Söylenmeyenin açık beyanı: Sanat

Söylenmeyenin açık beyanı: Sanat

Kilise vaazlarını yeterince dinledik, izledik. Ancak bazen kulakları ve gözleri yeniden açmak çok fazla zaman almaz, diyor pastoral danışman ve sakral sanatçı Raoul R. M. Rossmy.

Pastoral kursunda bir seminerde bize “Ebedi Hayat” konusunda kısa bir vaaz verme görevi verildi. Başlangıç aşamasında bize yardımcı olması için birtakım terimler verildi: Gökyüzü, kefaret, cennet, barış, huzur, Tanrı… Heyecanlı bir şekilde yazı tahtasını bize verilen kelimelerle doldurduk. Fakat hemen cevapların bolluğundan pişman oldum, çünkü eğitmen bize “Vaazınız bu kelimelerin hiçbirini içermemeli.” dedi.

Aşinası olduğum ve çok da severek kullandığım sözcüklerimden mahrum kalınca, birdenbire vaazımın sertliği ortaya çıktı. Bu tutumum olmadan, söylenenler keskinliğini ve netliğini yitirdi, ama aynı zamanda yeni bir çekicilik de kazandı. Kullanılan kelimeleri değiştirmek, beni alışılmadık bir yolu kullanarak iyi bilinen bir hedefe götürdü. Daha önce hiç “Vaat edilen”den böyle bir üslupla bahsetmemiştim.

Bilinen ve alışılandan bıkmak

Sadece “mekânlar üstü” hakkında konuştuğumuz kelimeler değil bildiklerimiz. Hepimiz sayısız dini imgeye aşinayız, Hristiyan ikonografisine ait motifleri içselleştirdik ve hepsine yeterince hâkimiz. Bildiğimiz ve alıştığımız şeylerden bıktık. Nasıl “Ebedi Hayat” kelimesi bende artık hiçbir şeyi tetiklemiyorsa, ben de sürekli gittiğim o kiliselerdeki resim ve heykellere aldırmıyorum artık.

En son ne zaman bir çarmıhın acımasızlığı karşısında korktum?

En son ne zaman Pietà’nın umutsuzluğundan gerçekten etkilendim?

Sakral sanat eserleri her zaman görme alışkanlıklarımızla ilişkilendirilir. Aynı zamanda eserlerim de ilgili kilise mimarisinin alanını, form dilini belirtiyor ve hâlihazırda mevcut olan figür ve görüntü gruplarıyla bağlantı kuruyor. Bu sırada, mevcut alanı yorumlayan ve belirli bir mesajı kendi form dilinde ileten yeni bir şey oluşturuluyor. Saf kısıtlama ve bağımsız soyutlama, sakral sanatı aktarma biçimim için etkili değildir.

Elbette modern sakral sanat, eserleri tarihselleştirmekle ilgili değil, kendisi için ayakta duran bir şeyle ilgilidir. Ama bir teolog olarak benim bakış açıma göre, renk ve biçime yönelik saf bir kısıtlama, eserin anlamını zayıflatır. Bazı çağdaş eserlerde, sanatçılar yeni “kelimeler” bulma hevesi içinde ve kendilerini tekrar etmemek için sadece boş cümlelerden oluşan yalnızca bir yazı tahtasından değil, aynı zamanda tüm dilbilgisinden de vazgeçiyormuş gibi görünüyor. Tabii ki, bazı durumlarda büyük eserler ortaya çıkar, çünkü sanatta renk ve biçim açısından çok sayıda sözsüz ifade biçimi kullanılabilir, ancak bu çoğu zaman sadece sıradanlığa yol açar. Renklerin oyunu veya aşırı yorumlanmış bir sembol tek başına bildiriler için yeterli değildir.

Üstü kapalı mesajlar

Kiliselerimiz, biz insanlarla derin bir psikolojik düzeyde iletişime geçen imgeler ve sembollerle doludur. Bugün bile, bu orijinal simgeler bazen görenlerin bilinçaltında kelimelerden daha güçlü bir etkiye sahiptir. Gerek vaazlarda, gerek enstalasyonlarda veya yeni sanat eserlerinde olsun, aydınlık ve karanlığın, kaos ve düzenin, ölüm ve yaşamın üstü kapalı mesajları, mevcut ve yeni yaratılmış sakral sanatta yeniden keşfedilmelidir.

Bir eser, asıl numunesiyle oynadığında, eski ikonografiyi aldığında, yapısını bozduğunda, parçalara ayırdığında ve ona yeniden yön verdiğinde, bu, orijinal görüntüden veya içerikten değil, aksine sadece süregelen tasvirlerden bıktığımızı gösterir.

Bilineni yeniden keşfetmek

Korona pandemisini biyografik olarak işleyen VERLASSEN (kimsesiz) adlı çalışmamda, tuvallerden birinde bir deri bir kemik kalmış bir beden görünüyor. Yara bereleri ve etrafında çiviler olmasa bile, çarmıha gerilmiş İsa ile bir paralellik söz konusu. Oldukça iyi bilinen bir figürden alıntı yapmasına rağmen yoruma açıktır. Yalnız ölmenin bugünkü acısını tasvir eder. Tasvir figüratif doğasına rağmen, bu tanıdık figüre yeni bir bakış açısı kazandırmak mümkündür. Bu figür kiliselerde birkaç kez tasvir edilmiş olsa da, yoldan öylece geçip gidenlere bile çok farklı bir şekilde dokunabilir bu beden. Dikkat çeker.

Var olanı yeniden bağlamsallaştırmak

Ancak zaten tanıdık olan bu şekilde yeniden keşfedilir. VERLASSEN’in son tuvali, siyah bir arka plan üzerinde parçalı altın rengi gökyüzünü sergiliyor. Derin sembolizmde dile getirilmeyen umudu da ilan eden umutsuzluktaki kurtuluş anlamına geliyor. Bu tuvalin altın tarafı her zaman kiliseye veya Münih’teki Herz-Jesu Kilisesi’ndeki Kutsalların Kutsalı’na kadar uzanır ve böylece Enstalasyon’un bildirisini, sakral odalarımızdaki mevcut İncil ile ilişkilendirir.

Bazen kiliseye gidenlerin kulaklarını ve gözlerini yeniden açmak fazla zaman almaz. Beklenmedik bir kelime veya yeni bir bağlam, bildiklerimizin inancımızı yeniden açıklamasına ve bir diğerine dokunmasına izin vermek için yeterlidir.

Raoul R. M. Rossmy, Münih ve Freising Başpiskoposluğunda pastoral danışman olarak çalışmaktadır. Isarvorstadt bucak derneğinde papaz olarak yaptığı çalışmalarda ve sakral bir sanatçı olarak yaptığı çalışmalarda, vaazlarda yeniden ifade biçimleri ve olanakları arıyor.

Kaynak: https://www.dw.com/de/kunst-als-verk%C3%BCndigung-des-unausgesprochenen/a-58609706

Çeviren: Seda Nur Çifçi

Düzenleyen: Şafak Ceylan

Leave a comment