Tarihi değiştiren 7 kadın hakları aktivisti

Tarihi değiştiren 7 kadın hakları aktivisti

20. yüzyıl boyunca durmaksızın mücadele eden kadınların hikayeleri…

Birleşik Devletler Anayasası’nın 19. Değişikliği sayesinde kadınların oy kullanma hakkını alması, eşitliğe giden çetin yolda sadece küçük bir adımdı. Her ne kadar kadınlar oy kullanma hakkını kazanmış olsa da bu sefer kadınların çalıştığı iş yerlerinde gelir eşitsizliği ve ayrımcılıklar baş gösterdi. Amerika’da pek çok eyalet, kadınların jürilik görevi yapmalarına engel oldu. Hatta bazı bölgelerde jüri adayı olmaları bile yasaklandı. Evlilikler ise kadınlara bela olmaya başlamıştı. 1907 Amerikan yasasına kadar yapılan evlilik sözleşmelerinde çeşitli hak gaspları yapılırken, sözgelimi 1907’deki “Yabancı ile evlenen Amerikalı kadın, Amerika’da oturmak veya yabancı memleketteki Birleşik Devletler konsolosuna kendini kaydettirmek şartı ile Amerikan vatandaşlığını kaybetmez” kanunuyla, farklı ulustan birisiyle evlenen Amerikalı bir kadın ABD vatandaşlığını kaybetti.

O zamana dek yapılan haksızlıklar, aktivistlerin bu konular üzerinde daha yapacak çok şeyleri olduğunun habercisiydi. İşte kadın hakları için mücadele eden yedi kadın ve sürdürdükleri başarıların hikayesi.

Alice Paul

Alice Paul, oy hakkının kadınlar için daha başlangıç olduğunu düşünüyordu. 1920’de Paul, “Herhangi bir kadının tam eşitlik için mücadeleyi kazandığını düşünmesi, benim için inanılmaz. Ve bu daha yeni başladı cümlelerini kullandı.

Paul, kadın haklarını korumak adına anayasal bir değişiklik olması gerektiğini öne sürdü ve bu değişimi sağlamak için, kurulmasında Lucy Burns ile kendisinin öncülük ettiği Ulusal Kadınlar Partisi’ni (National Women’s Party) harekete geçirdi. 1923’te Paul’un yazdığı ve Lucretia Mott tasarısı olarak adlandırılan yasa tasarısı kongreye sunuldu. Ne yazık ki bu mücadele, onlarca yıl sürmesine rağmen kayda değer bir aşama kat edemedi. Paul, NWP’nin desteğini almış olsa da diğer kadın örgütlerini bu değişikliklerin desteklenmesi için ikna edememişti. O zamanlar birçok aktivist, eşit haklar yürürlüğe girerse, çalışan kadınların ücretleri ve çalışma koşullarıyla ilgili koruyucu yasaların kaybolacağından endişe ediyorlardı.

Kadın hareketlerinin yeniden güç kazanmasının ardından nihayet 1972 yılında, iki meclisli yasama organı olan ABD Kongresi, Eşit Haklar Tasarısı’nı (ERA) kabul etti. Paul, ERA’nın başarılı olmasını umarak öldü. Ne yazık ki Paul’un tasarısı, belirtilen süre içerisinde yeterli sayıya ulaşamadı.

Maud Wood Park

Maud Wood Park, Kadın Seçmenler Birliği’nin (League of Women Voters) ilk başkanı olarak seçildi. Kendisini burayla sınırlamayan Park, aynı zamanda kadın gruplar tarafından tercih edilen yasaları yürürlüğe koymak için kongrenin lobisi olan, Kadın Kongre Komitesi’nin (Women’s Joint Congressional Committee) kurulmasına da öncülük etti.

Park ve komitenin zoruyla gerçekleşen bir yasa da Sheppard-Towner Annelik Yasası’ydı (1921). 1918’de Amerika Birleşik Devletleri, anne ölümleri sıralamasında diğer sanayi ülkeleri arasında 17. sıradaydı. Bu yasayla beraber hamilelik sırasında ve sonrasında kadınların ihtiyaçları için maddi gelir sağlandı. En azından 1929 yılında finansmanı sona erdirilene kadar.

Park, ayrıca yabancı uyruklularla evlenen pek çok Amerikalı kadının vatandaşlıklarını geri kazanmalarını sağlayacak ‘Cable Act’ yasası için lobi faaliyetlerinde bulundu. Fakat yasa mükemmellikten çok uzaktı. Asyalılar için ırkçı bir istisna söz konusuydu ama en azından, evli kadınların eşlerinden bağımsız bir kimliğe kavuşmalarına imkân sağlamış oldu.

Mary McLeod Bethune

Amerikalı kadınların oy kullanma hakkını kazanmaları, Afro-Amerikan kadınlar için de durumun böyle olacağı anlamına gelmiyordu. Ünlü bir aktivist ve eğitimci olan Mary McLeod Bethune, kendisi ve diğer Afro-Amerikan kadınlar için de kazanılmış hakları kullanmaya kararlıydı. Bethune, oy kullanma vergisini ödemek için Florida, Daytona’da 100 seçmene yetecek kadar para topladı. Ayrıca kadınlara okuma yazma testlerini nasıl geçeceklerini öğretti. Ku Klux Klan ile yüzleşmek bile Bethune’u oy kullanmaktan alı koyamadı.

Bethune’un mücadelesi bununla da bitmedi: 1935’te siyahi kadınları savunmak için Negro Kadınlar Ulusal Kongresi’ni (National Council of Negro Women) kurdu. Ayrıca Franklin D. Roosevelt’in başkanlığı sırasında Ulusal Gençlik İdaresi’nin (National Youth Administration), Negro işleri müdürü olarak görev yaptı. Bu pozisyon onu hükümetteki en rütbeli Afro-Amerikan kadın yaptı. Bethune, kendisinin diğer kadınlara bir ilham olduğunu biliyordu.

“Düzinelerce zenci kadının peşimden geldiğini, güven ve stratejik öneme sahip pozisyonları doldurduklarını hayal ettim.”

Rose Schneiderman

Eski bir fabrika işçisi olan ve yaşamını emekçi kadınların mücadelesine adayan Schneiderman, oy hakkının kazanılmasından sonra emekçi kadınların ihtiyaçlarına odaklandı. Çeşitli görevler yürüten Schneiderman, 1926’dan 1950’ye kadar Kadın Sendikaları Birliği’nin (Women’s Trade Union League) başkanlığını yaptı. Ulusal Kurtarma İdaresi’nin Çalışma Danışma Kurulu’ndaki tek kadındı. 1937’den 1943’e kadar New York eyaleti Çalışma Bakanı olarak görev yaptı.

Büyük Buhran (Great Depression) sırasında Schneiderman, işsiz olan kadın işçileri, yardım fonu almaları için çağırdı. Schneiderman, ev hizmetlerinde çalışan kadınların Sosyal Güvenlik kapsamına alınmasını istiyordu ancak bu yasa ilk kez, yani 1935’te yürürlüğe girdikten 15 yıl sonra kanunlaştırıldı. Schneiderman ayrıca garsonlar, çamaşırhane işçileri, kuaförler, otel çalışanları için maaşların ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için çalıştı. Bu işlerde çalışanların çoğu beyaz olmayan kadınlardı.

Eleanor Roosevelt

Elenoar Roosevelt’in kadın hareketi için yaptığı çalışmalar, kocası Franklin D. Roosevelt’in başkanlığından çok önce başladı. 1922’de Kadın Sendikaları Birliği’ne (WTUL) katıldıktan sonra kocası Franklin’i, Rose Schneiderman gibi arkadaşlarıyla tanıştırdı. Schneiderman da Franklin’in kadın işçilerin ihtiyaçlarını gözlemlemesine yardımcı oldu.

Eleanor, siyasi arenada Al Smith’in 1928’de cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında kadın faaliyetlerini koordine etti. Ardından da kocasının başkanlık çalışmalarına katıldı. Franklin seçimleri kazanıp Beyaz Saray’ın koltuğuna geçtiğinde Eleanor, yeni pozisyonunu, kadınların çıkarlarını desteklemek adına kullandı. Eleanor, düzenlediği basın toplantılarına kadın muhabirleri çağırarak onlara işlerinde yardımcı oldu.

Eleanor, kocası Franklin’in ölümünden sonra da kadınların sesi olmaya devam etti. John F. Kennedy’nin yönetimi sırasında eşit maaş talebinde bulundu. Fakat bu talebi olumlu bir sonuç vermedi.

Margaret Sanger

Margaret Sanger, “Kendi bedenine sahip olmayan, onu kontrol edemeyen hiçbir kadın, kendine özgür diyemez” diyerek “doğum kontrolü” nün kadın haklarındaki rolüne dikkat çekti.

1920’de Sanger, yasal “doğum kontrol” için alışılagelmiş ve radikal yöntemleri bir kenara bırakarak 1921’de Amerikan Doğum Kontrol Birliği’ni (American Birth Control League) kurdu. Ardından Amerika’daki ilk doğum kontrol kliniğinin kurulmasına öncülük etti. Kurulan klinikte, hastalar üzerinde doğum kontrolün etkinliği ve güvenliğinin sonuçları kayıt altına alındı.

Sanger’ın doğum kontrol yasası için lobi faaliyetlerinde bulunması, başarılı olmasına yetmedi. Fakat 1936’da ABD temyiz mahkemelerinin tıbbi amaçlar için doğum kontrolünü ithal etmenin ve dağıtmanın uygun olduğuna karar vermesi, mahkemede Sanger’ın şansını arttırdı. Sanger’in doğum kontrol hakkı için verdiği mücadele, halkın da tavrının değişmesine yardımcı oldu. Perakende şirketi Sears, ikmal listelerine “gebelik önleyici” ürünleri ilave ederek satışa başladı. 1938’de ise önde gelen kadın dergilerinden Ladies’ Home Journal dergisinin düzenlediği ankette, dergi okuyucularının yüzde 79’u yasal doğum kontrolünü destekledi.

Molly Dewson

Oy kullanma hakkından sonra hem demokrat hem de cumhuriyetçi partiler, bünyelerinde kadın kolları kurdu. Demokrat Parti’nin içinde faaliyetlerini yürüten Molly Dewson, kadınların seslerini daha yüksekten duyurmasına yardımcı oldu. Çalışmalarını, Eleanor Roosevelt ile sürdüren Dewson, başkanlık seçiminde kadınları, Franklin D. Roosevelt’i desteklemeye çağırdı. Seçim bittiğinde Eleanor’un desteğiyle, kadınların siyasi görevler alabilmeleri için çalışmalar yürüttü.

Dewson’un mücadelesi, Franklin’in seçimlerine de yansımıştır. Örneğin; Frances Perkins’in çalışma bakanlığına, Ruth Bryan Owen’ın Danimarka büyükelçiliğine; Florence Allen’ın ise temyiz mahkemesine katılması, tarihte çığır açan seçimler arasındadır.

Yazar: Sara Kettler

Kaynak: Biography

Çeviren: Tuğba Aksu

Düzenleyen: Oğuzcan Balyemez

Leave a comment