Süper Lig-Süper oburluk

Süper Lig-Süper oburluk

Futbolun en iyi kulüplerinin yeni elit ayrılıkçı ‘Avrupa Süper Ligi’nin skandal bir şekilde duyurulması, spor dünyasına nüfuz eden kârın mantıksal bir sonucudur. ‘Güzel oyunu’ kurtarmak için kapitalizmi futboldan çıkarmalıyız.

“Avrupa futbolunda topyekûn bir savaş: Süper Lig’in doğuşu.”

Avrupa’nın en zengin futbol kulüplerinin Avrupa Süper Ligi ESL’yi kurmayı planladıklarını açıklamaları üzerine, İspanyol gazetesi El Pais’in dünkü manşetinde yer alan tokat niteliğindeki cevabı okuyun.

İtalyan La Gazzetta dello Sport’un manşetindeki “Açgözlülüğün şenlik ateşi” halkın sesini yansıtıyordu.

Paris Saint-Germain orta saha oyuncusu Ander Herrera’nın, ESL’nin kurulmasına yönelik “halkın yarattıklarını zenginler çalıyor” şeklindeki tepkisi durumu en iyi şekilde özetliyordu. 

İş dünyası menfaatleri

Uzun süredir beklenen ve nihayet pazar günü yapılan duyuru, herkesin zaten bildiği bir şeyi doğruluyordu. Altısı Premier Lig’den olmak üzere en iyi 12 kulüp şimdiden dahil oldu ve üç kulübün daha katılması bekleniyor. Bu muhtemel takımları sizler de pekâlâ tahmin edebilirsiniz.

Bu 15 kulüp, yeni ligin doğrudan katılımcıları olacak ve gerçek liyakate göre beş yeni üye daha katılacak. Bu kulüplerin ligde iç saha ve deplasman maçları olacak, ardından mevcut Avrupa müsabakalarında olduğu gibi tarafsız bir sahada yapılacak final maçı için eleme usulü uygulanacak.

Bu son planın asıl gerekçesi nedir?

Süper 12 takımın ilk ortak açıklaması aslında oyunu ele veriyor: “Süper Lig’in oluşumu, küresel salgının mevcut Avrupa futbol ekonomik modelindeki istikrarsızlığı hızlandırdığı bir zamanda geliyor.”

Bu açılış bildirisi, yeni rekabetin “önemli ölçüde daha büyük ekonomik büyüme sağlayacağı” şeklinde devam ediyor.

Bu, spor temelli bir ifadeden çok ticari bir ifade gibi geliyorsa, haklı olabilirsiniz.

Kârı maksimize etmek

Bu maksimizasyon, taraftarlardan ve televizyondan ekstra büyük meblağlar elde etmekle ilgili. Tamamen zengin azınlığın kârını maksimize etmeyi amaçlıyor.

Önerilen model, ABD’deki profesyonel takım sporları için kullanılan kapalı mağaza franchise sisteminin aynısı olmakla birlikte para babalarını endişelendirecek yükselme veya küme düşme durumları yoktur. Bu durum, herkese rağmen, Avrupa çapında elit organizasyonlara katılmak için sahada iyi bir sezon geçirme zorunluluğunu da ortadan kaldırıyor.

ESL’nin ilk başkanı ve Real Madrid patronu Florentino Perez’in iki yüzlü açıklamasına bakalım. Perez, yeni organizasyonun “futbola her seviyede katkı sunacağını” iddia etti.

Real Madrid patronu, “Futbol, dünyada dört milyardan fazla taraftarı olan tek küresel spor ve büyük kulüpler olarak bizlerin sorumluluğu bu insanların isteklerine cevap vermektir.” diye devam etti.

Perez’in kastettiği şey aslında şudur: Yeni rekabet, futbol endüstrisinin kendilerini en üst düzeyde zenginleştirmesine katkı sağlayacağı ve oyunun daha fazla sömürülmeyi bekleyen dört milyar müşteriye sahip olduğu gerçeğini değerlendireceğidir.

Bu, sadece büyük kulüp sahiplerinin isteklerine cevap verecek bir organizasyondur. Bu 15 takım (veya marka) ne olursa olsun her zaman yarışmada olacak, geri kalanlarınsa canı cehenneme.

Ters tepki

Muhalif tepkiler hızlı ve sertti. Sadece UEFA ve FIFA’dan değil, aynı zamanda (daha da önemlisi) taraftarlardan ve taraftar gruplarından tepkiler geldi.

Futbol taraftarları bunun nereye varacağını görebilir. En nihayetinde bu, profesyonel oyunun uzun süredir yanlış yoldailerlediğini gösterir.

Ülkenin dört bir yanından taraftarların protesto pankartları, sosyal medyada görülmeye başladı bile. Ancak çok az kişi tepedekilerin buna kulak vermesini bekliyor.

UEFA’nın bir yandan ellerini ovuştururken diğer yandan tehditkâr açıklaması sahtekarlığın boyutunu gözler önüne seriyordu. Aslında bu kurum, bir ayrılık tehdidini savuşturmayı amaçlayan mevcut Şampiyonlar Ligi’ne benzer yeni bir lig formatını duyurmak üzereydi.

Ancak bu plan, büyük kulüplerin dahil edilmesini- hakkaniyetli olsun ya da olmasın- garanti edecek bir format bulamama nedeniyle gün yüzüne hiç çıkmadı. Garantili bir gelir kaynağının olmaması, önemli bir sorun haline geldi. Ve bir kez olsun, normalde kaypak olan UEFA yetkilileri bu sorunu çözemedi.

Finans devi JP Morgan, ESL’ye para yatırırken zengin kulüpler paranın nerede olduğunu görebiliyordu.

UEFA’nın asıl sorunu, avuç içi yağlama söz konusu olduğunda paranın ceplerinden çıkacak olmasıydı. Taraftarı kaygılandıran şeyler için kesinlikle ESL organizatörlerinden aşağı kalır yanları yoktur.

Sonuç

Futbolun tüm tarihi son yıllarda şu şekilde ilerliyor: oyunu, kökleri halktan gelen kitlesel bir seyirci sporundan zengin yatırımcılar için multi-milyar poundluk bir endüstriye dönüştürmek.

İlk önce canlı yayınlanan oyunların tanıtımını yaptık. Başta sadece birkaçı, sonra uydu yayınının gelişiyle birlikte gitgide daha fazlası. Ardından, üst sıralarda yer alan takımların televizyon gelirini maksimize ederken alt liglerin nakit akışını azaltmayı amaçlayan Premier Lig’i kurduk.

Avrupa’daki üç turnuvayı, Şampiyonlar Ligi’nin yanı sıra, değersiz bir Avrupa Ligi ile değiştirdik. Şimdi de Avrupa Ligi’nin alt ligi niteliğinde olan Konferans Ligi gelecek sezondan itibaren oynanacak.

Daha sonra, gerçek şampiyonları ve diğer takımları, o zamanlar bir muhabirin söylediği gibi “zengin arkadaşları” içeren bir turnuva oluşturduk.

Bu şişirilmiş televizyon dostu turnuvalar daha sonra sadece bir gün yerine haftada üç güne yayıldı.

Tüm bunlar şirketlerin yönetim kurulu odalarında gözden kaçmadı. Birkaç elit kulübün kasasına para akmaya başladı. Büyük şirketler ve hatta ülkeler kulüp satın almaya başladı.

Bunu her adımda karşılayan büyük medya şirketleri oldu. COVID-19 onlar için büyük bir nimettir. Pandeminin ortaya çıkmasından bu yana, Avrupa ve Premier Lig’deki her maç canlı olarak izlendi: haftanın yedi günü, tamamen futbol. Bu, kolayca kapanmayacak bir kapıyı araladı.

ESL şimdi televizyon şirketleriyle, özellikle de Amerikalılarla, oldukça kârlı olan ABD pazarına hâkim olmak için hangi anlaşmaları yapması gerekiyorsa onları yakından inceleyecek.

Her aşamada, işçi sınıfı taraftarlar ve gruplar futboldan daha da uzaklaştırıldı. Futbol patronları için bizler sadece yürüyen kredi kartlarıyız. Televizyon şovlarındaki ekstralardan başka bir şey değiliz.

Peki şimdi sırada ne var?

Muhafazakâr Parti hükümeti, ESL’yi engelleyecek yeni yasalardan bahsediyor. Ancak bu planları bozmayı başarsalar bile, milyarderleri futboldan kovmayacaklarını garanti edebiliriz; yani temelde hiçbir şey değişmeyecek.

Gerçek şu ki, oyunumuzu kurtarmak için aynı zamanda patron olan siyasetçilere veya şirket figürlerine güvenemeyiz. Bunun yerine Gary Neville’in önerdiği gibi, futbol taraftarları derhal protestolar ve boykotlar düzenleyip kapitalizmi futboldan çıkarmak için bir halk hareketi başlatmalıdır.

Belki lig bu şekilde devam eder belki de mevcut müsabakaların devam etmesini sağlamak için uluslararası futbol kuruluşlarıyla bir anlaşma yapılır. Öyle ya da böyle kesinlikle bizi özel üyeler kulübü olan ESL’ye oldukça benzer bir şeyle baş başa bırakacak kritik değişiklikler olacaktır. 

Kaybedenler elbette, sıradan futbol taraftarları olarak biz olacağız.

Oyunun diğer yönleri de değişecektir. Televizyon şirketleri, en iyi kulüpler arasındaki maçların veya bu kulüplerin olduğu oyunların daha yüksek izlenme rakamları yakaladığını, haliyle daha fazla reklam geliri getirdiğinden sızlanmaya başladı bile. Bununla ilgili ‘bir şeyler’ yapılmasını isteyeceklerdir.

ESL’nin elitist ABD tarzı formatı, Premier Lig’in bir sonraki formatı için bir model sağlayabilir. Aslında, bu daha önce denendi.

FİFA’nın, UEFA’nın önüne geçmesini amaçlayan dünya kulüpleri turnuvası üzerinde çalıştığı söyleniyor.

Kapitalizmi defet

Real Madrid başkanı, ESL planının ‘futbolu kurtarmak’ olduğunu öne sürdü ancak futbol neden tehlikede? Tabii ki kapitalizmin verdiği zarar yüzünden. Daha fazla açgözlülükle çıtayı yükseltmek futbolun kaderini belirliyor.

ESL’yi kurma hamlesi, ‘güzel oyunu’ yok eden kâr sürecinin bir sonraki adımı ve kapitalizmin futbol üzerindeki yıpratıcı etkisinin son örneğidir.

Ekonominin diğer her kesiminde ve sektöründe olduğu gibi, kapitalist rekabetin sonucunda, tekelleşme ve servetin süper zengin bir azınlığın elinde toplanması kaçınılmazdır.

Futbol halihazırda yolsuzluk, yandaşlık, kirli anlaşmalar ve taraftarların çıkarlarını hiç umursamayan kuruluşlar tarafından yönetiliyor. FBI birkaç yıl önce FIFA’daki yolsuzluğu araştırmaya başladığında, FIFA’nın işleyişini mafya ile karşılaştırarak yolsuzluğu daha kolay bulmasına şaşmamalı. Kesinlikle bir grup gangster gibi davranıyorlar.

Şu anda UEFA, FIFA ve yeni ESL arasında çıkan savaş, ganimetlerin nasıl bölüneceğine karar vermek ve hangi zengin kan emici grubun bundan sonra ne alacağı üzerine verilen bir savaştır.

Bu spor değil, kapitalist sistemin acımasız mantığı altında işleyen büyük bir iştir.

Kapitalizmi futboldan çıkarmalıyız. ESL, Premier Lig, UEFA, FIFA: Bu insanlar için her şey para kazanmaktan ibaret, bunun dışında hiçbir şeyin bir önemi yok.

Bu sülükleri ilgilendiren tek lig tablosu şirketin kâr – zarar tablosudur. ESL’de küme düşmenin olmayışı göstermektedir ki oyunun ruhuna veya geleneklerine kesinlikle ilgi duymuyorlar.

Bu yıkım ve vurgunculuk yerine kulüplerin kamu mülkiyeti altına alınmasını; taraftarlar, oyuncular ve yerel topluluklar tarafından yönetilmesini talep etmeliyiz.

Ve diyoruz ki: ESL’ye hayır! Futbolu yöneten bürokratlara ve patronlara hayır! Kapitalizme hayır!  Oyunumuzu kurtarmak için hepsine hayır!

Yazar: Steve Jones

Kaynak: Socialist

Çeviren: Musa Hatipoğlu

Düzenleyen: Kübra Aslanhan

Leave a comment