakla ilgili önyargılı düşüncelerini temsil eder. Marihuana size asla LSD kullanmışsınız gibi halüsinasyon göstermez, ancak bu sahneler bilinçli şekilde izleyiciyi etkilemek ve El Duderino, yıldızlı Los Angeles semasında süzülürken Keanu Reevesvari bir ‘Vay!’ dedirtmek için çekilmiştir.

Ama Lebowski gibi bir filmde bir otçunun beğenisini kazanan görsellik ve espriler değildir. Sam Elliot’un isimsiz yabancı karakterinin bilgelik dolu sözleri, izleyicileri üzerinde daha sonra düşünebilecekleri fikirlere sevk eder. The Big Lebowski’de öylesine büyük bir marihuana mistisizmi havası vardır ki Kankaizm (Dudeism) adında taoist bir dinin kurulmasında dahi rol oynamıştır.

Filmin genel ilkesi, çok eskiye dayanan ve her kültürde farklı karşılıkları olan ’dur ve gülleri kokla’ deyimidir. Tabi yalnızca durup koklamak yerine, onları ezip, rulo yapıp içmek için de teşvik edilirsiniz. Pek de ciddi olmayan dini oluşumun dedikleri şaka sayılsa da Kanka Kilise’sinden örnek alabileceğiniz tavsiyeler de mevcut.

“Geçmişten beri bu ‘asi umursamazlık’ birçok öğretiyi güçlendirdi. Fikir şu: Hayat kısa ve karmaşık ve kimse ne yapacağını bilmiyor. Bu yüzden bir şey yapma. Finallere kalabilecek misin diye bu kadar dert etme. Topun lobutlara mı çarpmış, oluklara mı girmiş boş ver. Kendine ve başkalarına karşı dürüst olmak için elinden geleni yap, yani sadık kal.”

The Big Lebowski’nin bir kült klasiği olarak süregelen mirasının kaynağı Coen kardeşler ve yetenekli oyuncu kadrosu olarak ele alınabilir. Ama bir otçu komedisi olarak başarısı, inanıyorum ki Kanka’nın bu denli çarpıcı sinematik bir otçu izlenimi vermesinden geliyor. Kendisi, Dazed and Confused gibi filmlerde görmeye alıştığımız büyümekten korkan otçu ergen kalıbını yıkıyor. Aksine Kanka, The Big Lebowski’de kendine en çok güvenen karakter. Onu seviyoruz, çünkü onun kendine olan güveninden ve özür dilemesine gerek kalmaksızın kendisi olabilen rahatlığından istiyoruz.

Ancak Kanka’nın özgüveni ve rahatlığı marihuanadan kaynaklanmıyor. Bu, film boyunca Walter’a da yapmasını önerip durduğu geçmişte yaşamıyor oluşundan geliyor. Jeffrey Lebowski’nin ‘Kanka’ olmadan önceki halini sadece ufak kesitler olarak görebiliyoruz. Çünkü kendisi nereden geldiği ile değil, nereye gidebileceği ile ilgileniyor. Bu da benim The Big Lebowski’den çıkardığım en önemli sonuç. İyi yaşanmış bir hayat, şu an yaşanan hayattır. Sonuçta bowling, dostlar ve otla dolu bir geleceği varken kim geçmişe bakmak için zaman kaybeder ki?

Yazar: Jacob Trussell

Kaynak: filmschoolrejects

Çeviren: Ece Gezen

Düzenleyen: Edip Oktay

Leave a comment