1914’te, Sosyalist liderler milliyetçi propagandaya ahmakça yenik düştü ve savaş girişimini destekledi. SDAP içindeki genç, ilerici taban bu fikre başından beri karşıydı. Savaş sürdükçe, bu yaklaşımları çok sayıda militan tarafından desteklendi ve sonunda üstün geldi. Bu, partinin savaş sonrası stratejisi için kritikti ve aynı zamanda bu mesele üzerine Alman işçi hareketindeki bölünme gibi bir şey yaşanmadığından emin oldular. 

Bu dönemde Sosyalistler, amacın demokratik ve özgür bir toplum oluşturmak için kapitalizmi yenmek olduğunu belirttiler. Parti yazınına göre, bu nihai değişim, çoğunluğu kazanmak anlamına gelecek olan seçim sonuçlarıyla meşrulaştırılması gerekiyordu. Sosyalistler, buna ulaşmak için mevcut kapitalist toplum içindeki siyasette yer almanın bir zorunluluk olduğunu gördüler. Ancak bu, konuştukları dilin ve aldıkları pozisyonların genellikle radikal olduğu gerçeğini değiştirmedi. Eski sistemin şiddetli bir yıkımını reddederken gerekirse gerici kuvvetlere karşı silahlarla savunulması gerektiği açıkça belirtildi. 

SDAP’nin 1920’den itibaren muhalefette olduğu yıllarda, federal hükümet diğer küçük güçlerin yanı sıra Hıristiyan Sosyal ve Alman Milliyetçi partileri de dahil olmak üzere sağcı koalisyonlar tarafından şekillendirildi. Federal politikaları etkileme olanakları bir bir ortadan kalkarken, ülkenin güçlü başkenti ve tek büyük şehri olan Viyana ‘kızıl’ kaldı. Viyana, 1920’de Avusturya’da kendi federal devleti haline geldiğinde vergi idaresi aldı. Bu bir dizi reform projesini uygulanabilir hale getirdi. Yüksek gelir ve lüks vergiler, binlerce belediye binasını (Gemeindebauten) finanse etti ve yüksek yoksulluk döneminde yüzbinlerce Viyana için uygun fiyatlı konutlar sağladı. Kızıl Viyana, küresel olarak ilerici politikalara örnek oldu ve kazanımları hala modern hayatı etkiliyor. 

Ancak hegemonik olmaktan uzaktı. Avusturya’nın başka yerlerinde, Viyana büyük bir hoşnutsuzluk ile karşılandı. Yıllar geçtikçe kutuplaşma büyüdü ve her iki taraf da birbirinden ayrıldı. Hükümetteki muhafazakarlar, hala silahlı direnişten korktuklarından, ordudaki sosyalist etkiyi geri itmek için güçlerini kullandılar. Cepheler sertleştikçe atmosfer gerildi. Her iki tarafta da paramiliter gruplar belirdi. Kırsal kesimde, sağ kanat Sivil Cephe (Heimwehr) ortaya çıktı. Bir tepki olarak, Cumhuriyet Koruma Birliği (Republikanischer Schutzbund), 1923’te sosyalist iktidarı koruma altına almak için kuruldu.

30 Ocak 1927’de, mevcut durumu daha da ateşlendiren belirleyici bir olay yaşanacaktı. Schattendorf’un kızıl topluluğundaki sosyalistler, sağcı bir milis gösterisinden haberdar olduklarında, Schutzbund bir karşı gösteri çağrısında bulunmaya karar verdi. Diğer taraftan sayıca daha fazla oldukları için, onları defetmeyi başardılar. Ancak kazanan cumhuriyetçiler bir köyden geçerken, sağ kanattan kalan militanlar bir pencereden ateş ederek bir çocuğu ve bir gaziyi öldürdü.

Solcu gösterilere yapılan saldırılar olağandışı bir durum değildi. Mahkemeler zaten muhafazakarların elindeydi ve böylece sağcı saldırganların çoğu beraat etti. Mahkeme 14 Temmuz’da, Schattendorf katillerinin meşru müdafa ile hareket ettiğine karar verdiğinde bu haber burjuva basınında kutlandı. Ancak işçilerin artık canına tak etmişti. 

Karardan sonraki gün, kalabalıklar kendiliğinden sokakları doldurdu. Sosyalistler momentumu küçümsemişti ve doğru tepki veremedi. Kitlelerin öfkesi büyüyordu. Birçoğu gözünü nefret edilen adalet sisteminin bir sembolü olarak Adalet Sarayı’na dikti. 

Protestocular burayı ateşe verdi ve sağcı koalisyonun bir üyesi olan polis şefi Johann Schober, polislere kalabalığa ateş açmalarını emretti. Seksen dokuz gösterici ve beş polis öldü.

Bu olayı belirsizlik takip etti. Parti genel grev çağrısında bulundu, ancak cevap yetersiz kaldı. Siyasi solun benlik saygısı hızla düşüyordu, SDAP çoğu insanı hayal kırıklığına uğratmıştı. Bundan sonra partinin tek amacı iç savaşı önlemekti. Gericilere karşı sürekli geri adım attılar, hatta silahları bile teslim ettiler. Bu, pişman olacakları bir hareketti.

 

Yazar: Paul Patscheider

Çevirmen: Melis Kayhan

Kaynak: Tribune