85 yıl önce Avusturyalı sosyalistler, demokrasiyi gittikçe büyüyen faşizm akımından korumak için son savunmalarını yaptılar.

Bir eli cebinde, ilgisiz bir şekilde korkuluklara yaslanan arkadaş canlısı görünümlü, bıyıklı bir adam fotoğraftan gülümsüyor. O adam Engelbert Dollfuss, Avusturya’nın 1932-1934 yılları arasındaki başbakanı. Partisi bugünkü ÖVP (Avusturalyalıların Partisi)’nin öncüsü olan Hristiyan Sosyal Partisi’ydi. Uzun yıllar boyunca ÖVP bürolarında asılı duran portresi, Haziran 2017’de kaldırıldı. Hala partinin malı olan portre sergilenmesi için eyalete bağlı bir müzeye ödünç verildi.

Dollfuz’un bakanlıktaki işi önemli olaylarla noktalandı: demokrasinin bitişi, muhalefet partilerinin yasaklanması, ve Şubat Ayaklanması’nın, sosyalistlerin hızlanan Avusturya faşizmine karşı son dik duruşlarının yenilgisiyle. Faşizm bir gecede güçlenmedi. Aksine Dollfuz ve yardımcıları demokrasiyi özenle, yavaş yavaş yok ettiler. Stratejileri sıklıkla salam kesmek gibi tasvir edilir: dilim dilim keserek, ta ki Avusturya’nın demokrasisinde hiç et kalmayana kadar.

Avusturya, faşizmin Avrupa’da yayılışı söz konusu olduğunda bazen unutulur. Çoğu anlatıların temellerini Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası oluşturur. Ama Avusturya’yı Nazi eyaletine çeviren Anschluss’tan dört yıl kadar önce bile Avusturya’nın faşist bir hükümeti vardı. Yayılışı solcular tarafından, özellikle Şubat Ayaklanması ile bastırılmaya çalışıldı. Bu direniş ve yenilgi hikayesi, bugün bile önemini koruyor.

 

Yeni Bir Asır

Bu duruma yol açan karmaşık olayları anlayabilmek için, Avusturya Cumhuriyeti’nin başlangıcına göz atmamız gerekiyor. 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çöküşün eşiğindeydi. Büyük savaşın sonunda insanlar yorgundu ve daha fazla savaşmak gibi bir istekleri yoktu. Evlerdeki kıtlık isyanlara sebep oluyordu, askerler ise verilen emirlere uymuyor ve evlerine dönmek istiyorlardı. Çoğu Rusya’daki olaylardan etkilenmişti ve Bolşevik örneğinden yola çıkarak örgütlenmeye başladılar. Barış, toprak ve ekmek vaatleri monarşi, savaş ve açlıktan daha cazip geliyordu.

Habsburg İmparatorluğu’nun diğer milletleri bağımsızlıklarını ilan etmeye başladıktan sonra 26 Ekim’de Avusturya da onları takip etti. Avusturya’nın geleceğine dair farklı fikirler sebebiyle yeni kurulmuş bu ülkedeki politikacılar ortak bir politika üzerinde karar veremediler.

Bu sırada Hristiyan Sosyal Partisi (CS) iki önemli politik güçten bir tanesiydi. Diğeri, neredeyse tüm önemli konularda CS’nin karşıtı olan, Sosyal Demokratik İşçi Partisi adı altında örgütlenmiş Sosyalistlerdi. Yıllar boyunca Sosyalistler cumhuriyet rejimi için kampanyalarını sürdürdü ve vatandaşların büyük bir çoğunluğunu mitinglerde sokağa döktü. Burjuva CS, diğer taraftan, sıradan insanların ülke kaderine karar vermesiyle ilgilenmiyordu. Onlar bir avuç zengin vatandaşın, fabrika sahiplerinin veya çiftçilerin politik bir tasvirleriydiler. Kendi ayrıcalıkları yıkılmanın eşiğindeydi; Avrupa’nın tüm burjuva sınıfları gibi, Rus örneğinden çok korkuyorlardı ve Katolik Kilisesi ile ortak bir endişe içindeydiler.

Politik baskı İmparator 2.Karl’a ülke yönetiminden çekilmek dışında bir seçenek tanımadı. Bir Habsburg krallığı artık gerçekçi bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Açıkça Sosyalistlerin tarafında olan politik ivme cumhuriyete doğru gidiyordu. 12 Kasım 1918’de yüzbinlerce insan ülkenin demokratik geleceğine dair kritik sorunun yanıtlandığına inanarak kutlama yaptı.

Avusturyalı işçiler ve örgütlü askerlerin konseyleriyle desteklenen SDİP; sosyal sigorta, işsiz işçiler için destek, iş zamanını azaltmak ve sendikaların güçlendirilmesi gibi onlarca ilerici yenilikler düzenledi. İlk seçimlerde 1919’da kadınların oy verme hakkının doğuşuyla birlikte oyların çoğunu toplayarak zafer kazanmaları pozisyonlarını daha da güçlendirdi. Buna rağmen mutlak bir çoğunluğa ulaşmamışlardı, bu da CS ile bir koalisyon hükümeti kurulacağını gösteriyordu. Reformları yapmak mümkündü çünkü sağcılar cumhuriyetin böyle erken bir aşamasında yeniliklere karşı çıkmaya cesaret edemediler.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu tavır uzun süreli olmadı. 1920’de koalisyon, politik farklılıklar başa çıkılamaz olduğundan dolayı çöktü. Parlamenter aritmetik, seçimi ufak bir avantajla kazanan tutucu kitle lehine değişti. Sosyalistler, stratejik düşünerek muhalefette yer almaya karar verdiler.

 

Yazar: Paul Patscheider

Çevirmen: Ece Gezen

Kaynak: Tribune Magazine