1934 yılının Mayıs ayında Avusturyalı faşistler, gerici sistemlerini kurmak amacıyla yeni bir anayasa sundular. Bundan sonra ülkenin hükümdarı Tanrı olacaktı. Avusturya artık bir cumhuriyet değildi. Fakat feodal bir toplum hayalleri asla gerçekleşmedi ve diğer ülkelerdeki örnekleri takip ederek tüm Avusturyalıları tek parti rejimiyle yönetme fikri de başarısız oldu.

Yeni faşist devlet Nazi Almanyası’nın hedefleriyle de uğraşmak zorundaydı. Hitler Avusturya’yı üstün Almanya’nın bir parçası olarak görüyordu ve Anschluss Birleşmesi’ni açıkça altüst etmişti. Berlin tarafından baskı altında olan Naziler Avusturya yönetime dahil edildiler. Fakat gerilim devam etti ve seyrek de olsa terörist saldırıları yaşanıyordu. Temmuz 1934’te Dolfuss başarısız bir Nazi darbesinde öldürüldü. Ondan sonra yerine tutucu Schuschnigg geldi. Mussolini bağımsız bir Avusturya idealini terk edince, Almanya 1938’de ülkeyi topraklarına kattı. Avusturyalı faşistler direnmedi çünkü “Alman kanı dökmek” istemiyorlardı. Bugün biz bundan sonra ne gibi felaketlerin geleceğini biliyoruz.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra faşizmin bıraktıklarının üstesinden gelmek için bazı girişimler oldu. Liberal demokrasi geri geldi ve yeni kurulan büyük partiler, sosyalist SPÖ ve tutucu ÖVP, sosyal ortaklık içine girdiler. İşveren temsilcileri ve işçi sendikası kolektif anlaşma görüşmeleri yaptı ve grevler şimdiye kadarki en düşük seviyeye indi. Mutlak çoğunluklar olmasına rağmen, 1966-1970 arası süren bir parti yönetiminden (tutucu) 1971-1983 arası süren diğer yönetime (SPÖ) geçilirken iş birliği konsepti üstün tutuldu. 

Fakat bu rahatlatıcı, Naziler’den kurtulma anlatısı hiçbir zaman hikâyeyi tümüyle anlatmıyordu. Yıllar içinde, ilk cumhuriyetteki eski Alman Milliyetçilerinin devamı olan üçüncü bir parti kuruldu, sağcı Avusturya’nın Özgür Partisi (FPÖ). Anton Reinthaller, FPÖ’nün savaş sonrası döneminin kurucusu, Nazi Tarım Bakanı ve eski bir SS memuruydu. 

Son yıllarda, sosyal iş birliği ideolojisi etkisini kaybetti. Sağcı Sebastian Kurz’un yönetimindeki ÖVP, FPÖ’yle yakın zamanda bir koalisyon kurdu. Şu ana kadarki politikaları kadın sığınaklarının fonunu kesmek, cumhuriyeti anma törenlerini finanse etmeyi bırakmak, birleşme ölçütlerini baltalamak, insan hakları yasasını sorgulamak, sosyal yardımı kesmek, sendikalara saldırmak, sosyal güvenlik sistemini azaltmak ve dernek vergilerini düşürmek oldu. Aynı zamanda sosyal yardımları “sömüren” göçmenler hakkında ırkçı propaganda videoları yayıyordu. 

Daha birçok başka ülkede de olduğu gibi Sosyal Demokratlar ya üstesinden gelecekleri ya da yok olmalarına neden olacak ideolojik bir krizden içindeydiler. Yönetime karşı protestolar yapıldı, işçi hareketinin direnmesi için baskı yapıldı—fakat bunların içeriği açık bir siyasi rotadan yoksundu. Kızıl Viyana’nın tarihi çok geçmişte kalmış gibi görünüyor. 

Ama yine de biz krizlerin ve süratli siyasi değişimlerin yaşanabileceği bir zamanda yaşıyoruz. Bu, tarihin özellikle önemli olduğu bir dönem. Şansölye’nin partisinde (ÖVP) Engelbert Dollfuss hala birçok kişi için bir kahraman. Bugün Liberaller devletin anti-göçmen politikalarına karşı çıkarak “Gerçek Hristiyan Sosyal partisine ne oldu?” diye soruyorlar. Dollfuss’un portresi şu an aşağı Avusturya’daki yeni evinde asılı. Ülke onun zamanındaki durumundan biraz ötede, ama varisleri onun politikalarına hiç bu kadar yakın olmamıştı.

 

Yazar: Paul Patscheider

Çevirmen: Alya Adin Aydın

Kaynak: Tribune Magazine