Hristiyan Sosyal Partisi’nin üyeleri için tüm bu olanlar başarı demekti. Hem Sosyalist Parti yaşanan katliama düzgün bir şekilde tepki vermemiş, hem de Schutzbund ve önceden sosyalist olan ordu olaya karışmamıştı. Temmuz Ayaklanması politik atmosferi daha da yoğunlaştırdı. 1930’da, içinde Hristiyan Sosyal Hareketi’nden de birçok liderin bulunduğu gerici Heimwehren örgütü, Korneuburger Sözü’nü verdi. Bu sözde “batı demokrasini” reddetti ve feodal sınıflı sisteme geri dönme amacını açıkça belirtti. Avusturya’nın Almanya’ya karşı bağımsızlık kazanmasını garantilemek için İtalyan faşist hareketiyle yakın ilişkiler sağlandı. Avusturyalı faşistler kendilerini  Alman olarak görseler de daha sonra “daha iyi, Katolik bir Almanya” olmaya çalışacaklardı. Böylece Naziler de yasadışı hale getirilmiş olacaktı. İktidar partisi gücünü kaybetmek istemiyordu.

Ne var ki, faşizme giden yolda daha birçok iniş çıkış vardı. 1929’daki ekonomik kriz Avusturya ekonomisini sarstı ve sağcı yönetim topluma sert bir şekilde dünyevi zevkleri azaltarak azla yetinme politikasını aşılamaya çalıştı ve bu da halkın desteğinin azalmasına sebep oldu. 1930’daki seçimleri SDAP %41’lik bir nispi çoğunlukla tekrar kazandı. Buna rağmen Hristiyan Sosyal, Alman Milliyetçi partiler ve diğerleri arasında, bir hükümet oluşumunu mümkün kılmak amacıyla koalisyon kuruldu. Demokrasiye karşı son bir darbe yapma çağrısı koalisyonla birlikte daha da şiddetlenirken, 1932’de Engelbert Dollfuss şansöyle yapıldı.

4 Mart 1933’te, sağcı milis kuvvetlerine İtalyan silahları taşımayı reddedip grev yapan demiryolu çalışanlarına af çıkarılmasıyla ilgili bir tartışma sürerken, meclisin üç konuşmacısının oy vermek amacıyla görevi bırakması karmaşaya sebep oldu. Bu tarz bir durum yasalar tarafından tam olarak belirlenmediği için kurul ertelendi. 15 Mart’ta çalışmalara devam etmek için tekrar toplandıklarında Hristiyan Sosyal Partisi’nin şansölyesi Dollfuss, binaya girmemelerini engellemek için polislere emir verdi. 

Bugün bile hala Avusturyalı tutucu kesim meclisin “kendi kendini eleme”sinden bahseder. Bu, tarihi revize etmektir. O gün demokrasi, Avusturya’nın faşist diktatörlüğünü yerleştirmek için geçersiz kılınmıştır. Kısa bir süre sonra bunu, Dollfuss olağanüstü hal yasasını yürütürken Anayasa Mahkemesi’nin yok edilmesi izleyecektir. Bu noktada bile sosyalistlerin tepkisi adeta sessize alınmıştı.

Komünist Parti ve Naziler 1933’te yasadışı hale getirilmişti ve Sosyalist Schutzbund büyük oranda silahsızlandırılmıştı. 11 Şubat 1934’te Hristiyan Sosyal Partisi “ertesi gün işe gideceklerini” belirten bir bildiri yayınladı. Bu, sosyalistlere karşı son bir darbe anlamına geliyordu. Resmi parti politikası sessiz kalmak olsa da birçok asker bu küçük düşürülmelere karşı sürdürülen sessizliğe karşı çok öfkelendi. 

Savaş, bir sonraki gün Linz’de başladı. Yerel Schutzbund komutanı Richard Bernaschek, polisler tarafından yapılacak daha fazla aramayı kabullenmeyeceğini açıkça belirtti. Bu durum, parti liderlerinin isteği dışında, Şubat Ayaklanması’nı (Februarkämpfe) başlatmış oldu. Askerler sosyalistlerin buluşma noktasına saldırma amacıyla yaklaşırken, Schutzbund ateş açtı. Kısa süre içinde savaş ülkenin diğer sanayi bölgelerine de yayılmıştı.

Ayaklanma başlar başlamaz parti liderlerinin geri çekilmesi imkansızdı. Olayı en iyi şekilde değerlendirmek için bir genel grev emri verildi. Fakat sanayi güçleri önceki yıllarda devletin eylemleri nedeniyle zaten zayıflamıştı. Örgütlerine düşman ajanlar sızmıştı ve iletişim sistemleri düzgün çalışmıyordu. Bunun üstüne bir de polislerin, Heimwehren’in ve ordunun sayısı sosyalist güçlerden büyük oranda fazlaydı.

Viyana’daki direniş en güçlüsüydü, belediye binalarını sığınak olarak kullanıyorlardı. Direniş 15 Şubat’a kadar sürecekti. Ağır topçu saldırılarının da yapıldığı şiddetli bir savaştan sonra direniş yenilmişti. Avusturyalı Sosyalistler ve Komünistler 1934’te, ortaya çıkan faşizme karşı tavır alan ilk topluluklardı fakat özgürlük ve demokrasi için başlattıkları cesur savaşları başarısız olmuştu. Ayaklanmada rol alan çoğu kişi gibi önde gelen parti üyeleri de kaçtı. Diğerleri ise ya hapsedildi ya da idam edildi. Sosyalist başkaldırı kırılmış ve Avusturyalı faşistler kazanmıştı.

 

Yazar: Paul Patscheider

Çevirmen: Alya Adin Aydın

Kaynak: Tribune