Tarihte iz bırakmış 12 Kızılderili lider

Tarihte iz bırakmış 12 Kızılderili lider

Bu tarihi figürler, liderlikleri, eserleri ve savaşlarda gösterdikleri yiğitliklerle tarihte iz bırakmışlardır. Kurucuları, başkanları ve askeri liderleri, Amerikan kültürünün kahramanları olarak anılırken, ulusun tarihindeki pek çok önemli gelişmede yerli halkın payı genellikle göz ardı ediliyor. İşte, getirdikleri yeniliklerle, cesaret ve liderlikleriyle tarihte iz bırakan 12 Kızılderili lider:

Powhatan

1600’lerin başında İngilizlerin Virginia Jamestown’da koloni kurmasıyla başlayan süreçte üstlendiği rol ile bilinen Pocahontas’ın (Matoaka olarak da bilinir) babası olan Powhatan, veya kendine verilen adıyla Wahunsenacawh, belki de en çok bu yönüyle hafızalara kazınmıştır. Ancak, Virginia’nın kıyı kesimlerinde yaşayan ve Algonkince konuşan yaklaşık 15 bin kişiden oluşan 30 kabile üzerinde kurduğu hâkimiyet gösteriyor ki, kendisi de son derece güçlü bir şefti. Powhatan’ın yeni göçmenlerle ilişkisi karmaşıktı; başta gösterdiği destek, göçmenlerin bölgede kontrol sağlamaya çalışması sebebiyle gerçek bir savaşa dönüşmüştü; ancak bu ilişki, Powhatan’ın 1618’deki ölümüne kadar oldukça barışçıldı. 

Tamanend 

Tıpkı Powhatan gibi, Tamanend hakkında da liderin 17. Yüzyıl İngilteresi yerleşimcileriyle olan ilişkileri dışında pek az bilgi mevcuttur. Bilinenlerin büyük çoğunluğu ise 1682 yılında (bazı kaynaklara göre 1683), Tamanend’in lideri olduğu Lenni-Lenape Kabilesi ile William Penn arasında, günümüz Philadelphia’sında imzalandığı iddia edilen Shackamaxon Antlaşması üzerinedir. Hakkında pek bir şey bilinmese de bu “Cana Yakın” kişiliğin (isminin anlamı) gösterdiği erdem ve cömertlik, Amerikan Bağımsızlık Savaşı yıllarında kolonilerin, onu “Amerika’nın Koruyucu Azizi” diye anmasından da anlaşılacağı üzere nesiller boyu muhafaza edilebilmiştir. Ayrıca bu efsanevi şefin şerefine, 150 yıldan fazla New York şehrine hükmetmiş “Tammany Hall” adındaki kötü şöhrete sahip topluluğun da dahil olduğu sayısız topluluk oluşturulmuştur.

Joseph Brant       

Sömürge kültürüyle genç yaşta tanışan Joseph Brant, Yedi Yıl Savaşı’nda Büyük Britanya için savaşmış, Hristiyanlığa geçmiş ve İrokua halkına misyonerlik yapmıştır. Ancak Thayendanegea olarak da bilinen savaşçı ve bilgin, Mohawk köklerine (İrokuaları oluşturan kabilelerden biri) sıkı sıkıya bağlıdır ve Amerikan Devrimi sırasında, altı İrokua kabilesinden dördünü peşine takarak daha korunaklı olduğunu düşündüğü İngiliz İmparatorluğu’nun safına katılmıştır. Brant, halkına huzur ve refah getirmek için çabalarken devamlı olarak zorluklarla karşılaşmasına rağmen New York bölgesinde yaşanan birçok çarpışmada övgüye değer bir mücadele ortaya çıkarmış ve kaptan rütbesine yükselmiştir.

Sequoyah

George Gist veya Guess olarak da bilinen, bir ressam ve gümüşçü olan Sequoyah, yerli kültürüne en büyük katkısını Çeroki hece tablosunu oluşturarak yapmıştır. Söylenenlere göre üzerinde 12 yıl boyunca düzenlemeler yapılan bu tablo, kabilenin geleneksel dilindeki seslere karşılık gelen 85 sembolden oluşuyordu. Tablo, 1825 yılında Çeroki ulusunun resmi hece tablosu olarak kabul edilmesinden sonra büyük oranda kabul görmeye başlamıştır. Bunda, iki dilde basılan Cherokee Phoenix gazetesinin çıkarılmasının ve Sequoyah’ın okur-yazar oranını artırmak için verdiği uğraşların payı büyüktür. Sequoyah’nın ismi, Kuzeybatıdan yükselen kadim ağaçların aracılığıyla yaşamaya devam ederken, oluşturduğu hece tablosu da bugün hala kullanılmaktadır.

Tecumseh

Shawnee bir şefin oğlu olan Tecumseh, Amerikan işgaline karşı kararlı direnişi ile zamanının en saygıdeğer liderlerinden biri haline gelmişti. Tecumseh, gücünü 1800’lerin başında, dini lider olan kardeşi Tenskwatawa ile Indiana bölgesinde Prophetstown’ı (Peygamber Köyü) kurması ve başka bir Kızılderili kabilesi için yardım toplamasıyla göstermişti. Her ne kadar William Henry Harrison’un komutasındaki ekipler Prophetstown’ı yakıp yıkmış ve en sonunda Tecumseh’i öldürmüş olsalar da Harrison, 1840’taki başkanlık seçimlerinde şefin mirasını savunmuş ve General William Tecumseh Sherman de Amerikan İç Savaşı ve sonrasında gösterdiği askeri başarılarıyla adaşının anısını canlı tutmuştu.

Sacagawea

Sacagawea, düşman bir kabile tarafından kaçırılıp kendini Kanada Fransız’ı bir avcıyla evli bulan Lemhi Şoşonisi bir yerliydi. Sacagawea, 1805 yılının nisan ayında ufacık çocuğuyla beraber, Amerikan Başkanı tarafından seçilen Lewis ve Clark’ın, Fransa’dan alınan Louisiana bölgesini keşfetmek için çıktığı sefere katılmasıyla bilinir. Şoşonilerle yapılan görüşmelerde çevirmenlik yapmasının yanı sıra bu genç anne, 1806 ağustosunda Güney Dakota’daki evine dönene kadar bitki örtüsüne, coğrafi kontrol noktalarına, hastalık ve benzeri koşulların nasıl üstesinden gelineceğine dair sahip olduğu bilgi birikimi sayesinde seferin başarıyla tamamlanmasına katkı sağlamıştır. Sacagawea, muhtemelen evine dönmesinin ardından unutulmuş ve on yıldan kısa bir süre içerisinde ölmüştür, ancak kabilesine geri dönüp neredeyse 100 yaşına kadar yaşadığını söyleyenler de mevcuttur.

Kızıl Bulut (Red Cloud)

19. yüzyılın ikinci yarısında artık haddini aşan beyaz yerleşimciler dikkatini çekmeden önce, Amerika’nın geniş ovalarının meşhur Oglala Lakota Şefi Kızıl Bulut, Pawnee ve Crow kabileleriyle çarpışarak gücünü artırmıştır. Ardından Kızıl Bulut Savaşı olarak bilinen muharebeler silsilesinin fitilini ateşlemiştir. Bu muharebelerden birisi olan Aralık 1866 tarihli Fetterman Katliamı ile Kızıl Bulut, Amerikan kuvvetleri üzerinde ezici bir zafer elde etmiştir. Ancak 1868 Fort Laramie Antlaşması’nı imzaladıktan sonra savaşmayı büyük ölçüde bırakmış; hatta sonraki yıllarda ABD devleti sınırları ihlal ettiğinde bile savaşmamış ve kalan ömrünü barışçıl yollarla kazanç elde etmek için çabalayarak geçirmiştir. 

Oturan Boğa (Sitting Bull)

Her ne kadar Oturan Boğa, 1860’larda Kızıl Bulut’un yanında savaşmışsa da kendisinin ve kabilesinin (Hunkpapa Lakotalar) Fort Laramie Antlaşması’nı kabul etmemesi sebebiyle ikilinin yolları ayrılmıştır. Bunun neticesinde Oturan Boğa, 1876’da gerçekleşen Little Bighorn Muharebesi’nde General George Custer’ın tarihi bir bozguna uğratılmasıyla, Büyük Sioux Savaşında merkezi bir figür haline gelmiştir. 1881’de teslim olduktan sonra, sahip olduğu ünü kullanarak kısa bir süreliğine Buffalo Bill’in Vahşi Batı Sirki’nde çalışmış, ancak topraklarından kaçmak zorunda kalmayı hiçbir zaman gururuna yedirememiş ve 1890’da Standing Rock Rezervasyonu’nda* tutuklanmaya direndiği için öldürülmüştür.

Çılgın At (Crazy Horse)

Adı genelde Kızıl Bulut ve Oturan Boğa ile anılan Çılgın At, Fetterman Katliamı’nda önemli bir rol oynamış ve Little Bighorn Muharebesi’ndeki hücuma önderlik etmiştir. Oglala Lakotalı savaşçı, efsanevi savaş becerilerinden, yaşarken fotoğraflanmayı reddetmesine kadar son derece önemli bir figür olarak ayrı bir yere sahiptir. Çılgın At, diğerlerine kıyasla daha kısa bir yaşam sürmüş; 1877’de, hasta eşini ailesine emanet edebilmek için teslim olduktan kısa süre sonra öldürülmüştür. Çılgın At’ın ulu hatırası, Güney Dakota’da onun şerefine inşa edilmekte olan devasa anıt vasıtası ile yaşatılmaktadır.

Geronimo

Chiricahua Apaçilerinden bir şaman olan Geronimo, ömrünün büyük bir kısmını Meksikalıları, Avrupa kökenli Amerikalıları ve günümüz Arizona ve New Mexico’sunda hakimiyet sağlamaya çalışan rakip kabileleri püskürtmekle harcamıştır. Çabaları da büyük oranda başarılı olmuş, ayrıca uçan mermiyi durdurma ve zamanı yavaşlatma gibi mistik güçlere sahip olduğu iddialarıyla da ünü artmıştır. 1886’nın eylül ayında Geronimo ve destekçilerini saklandıkları yerden çıkarmak ise 5000 kişilik Amerikan askerine -ki bu mevcut ordunun dörtte birine tekabül ediyordu- ve 3000 kişilik Meksikalının çabasına mal olmuştur. Bu olay, Geronimo’yu orduya teslim olan son Kızılderili lider yapmıştır.

Şef Joseph

Sahip olduğu toprağı savunmasıyla ünlü olmuş çağdaşlarının aksine Şef Joseph, kabilesini (Nez Perceler) tehlikeden uzak tutmak için verdiği cesurca uğraşlarla hatırlanmakta. Idaho’da bulunan küçük bir rezervasyona zorla yerleştirilmeye yıllarca direndikten sonra gerçekleşen amansız bir çatışma, Şef Joseph’i ve 700 kişilik grubunu geri çekilmeye ve Wallowa Valley’deki yuvalarını bırakıp kaçmaya zorlamıştır. 1877’nin ocak ayında grup, 2000 askerden oluşan Amerikan birliğinin baskılarına rağmen güvende olacakları Kanada’ya varmak üzereyken Joseph, unutulmaz bir konuşma yaparak teslim olmuştur. “Kızıl Napolyon” her ne kadar Amerikan askeri liderlerinin saygısını kazanmışsa da onun Kuzeybatı’ya dönmesine izin çıkacağına dair umudu hiçbir zaman sonuç vermemiştir.

Wilma Mankiller

Kızılderililerin hayatta kalma macerası, tehcirler ve 19. yüzyılda dökülen kanlar üzerinden anlatılmaya devam etmiştir; ardından gelen fasıl ise, Wilma Mankiller’inkiler gibi hikayelerle dolu. 1985 yılında Çeroki ulusunun ilk kadın şefi ilan edilen Mankiller, sağlıkta ve eğitimde yapılan düzenlemelere öncülük etmiş, şeflik yaptığı 10 yıllık süre içinde kabile üyelerinin sayısında ve kabile gelirinde yaşanan yaklaşık %200’lük artış ona atfedilmiştir. Mankiller ayrıca, Kızılderililere mahsus meselelerle ilgilenecek bir federal ofisin kurulmasına yardım etmiş, iki kitap yazmış ve Dartmouth Koleji’nde dersler vermiştir. Ömrünü aktivizme adayan Mankiller, 1988’de Başkanlık Özgürlük Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Çevirmenin notu

*ABD’de Kızılderililer için oluşturulan kısıtlayıcı yasal yerleşim bölgelerinden biri. (Ç. N.)

Yazar: Tim Ott

Kaynak: Biography

Çeviren: Büşra Sena Abacık

Düzenleyen: Berk Cihangör

Leave a comment