Süngerimsi fosiller dünyanın bilinen en eski hayvanları olabilir

Süngerimsi fosiller dünyanın bilinen en eski hayvanları olabilir

İlk hayvan hayatını yeniden yazabilecek olan fosiller, Kuzeybatı Kanada’da keşfedildi. Ancak bazı paleontologlar bunun gerçek olduğuna ikna olmadılar.

İlk hayvan grupları arasında yer alan eklem bacaklıların, yumuşakçalar ve solucanların fosil kayıtları, 540 milyon yıl önce Cambriyen patlaması zamanına dayanıyordu. Ancak Nature dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, kuzeybatı Kanada’da keşfedilen sünger fosilleri bu tarihten 350 milyon yıl daha yaşlı olabilir. Bu keşif de dünya üzerinde bilinen ilk hayvanların tarihini geri bir tarihe atabilir.

Antik keşif, uzun zamandır karmaşık yapılı hayvan hayatının ne zaman evrimleştiği konusu üzerinde duran paleontologlar arasındaki tartışmayı ateşliyor.

Kanada Sudbury’deki Laurentian Üniversitesi’nde sedimanterler üzerine yoğunlaşan jeolog Elizabeth Turner: “Haklıysam, bu hayvanlar, geleneksel hayvan fosillerinin ilk ortaya çıkışından çok önce oluştu.” diyor. Turner, “Bu da iyi korunmayan hayvanların keşfedilmemiş geçmişi olduğu anlamına geliyor.” diyerek keşfin önemini dile getiriyor.

Tuhaf ve harika şekiller

Çalışmada sunulan kanıtlara rağmen bazı bilim insanları, Turner’ın 890 milyon yıllık fosillerindeki mikroskobik şekillerin antik bir süngeri gösterdiğine ikna olmadılar.

Birleşik Krallık’taki Edinburgh Üniversitesi’nde fosil resifleri üzerine araştırma yapan bir yerbilimci Rachel Wood, “Bu, o kadar büyük bir iddia ki diğer tüm olasılıkları gerçekten ortadan kaldırmanız gerekiyor.” diyor. Wood, “Örneğin mikroplar tuhaf ve harika şekiller ve biçimler üretirler. Bazen kristaller de canlı organizmalar tarafından oluşturulan desenlere benzer bir şekilde büyür. Bu sebeple Turner’ın bulduğu kaya örnekleri fosil dahi olmayabilir.”

Fakat Turner, siyanobakteriler veya algler gibi 890 milyon yıl önce var olan resif oluşturucu organizmaların hiçbirinin, örneklerindeki karmaşık yapıları açıklayamayacağını söylüyor.

1990’lardaki yüksek lisans eğitiminden beri Turner, Kanada’nın Kuzeybatı Topraklarının kayalarında korunan eski mikrobiyal resiflerden fosiller topluyor.

Turner, mikroskop altında kaya parçalarını incelediğinde, kristallerle kaplı tüplerin dallanan ağlarını gördü. Daha sonra, bu yapıların modern süngerlerin iskeletlerine benzediğini ve yapı iskeletini oluşturan bir kolajen proteinin süngerlerin çürüme ve fosilleşme modellerine uygun olduğunu keşfetti.
Turner, “Bu kayalar çok güzel ama içlerinde bu kadar karmaşık veya tuhaf bir şey bulmayı beklemiyorsunuz.” diyor.

Hayvan yaşamının erken tarihi

Turner, süngerlerin varlığının bilindiği bir zamandan çok daha genç kayalarda benzer yapıları tanımlayan çalışmaları gördüğünde, sonuçlarını yayınlama konusunda kendinden emin hissetse de son birkaç yıl durum böyle değildi.

Bu makalelerden birinin yazarı, kaya örneklerinin birçok ince diliminin fotoğraflarını çekti ve bunları sözde süngerin 3 boyutlu bir modelini oluşturmak için kullandı. Wood, benzer bir kanıtın Turner’ın iddiasını güçlendireceğini söylüyor.

Yapıların sünger fosil olduğu kanıtlanırsa diyerek sözlerine başlayan California Üniversitesi’nde bir jeobiyolog olan David Gold, “Çok heyecan verici olur. Ayrıca hayvan evriminin ilk hikayelerini açıklığa kavuşturabilmemize de yardımcı olur.” diyor. Bu konu ise uzun yıllardır tartışılıyor.

Ancak Gold, fosil kayıtlarında süngere benzeyen şeyleri bulmak kolay olsa da, bunları başka kanıtlarla desteklemenin daha zor olduğunu söylüyor. Örneğin Gold ve diğer araştırmacılar, süngerlerle bağlantılı biyolojik molekül izleri içeren kaya örneklerine işaret ederek fosil iddialarını desteklediler. Fakat Gold, Turner’ın kaya örneklerinin yaşı ve türü göz önüne alındığında, bu tür bir koruma gerçekten mümkün olmadığını söylüyor.

Massachusetts’teki Williams College’da jeobiyolog olan Phoebe Cohen, bunun akıl almaz olmadığını, süngerlerin Kambriyen patlamasından önce olabileceğini söylüyor. Bilim adamları, zaman içinde DNA ve proteinlerdeki mutasyon oranını ölçen ‘moleküler saatler’ kullanarak canlı hayvan gruplarının atalarının ne kadar zaman önce ayrıldığını tahmin ediyor.

Cohen, bu tahminlerin çoğunluğunun, günümüzde yaşayan tüm hayvanların son ortak atasının Kambriyen patlamasından önce evrimleştiğini, ancak 350 milyon yıl kadar önce evrimleşmediğini öne sürüyor. Yine de, süngerlerin nasıl fosilleştiğine dair çalışmalar da dahil olmak üzere daha fazla kanıt görürse Turner’ın örneklerinin sünger fosilleri olduğuna ikna olabileceğini söylüyor.

Moleküler saat tahminleri

Paleontoloji topluluğu, Kambriyen döneminden önce hayvan fosillerinin yokluğunun, o dönemde yaşayan canlıların nadiren günümüze fosil olarak kalmalarından mı, yoksa hayvan kökenlerine ilişkin moleküler saat tahminlerinin yanlış olmasından mı kaynaklandığı konusunda ikiye bölünmüş durumda. Gold, Kambriyen’den önce süngerler olduğuna inanıyor ancak tam olarak ne kadar geriye gittiğine dair büyük, çözülmemiş bir sorunun var olduğunu söylüyor.

Eğer modern süngerlerin ataları gerçekten 890 milyon yıl önce hayattaysa, bu ilk hayvanların aşırı düşük oksijen seviyesi ve gezegen yüzeyinin neredeyse tamamen donduğu, kartopu dünya dönemi boyunca, çok zorlu yaşam koşullarında hayatta kaldığı anlamına gelir diyor, Gold.

Turner, süngerlerin oksijen salan fotosentetik siyanobakterilerin yanında mikrobiyal resifteki boşluklarda ve yarıklarda yaşamlarını sürdürerek düşük oksijenli ortamda hayatta kalabileceklerini savunuyor. Süngerler ayrıca bakterilerin ürettiği organik sızıntıyla da beslenmiş olabilir. Turner, “Muhtemelen bu filtre ile beslenen organizmaların yemesi için lezzetli ve çok bol miktarda ‘salya’ kaynağı vardı.” diyor.

Bilim insanları, dünyada hayvan yaşamının ne zaman başladığına fikirler konusunda oldukça hararetliler. Gold, makalenin on yıllardır sessizce kaynayan tartışmayı yeniden canlandırabileceğini söylüyor. Gold, “Ama hayvanların kaç yaşında olduğuna karar vermiş olanların fikrini pek değiştirmeyeceğini sanıyorum.” diyerek de geleneksel düşünceye hafif bir isyan bayrağı açıyor.

Yazar: Max Kozlov

Çeviren: Meltem Kenci

Düzenleyen: Oğuzcan Balyemez

Kaynak: Nature

Leave a comment