Bilim insanları ve toplum arasındaki tartışmalarda oldukça sık rastlanılan bir soru. Bir teorinin yasa olabilmesi için ne kadar kanıt gerekir? Bu soruya yanıt vermek zordur zira teori ve yasa kelimeleri bilimde farklı anlamlara sahiptir.

  • Bir evi nasıl mükemmel inşa etmelisiniz ki sonunda tek bir tuğlaya dönüşsün?
  • Bir sözlüğü tek bir kelimeyle ifade etmek için ne kadar iyi yazmanız gerekiyor?
  • Bütün bir senfoniyi tek bir notaya dönüştürmek için ne yaparsınız?

Bu soruları pek mantıklı bulmadıysanız, ‘’Bir teorinin yasa olabilmesi için ne kadar kanıt gerekir?’’ sorusu yöneltilmiş bir bilim insanı gibi hissediyorsunuz demektir. Bir ev çok sayıda tuğla, çivi, beton, kapı, pencere gibi bir çok şeyden meydana gelir. Bir sözlük binlerce farklı kelimeden ve hoşumuza giden bir senfoni binlerce birbiriyle uyumlu notadan oluşur. Aynı şekilde, teoriler, evrenin bir kısmının nasıl çalıştığına dair bir açıklama getirir; bir takım bilimsel yasalara, olgulara, testlere dayanır. Bilimde yasalar evrenseldir ve uygulanabilir basit olaylar, formüllerden ibarettir.

Örnek olarak Ohm Yasası, bir elektrik devresinde amperin gerilimle bölünen dirence eşit olduğunu söyleyen I = V / R formülü ile ifade edilir. (Akım, potansiyel gerilimle doğru orantılı, dirençle ters orantılıdır.) Hepsi bu kadar! Elektrik konusunda çalışan biriyseniz, Ohm Yasası herhangi bir devre için geçerli olduğundan önemlidir sizin için. Ancak amperin ne olduğu, neden voltajın dirençle bölündüğü veya bu bilginin nasıl işinize yarayabileceğini söylemez. Ohm Yasası bir uyum içerisinde olan Elektromanyetik Teori ‘’senfonisindeki’’ kurallardan sadece birisidir ve bir ampulün nasıl aydınlattığını, elektrikli ısıtıcıların nasıl ısındığını veya bir bilgisayarın nasıl çalışıp hesaplamalar yaptığını açıklar.

Evinizin yalnızca tuğlalardan oluşmadığı gibi teorilerde yasaları oluşturmaz. Her ikisi de önemlidir fakat farklı şeylerden bahsederler.

Kanunlar bize, bir olayın ne olduğunu söyler.

Teoriler ise bunun nasıl ve neden olduğunu açıklar.

Peki ya bir teorinin yanlış olduğu anlaşılırsa? Bir eksiklik varsa? O zaman, önceki sorulara geri dönelim. Bir ev inşa ettiniz ve kapısı olmadığı için odalarına girip çıkmanın mümkün olmadığını fark ettiğinizde ne yaparsınız? Bir şeylerin yanlış olduğu çok açık. Her şeyi bir kenara bırakıp baştan mı başlarsınız yoksa bir kapı yapmanın yollarını mı ararsınız? Belki de odanın gerekli olmadığını düşünüp binanın bu kısmını gözden çıkarabilirsiniz. Benzer yaklaşımlar bilimsel teoriler için de geçerlidir.

Yer çekimi teorisi ile ilgili bir eksiklik tespit edildiğinde kimse yeni bir teori arayışına girmeyecektir. Bunun yerine bilim insanları bulguları inceleyecek, bu bulgulara uyacak şekilde yeniden bir açıklama getirmenin mümkün olup olmadığına bakacaklardır. Bu, bilimde sıkça yaşanan bir durumdur. Evreni anlamaya çalışıp daha fazlasını öğrenirken, teorileri revize eder ve geliştiririz. Bazen eski bir teoriyi çöpe atmamızı gerektiren çok derin keşifler yapılabilir. O zaman yeni delillere uyan bir teori geliştirmek için sıfırdan başlamamız gerekir. Testlere başlanır, herkes yeni teorinin bir açığını arar. Bilim bu şekilde işler. Ünlü bir bilim insanının sözüyle;

“Yapılacak hiçbir deney beni haklı çıkaramaz, tek bir deney beni haksız çıkarabilir.” – Albert Einstein

Bunca yıl sonra bile bilim insanları, Einstein’ın Genel Görelilik Teorisi ve Özel Görelilik Teorisi’nde bir kusur olup olmadığını görmek için testler yapıyorlar. İkisinin de yanlış olduğu gösterilemedi, bu sebeple hala kabul gören saygın teorilerdir. Aynı şey nasıl ve neden sorularına getirilen yeni açıklamalar için de geçerlidir. Önce çok fazla testten geçip somut delillerle desteklenir. Deliller toplandıkça genellikle teori değişime uğrar ve nihayetinde kabul edilen saygın bir teori haline gelir.

 

Çevirmen: Halil Bağış

Kaynak: The Happy Scientist