Yeni bir Netflix filmi olan ‘Sosyal İkilem’, dünyanın siyasi sorunlarını sosyal medyaya yıkmaya çalışmaktadır; ancak artan kutuplaşma Facebook ve Twitter’ın değil, kapitalizmin içinde barındırdığı ciddi eşitsizliklerin bir ürünüdür.

Facebook ve Google, hakkımızda çok sayıda veri toplamakta ve bu bilgileri sadece bize reklam satmak için değil; aynı zamanda bizi platformlarına bağımlı hale getirmek, arkadaşlarımızdan ve ailemizden ayırmak ve zihnimizi zarar veren komplo teorileriyle doldurmak için kullanmaktadır. En azından yeni bir belgeselin inanmamızı istediği şey budur.

Sosyal İkilem bu ayın başlarında Netflix’te yayınlandı ve hemen ardından ilk on listesine girdi. Film, “gözetim kapitalizminin” toplumlarımız için varoluşsal bir tehdit olduğu fikrini savunan diğer alanlardaki araştırmacılar ve eskiden büyük teknoloji şirketlerinde çalışan ve artık aydınlanmış kişilerle röportaj yapmaktadır. 

Bununla birlikte, bu tekno-deterministik anlatı, veri toplama ve algoritmaların gücünü büyük ölçüde şişirmekte ve bu şekilde, teknoloji ile ilgili modern toplumun daha temel sosyal ve ekonomik koşullarında kök salmış olan bir dizi problemi suçlamaktadır. Bu teknolojilerin hem kişisel hem de toplu olarak üzerimizde ne gibi etkileri olduğunu anlamak önemlidir; ancak bu sorunların daha köklü tarihini ve bunlarda payı olan daha kapsamlı yapıların farkına varamamak, bizi problemlerin altında yatan asıl nedenlere ulaşmayan çözümlere götürecektir.

Teknolojik Determinizm

1995’te Richard Barbrook ve Andy Cameron, “Kaliforniya İdeolojisi” olarak adlandırdıkları şeyi ana hatlarıyla anlatmışlardır.  Silikon Vadisi’nde, insanlığın iyileştirilmesinin mevcut “sosyal, politik ve yasal güç yapıları” vasıtasıyla değil; serbest piyasa ve yeni teknolojilerin sürekli gelişimi vasıtasıyla sağlanacağına inanan özgürlükçü bir ideoloji oluşturmak için “piyasa ekonomisi disiplinleri ve hippi zanaatkarlığının özgürlükleri” ile “teknolojik determinizmde neredeyse evrensel denebilecek bir inanç” birleştirilmiştir.

“Bu nedenle siyasi tartışmalar boşa dil dökmekten başka bir şey değildir” şeklinde bir açıklamada bulunmuşladır, ve sadece teknolojik ilerlemeyi engelleyecektir. Bu, neoliberalizmin teknoloji ile buluşması olmuştur.

Son yıllarda, siyasetin teknoloji ile ilgili rolüne dair popüler görüşün, Silikon Vadisi’nde özellikle de teknoloji tekellerinde veya risk sermayesi firmalarında yönetici pozisyonlarında bulunmayanlar arasında değişmeye başladığı açıktır. Fakat bu durum, Silikon Vadisi’nde ve ötesinde tekno-determinizmin teknolojiyi ve potansiyel etkilerini nasıl gördüğümüzü şekillendirmede hala önemli bir rol oynamadığı anlamına gelmez.

Teknoloji endüstrisi ekonomik bir güç haline geldikçe tekno-determinist anlatısını Körfez Bölgesi’nin çok ötesine hatta ana akım medya kuruluşları ve politikacılar tarafından sıklıkla tekrarlanacağı boyuta taşımıştır. Piyasaya çıkan her yeni teknolojinin görünürde, akıllı telefondan akıllı şehre kadar, hayatımızı daha iyi hale getirmesi beklenmektedir ve uzun zamandır söz konusu anlatıya aykırı olan bu teknolojilere yönelik eleştirel bakış açıları bir kenara itilmiştir. Bu durum daha yeni değişmeye başlamaktadır.

Sosyal İkilem’de tekno-determinizm, bu anlatıyı hala yönlendirmektedir; ancak temel öncülü tersine çevrilmiştir. Filmdeki insanların çoğu teknolojinin dünyayı daha iyi hale getirmesi yerine, toplumumuzda olumsuz şeyler gerçekleştiğinin farkındadır ve dünyayı gördükleri mercek göz önüne alındığında, temel sorun da teknoloji olmalıdır.

Bu da, röportajlar arasında gidip gelen dramatik bir hikaye ile güçlendirilmekte ve hayali bir algoritmik kontrol merkezindeki insanlar, reklam satmak için onları oyalamak amacıyla içerik ve bildirimlerin düzenlemesini yaparken çocukları telefonlarına giderek daha da bağımlı olan bir aileyi takip etmektedir.

To Save Everything Click Here: The Folly of Technological Solutionism kitabının yazarı Evgeny Morozov, dünyayı anlama şeklinin bu kadar sınırlı olmasının “dar görüşlü çözümlere (TED konferanslarında izleyicileri şaşırtan türden şeyler) son derece karmaşık, akıcı ve tartışmalı sorunlara” yol açtığını açıklamakta. Gerçekten de, TED benzeri bir sunum filmde de yer almakta.

Birçok sosyal ve ekonomik zorlukla karşı karşıya kalan bir dünyada yaşıyoruz, ancak bunları Facebook ve Google’a veya veri ve algoritmalara indirgemek büyük resmi kaçırmak demektir.

Piyasa Haklarının Satın Alınması

Ağustos ayında Cory Doctorow, How To Destroy Surveillance Capitalism adında bir kitap yayımladı. Kitap, Sosyal İkilem’de kabul ettirilmeye çalışılan fikirleri sistematik olarak ortadan kaldırmakta. Gözetim kapitalizmi ile ilgili sorunun bir kısmı gözetim yönüne çok fazla, kapitalizmin kendisine ise çok az odaklanma hatasını yapıyor olmasıdır.

Doctorow’a göre geniş veri hazinelerinin ve güçlendirdikleri algoritmaların teknolojik zihin kontrol sistemleri oluşturdukları iddiası bilimsel gerçeklere değil; reklam verenleri paralarını platformlarına harcamaya ikna etmek için Facebook ve Google gibi şirketlerin pazarlama kampanyaları yapmasına dayanmaktadır.

Tim Hwang’ın Subprime Attention Crisis: Advertising and the Time Bomb at the Heart of the Internet adlı kitabındaki açıklamasına göre; bu yeni verilerle mümkün hale gelen hedef belirleme yeteneği hakkındaki tüm iddialara rağmen, çevrimiçi reklamlar inanılmaz derecede etkisizdir ve birçok kişinin bunu fark edememesinin bir nedeni de dijital reklam piyasasında şeffaflık ilkesinin çok az uygulanıyor olmasıdır. Bu sözü edilen teknoloji şirketlerinin cesur bir satış konuşması yapmasına olanak tanır, hatta Doctorow onların “nefes kesen aşırı umut verme ve alt seviye hizmet eylemlerinin yanlarına kar kaldığını” iddia etmektedir.

Ancak belgesel, bu gerçekle mücadele etmekte ya da bu kusurlu tekno-determinist çerçevenin ötesine daha geniş bir bakış açısı getirmekte yetersizlik göstermekte. Örneğin teknoloji endüstrisi; özellikle modern eğilimlerin tarihsel gelişmelere nasıl uyum sağladığı göz önüne alındığında, sosyal ve beşeri bilimler tarafından sunulan daha geniş perspektiflerden yoksun olduğu için uzun zamandır eleştirilmektedir.

Bir noktada, belgeselin merkezi karakteri haline gelen eski bir Google tasarım etiği uzmanı olan Tristan Harris, araç bazlı teknolojilerin nasıl bağımlılık ve manipülasyon bazlılarla aynı tür öfkeye neden olmadığı konusunda bir görüşte bulunmakta. Bisiklet örneğini kullanıyor ve iddia ediyor ki: popüler olduklarında “kimse üzülmedi” ya da “toplumu mahvettik” demedi, tabii bu doğru değil. Bisikletler on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıktığında kadınlara verdiği özgürlük nedeniyle bir tepki vardı.

Benzer şekilde, belgesel, sosyal medyanın toplumun bölünmesine ve siyasal partizanlığa yol açtığı konusunda oldukça yaygın bir fikri öne sürüyor ve bunu yeni bir gelişme olarak görüyor.  Sosyal medya, filtreleme baloncukları ve Facebook’un muhafazakar içeriğe öncelik tanıması gibi özelliklerle kesinlikle bir etkiye sahiptir; ancak siyaseti ve toplumu şekillendiren belirleyici faktör değildir.

Teknolojiden Daha Büyük

Sosyal İkilem sadece geçmişi göz ardı etmiyor; aynı zamanda şimdiki zamanın çarpık bir görünümünü de temsil ediyor. Filmin önermesi doğruysa, o zaman toplumdaki olumsuz etkiler sadece veri yakalama ve algoritmik düzenleme modelini kullanan platformlardan ortaya çıkıyor olmalıdır; fakat durum böyle değildir.

Örneğin, Brezilya ve Hindistan’da Whatsapp sahte haberler ve sağcı anlatılar yaydığı gerekçesiyle çok fazla suçlama almakta; ancak Adi Robertson şu açıklamalarda bulunmuştur: “WhatsApp’ın çalışması Facebook ile neredeyse hiçbir benzerlik göstermemektedir. Hiçbir algoritmik müdahaleye sahip olmayan son derece özel, şifreli bir mesajlaşma servisidir ve hala asılsız rivayetler için verimli bir zemin oluşturmaktadır.” Ayrıca, son yıllarda en göze çarpan aşırı sağcı saldırganların çoğunun Facebook veya YouTube’un sonucunda olmadığını; fakat  4chan, 8chan, Gab ve Stormfront gibi kar güdüsü olmayan veya aynı algoritmik düzenlemeye sahip olmayan daha küçük platformlarda nasıl radikalleştirildiğini de özetlemekte.

Bütün bunlar bize, büyüyen sosyal sorunları yeni teknolojilere indirgemenin doğru olmadığını söylüyor. Sorunu bu şekilde ifade etmek, sanki daha iyi platformlar yaratırsak sorunlarımızı çözülecek gibi gösteriyor —  halbuki bu platformlar, kapitalist sistemin ekonomik teşviklerine cevap veriyorsa belki de bu durum daha fazla incelenmelidir.

Sosyal kutuplaşmanın Facebook’un bir ürünü olduğuna mı inanmalıyız yoksa gelir eşitsizliğinin Büyük Buhran öncesi seviyelere geri dönmesine (ve pandemi nedeniyle muhtemelen daha da kötü olmasından kaynaklandığı gerçeğine) mi?

Seçkinlerin ve politikacıların güvensizliğinin sebebinin Google’ın arama sonuçları olduğuna mı inanmalıyız, yoksa hükümet; endüstrinin kendi kendini düzenlemesine izin veriyorken ve bu durum da Boeing 737 MAX gibi trajedilere yol açıyorken siyasi sistemin, nüfusun büyük çoğunluğunun ihtiyaçlarına kayıtsız kaldığı gerçeğine mi?

Toplumdaki ve kişisel ilişkilerdeki çöküşün, akıllı algoritmaların bir sonucu olduğuna mı inanmalıyız, yoksa kapitalizmin hayatımızın birçok yönünü ticarileştirdiği, kamu alanlarını yok ettiği ve topluluklarımızı çoğu insanı otomobil odaklı mahallelere ayıracak şekilde inşa ettiği gerçeğine mi?

Bence siz cevabı biliyorsunuz.

Sorun Kapitalizmde

Facebook ve Google kar amacı gütmeyen aktörler değildir. Tekel güçleri ve platformlarını yönetme biçimleri arasında toplumlarımız üzerinde olumsuz etkileri oluyor. Ancak sosyal ve ekonomik sorunlarımızın çoğunu kapitalist ekonomik sisteme değil de teknolojiye dayandırmak, büyük resmi kaçırmak demektir.

Sosyal İkilem’in sonuna doğru, eski Google üretim müdürü Justin Rosenstein kapitalizm hakkında eleştirel bir yaklaşımda bulunuyor, tabii veri ve algoritmaların asıl sorun olduğu anlatısını insanların zihinlerine bir saatten fazla kazıdıktan sonra, bunu kırıp geçmeyi başaramıyor. Diğer sözde uzmanlardan bazıları bir düzenleme planı ve insanlar için de sosyal medya hesaplarını silmelerini öneriyor; ama bunlar ufak değişiklikler ve çok daha derin bir soruna verilen bireysel tepkilerdir.

Instagram’ın asıl çalışanlarından biri olan Bailey Richardson, eskiden internetin daha esrarengiz ve yaratıcı olduğunu, şimdi ise dev bir alışveriş merkezi gibi hissettirdiğini söylüyor. Ve film, bu değişiklikleri şimdi mühendislerin düzeltmekten sorumlu olduğu kararların bir sonucu olarak dile getirmesine rağmen ağ standardizasyonu aslında ticarileşmenin doğrudan bir sonucudur. Bu büyük platformları oluşturmak, büyük şirketlerin onlardan büyük kar elde etme yöntemleridir ve bunu değiştirmenin en iyi yolu daha temel bir yapı edinmektir.

Sonuç olarak, daha iyi bir internet sadece daha fazla rekabete sahip olmak ya da veri yakalama ve gözetimini kontrol altına almakla ilgili değildir. Farkına varmalıyız ki internet, kamu kaynaklarının ve araştırmasının bir ürünü idi, ve belki de interneti geliştirmek kamu şirketlerinin en önemli altyapı parçalarına sahip olduğu, kar amacı olmadığı göz önüne alındığında kooperatiflerin çok farklı teşviklerle bir dizi platformu işlettiği ve orta düzeyde insanların ticari bir zorunluluk olmadan yeni dijital araçlarla işbirliği yapabildiği, ticari olmayan bir yapıya dönmeyi gerektiriyordur. Ancak bu aynı zamanda daha büyük siyasi ve ekonomik yapılarda da değişiklikler gerektirecektir.

Sosyal ikilem, bu teknoloji şirketleri için çalışarak inanılmaz derecede zengin edilen ve şimdi onların kusurları olarak algıladıkları şeyi gösteren yeni kariyerler inşa eden bir grup insanın liberal tekno-deterministik propagandası gibi görünüyor. Fakat sorunu; dikkatimizi toplumu etkileyen derin sosyal ve ekonomik sorunlardan başka yöne çeken bir tür büyülü güç olarak görülen teknolojiye bağlamaya devam ediyorlar.

Kaynak: Tribunemag

Yazar: Paris Marx

Çeviren: Almila Cerit

Düzenleyen: Zeynep Özsaraç