İyi bir Taht Oyunları finali ne olurdu? Halkın gizli Jakoben gücünü bütün bu kral ve kraliçe bozuntularının üzerine salmaya ne dersiniz?

Taht Oyunları daha ilk sezonda kendi sonunu deşifre etti.

“Sıradan insanlar yağmur, sağlık ve bitmeyen yaz mevsimi için dua eder.” Sör Jorah Mormont dizinin sekizinci bölümünde genç Daenerys Targaryen’e bunu söyler. “Yüce lordların oyunlarını umursamazlar.”

Winterfell Savaşında Ak Gezenlerin çarpıcı şekilde yenilmesiyle yüce lordların oyunları yine dizinin son bölümlerine hakim oldu. Ama hayranlar sonunda Demir Tahtta hangi yöneticinin oturacağını harıl harıl tahmin ederken dizinin ana fikrini atladılar: taht oyunlarını kimin kazandığı hiçbir zaman önemli değildi. Çünkü dizi boyunca savaş, göç ve kışla yüzleşen Batıdiyar’ın sıradan halkı çoktan kaybetti.

Ortaçağ Avrupa toplumundan model alınmış Batıdiyar, köylü çiftçilerin hakim olduğu bir kıta. Tabi bazı arka plan çekimlerine dikkatli bakmazsanız bunu farkedemezsiniz. Çünkü Taht Oyunları’nda köylüler her yerde fakat neredeyse görünmezdirler.

Görüntülendikleri nadir zamanlarda ise asilzade karakterlere hizmet ediyorlar -çoğunlukla gerçekten de hizmetçi ya da seks işçileri olarak. Bu sayılı zamanlarda karakterlere kendi çaplarında rol vermeye kalkışıldığında genellikle bir aristokratın mukabil karakteri oluyorlar. Belki de bedeni efendisi tarafından büyüyle ele geçirilen ve böylece yanlışlıkla gelişimsel engelli kalan hizmetçi Hodor’dan başka metafora gerek yoktur.

Halk için en önemli olay örgüleri bile zengin ve güçlülerin hikayelerine dahil ayrıntılardan ibaret kalmıştır. İki sezonluk hikaye örgüsünde yer başlıca yer alan keşiş Yüce Serçe’nin mütevazı bir kökeni vardır ve köylü sınıfının menfaatini gözettiğini iddia ederken asıl emeli kendi çıkarlarıdır. Başkentte en güçlü figür olurken soyluları da avam sınıfını da aynı zalimce zorlanmış dini buyruklara maruz bırakır. Kurtuluş teolojisi bu değil.

Jon Snow’un konukluğu sırasında Sur’un kuzeyindeki cumhuriyetçi Özgür Halk’ı kısa bir an için görme fırsatımız olurken monarşist Ak Gezenler hızlıca onların toplumunu bozar. Sığınmak için güneye geçerken Özgür Halk, krallar ve kraliçelerin hakim olduğu bir hikayenin arka planına karışır.

Taht Oyunları dünyasında bilindiği gibi halk çoğunlukla arka planda görünürken, aslında onlar gösterinin atan kalbidir. Gerçekten de yakından bakınca hikayedeki asıl kahramanlar olarak görebiliriz. Ne de olsa işçi sınıfı Lannisterlar ve Tyrelller gibi ailelerin tarım ve maden zenginliğini mümkün kılıyor. Ve aynı zamanda dizinin asıl hikayesi olan savaş en çok köylüleri etkiler. Topyekün savaşta en kötü dehşeti görenler lordlar leydiler değil, arsaları yanan ve evleri yok olan köylülerdir.

Hatta ikinci sezonda bir ana hikaye noktası da Kral Toprakları’ndaki mülteci krizidir, yerinden edilmiş köylüler zaten sınırlı olan yiyecek stoğunu zorlar.

Ama çileleri uzun sürse de Taht Oyunları yaratıcıları sıradan insanları sonsuz ünvan çekişmesinden bir çıkış yolundan mahrum etmiyor.

Dizi boyunca bunun ipuçları serpilmiş. Birinci sezonda Kral Robert Baratheon, Viserys Targaryen’in Dothraki ordusuyla işgal etmesinden korktuğundan bahsediyor. Asiller güven içinde kalelerine saklanırken, açık alanda savaş mağlubiyetinden kaçınmak için işgalci ordu “yağmalayarak ve yakarak, taş duvar ardına saklanamayan her adamı öldürerek, mahsüllerimizi ve hayvanlarımızı çalarak, kadın ve çocuklarımızı esir alarak” şehirden şehire gidecek. Böyle koşullarda soruyor; “Yedi Krallığın insanları daha ne kadar görevinde bulunmayan, yüksek duvarlar arkasında saklanan krallarını destekleyecekler?”

Ve sadece Robert değil, Danaerys’ten tutun Stannis’e ve Margaery’e kadar yığınla krallar ve kraliçeler seyirciye köylülerin fazla ileri gidildiğinde yöneticilere sırtlarını döneceklerini hatırlatıyor. Dizi bize tahtlar kendi oyunlarında kaybedebilirler diye fısıldıyor. Görünürde sonu gelmeyen bu hüzünlü masalın sonunda bir umut olabilir.

Bu mesaj Batıdiyar’ın kurgusal dünyasından çok daha ötede yankılanıyor. Ne de olsa Vietnam Savaşında askerlik yapmayı reddeden George R.R. Martin, savaş çığırtkanı elitlerin amaçsız tahribatını ayıpladığını saklamadı. Kitaplar bu meseleyi diziden daha güçlü bir şekilde vurguluyor: bir bölümde yetersiz beslenmeden ölen bebeğini tutan köylü kadın, Kral Toprakları’ndaki asiller grubunu durdurur. Çocuğunu aç bırakan savaş için Kraliçeyi suçlarcasına cesedi Cersei’nin ayaklarının dibine bırakır.

Ama 2017’deki TIME ile röportajında bunu en iyi ifade eden Taht Oyunları yapımcılarından David Beniof oldu:

“Bizi George’un kitaplarına çeken ve gerek yazıldığı zaman gerek şimdi bunu güncel kılan, insanla ve güçle ve güç peşinde olmakla ve bunun güçsüzleri nasıl etkilediği hakkında olmasıydı.”

Toplumsal değişimler için mevki olarak  -gerek fantazilerimizdeki Demir Taht gerek kendi hayatımızdaki Beyaz Saray gibi- güçlü koltukları sürekli izlediğimiz bir dünyada, Taht Oyunları bize yukarıdan yapılan değişimin sınırları olduğunu hatırlatıyor. Gerçek güç direkt insanlardan gelir. Çoğunluk her zaman azınlığı yenme kapasitesine sahiptir.

En iyi repliklerden biri, eski köle ve şimdiki kraliyet mahkemesi istihbarat şefi Varys’ten geliyor. İlk sezonda şüpheli Ned Stark tarafından aslında kime hizmet ettiği sorulur. “Ülkeye, lordum,” diye cevaplar Varys; “Biri ona hizmet etmeli.”

Son bölümleri izlerken Varys’in sözlerini aklımızda tutmalıyız. Dünyaya hizmet etmek için -herhangi bir ülkeye hizmet etmek için- her şeyden önce sıradan insanlara hizmet etmeli. Gelecek tahtlara değil bize ait.

 

Yazar: Aaron Freedman

Çevirmen: Cansu Tandoğan

Kaynak: Jacobin