Sosyal sınıflar olmadan yaşayabilir miyiz?

Sosyal sınıflar olmadan yaşayabilir miyiz?

Günümüzde toplumu sosyal sınıflara göre tanımlamak eskisi kadar kolay değildir. Aralarındaki sınırlar çok daha incedir. Ancak parçalanmış sosyal gruplar olarak devam edebilmişlerdir.

Zaman içinde iki farklı model, toplumun tabakalaşmasını tasvir etmek için birbiriyle çatışmıştır. “Piramidal” olarak adlandırılan ilk model, 19. yüzyılın sanayi toplumu sonucu ortaya çıkmıştır. Bu modelde, işçi sınıfından oluşan geniş bir taban, seçkin kesimin işgal ettiği bir zirve, ortada ise belli belirsiz bir ara grup bulunur. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sosyolog Henri Mendras “topaç” dediği yeni bir toplum modeli ortaya koymayı düşünmüştür. Bu modele göre ara gruplar ön planda, fakirler çok daha az sayıda ve seçkin kesim de kısıtlı kalmaktaydı. Fransız toplumu ise ortalama bir seviyede olurdu. O dönemde tarımla ilgilenen nüfus, şehirde yaşamak ve üçüncül ekonomik faaliyetleri (hizmet sektörü) tecrübe etmek için kırsal bölgeleri terk etmekteydi. Yaşam şekilleri ve mevcut şartları birbirine yaklaştıkça bir sosyal sınıfa ait olma hisleri azalmıştı. Bunun sonucunda işçiler ve çalışanlar, ekonomik büyüme, maaş alanların gelişimi ve artan eğitim seviyeleri sonucunda gelirlerinin arttığını gördüler.

Gelgelelim bu orta seviyeyi bulma hareketi bugün çok da net olarak karşımıza çıkmıyor. 1970’lerden beri kriz dönemleri birbirini takip etmiştir (1970’lerde petrol krizleri; 1990’ların sonlarında dot-com balonu krizi; 2008’de subprime krizi)

İnternet teknolojilerinin gelişimi ve ticaretin küreselleşmesi de işlerin yapısını, sosyal sınıfların temelini değiştirmiştir. Orta düzey maaşı olan işler, 1993 yılında tüm işlerin %47’sini oluşturuyorken 2010 yılına gelindiğinde %39’a kadar düşmüştür.  Peki, sosyal sınıfların geri dönüşü var mı?

 Gittikçe birbirinden uzaklaşan uç noktalar

Her şeyden önce toplum, hiyerarşinin üst ve alt kesimi arasında kutuplaşmıştır, uç noktalar gitgide sivrilmiş, ücret eşitsizliği artmıştır. Bu bulgu, Nicolas Duvoux veya Olivier Galland gibi sosyologlar tarafından ortaya koyulmuştur. Onlar bazı işçilerin, özellikle de “working poor” (çalışan yoksullar) olarak adlandırılanlar arasındaki yoksulluk ve istikrarsızlığın ilerleyişine dikkat çekerler. Örneğin bunlar arasında, kişisel hizmetler, ticaret ve yenileme gibi alanlarda çalışanlar, genellikle niteliksiz gençler, göçmenler veya göçmen soyundan gelenler, çocuklarını tek başına büyüten anneler yer alır. Diğer bir uçta ise, “working rich” (çalışan zengin) karşımıza çıkar: bunlar, temel hissedarların yanında bulunan ve şirketin servetinin bir kısmını kendilerine mal eden yüksek nitelikli yöneticilerdir.

Dahası, geriledikten sonra, bir sosyal sınıfa ait hissetme duygusu dengelenmiştir. IFOP (Fransa Kamuoyu Araştırma Enstitüsü) tarafından yapılan ve Fransızların %56’sını ilgilendiren bir ankete göre, bu duygu 1960’lara oranla kesinlikle azalmış (o zamanlar %61), ancak 1987’den itibaren sabit kalmıştır.

Parçalanmış sınıflar

Bununla beraber sosyal sınıf hissiyatı, kimliksel hareketlerle ve ayrımcılıkla rekabet etmeye aday gibi görünüyor. “Cinsiyet, etnik köken, yerel kimlikler ve kültürel özellikler maddi istemlerle pek de ilgisi olmayan, insanların toplumda kabul görme talepleri için gittikçe daha sık kullandığı manevi destekler olmuştur. Bunlar tabii ki yok olmamıştır. Ama artık, toplumsal tartışmalara temel olarak etki etmiyorlardır.” diyor Galland.

Nihayetinde bazı araştırmacılar halk sınıfı, orta ve seçkin sınıf gibi sosyal sınıflar üzerinden mevcut sosyal yapılanmayı açıklamanın mümkün olmadığını göstermiştir. Araştırmalar, bu sınıfların bazen daha belirleyici olan yaş, nesil, ikamet yeri, etnik köken, cinsiyet gibi farklı şekillerde birbirinden ayrıldığını ortaya koymuştur. N. Duvoux veya Camille Peugny, kendilerince daha ince yaklaşımlar geliştirmeye davet etmişlerdir: onlara göre “büyük” sosyal sınıflar, belirli iş gruplarının daha “küçük” olanlarından oluşmaktadır. (Örneğin bu, çalışanlar içinde ticaret ve hatta kişisel hizmetler sektöründekiler olabilir.)

Elbette, sınıf kavramı, analizlerinin titizlikle yapılması koşuluyla sosyal örgütlenmenin anlaşılması konusunda hala yararlı olabilir.

Gelirlerin büyük çoğunluğu “Ne öyle ne de böyle”

Gelirleri sorulduğunda, Fransızların üçte ikisi orta sınıfa ait olduğunu düşünüyor, yani gelir basamaklarının merkez kısmında veya orta yerinde. Oysa %23’ü az zenginler arasında, %11’i ise en zenginler arasında yer alıyor. Fransızlar kendilerini çoğunlukla ne zengin ne fakir ne avantajlı ne de dezavantajlı olarak görürler. Ancak kendilerini bu şekilde konumlandıranların %45’i yanılmaktadır. Yaşam standartlarına olduğundan fazla değer biçenler vardır: üstüne basarak maddi durumlarına atıfta bulunurlar ve gelirleri oldukça mütevazı olsa bile maddi sıkıntı çekmedikleri için kendilerini orta seviyelerde görürler: giysi, mobilya, hediye gibi günlük tüketim ürünlerini satın alabilirler… Özellikle gençler, hala ebeveynleriyle veya yalnız yaşasalar da yaşam standartlarını olduğundan yüksek göstermeye daha meyillilerdir.

Tam aksine, yaşam standartlarını olduğundan düşük görenler ise genellikle 50 yaşın üzerindelerdir: bu yaşta, sık sık ev dışındaki bir kişiye (okumak için evden ayrılan çocuğuna, kendisine bağımlı bir ebeveyne…) yardım ederler ve bu da gelirlerinin azalmasına sebep olur.

Sosyal sınıflar: Neden bahsediyoruz?

“Sosyal sınıf” kavramı, bireylerin sahip olduğu ekonomik kaynaklarla yakından ilişkilidir. Örneğin, Karl Marx’a göre sınıf, üretim sisteminde bireylerin bulundukları konuma karşılık gelir ve 19. yüzyılın sonunda, üretim araçlarına sahip olanlara emek gücünü satan ve bundan kar eden işçileri ayrı bir kefeye koymuştur. Bu kavram, aynı zamanda öznel bir boyut da içerir: “sınıf bilinci”, yani kendini bir sınıfa ait hissetme duygusu. Sosyolog Max Weber 20. yüzyılın başlarında, varoluşun maddi koşullarını (gelir, miras) ifade etmek için “sosyal sınıf” terimini kullanmıştır. Bu, onu prestij ve güç gruplarının yanı sıra toplumu yapılandıran üç boyuttan biri haline getirmiştir. Bugün, sosyolog Nicolas Duvoux’ya göre, bu üç boyut sosyal sınıfları karakterize etmektedir:

“Bilişsel Boyut”, meslekler ve sosyo-profesyonel kategoriler. Terminolojik çalışmaları 1954’ten itibaren Insee (Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü) tarafından başlatılmıştır. O zamandan beri güncellenen sekiz ana grup vardır: çiftçiler; esnaf, tüccar ve şirket yöneticileri; yetkili kişiler ve üst düzey entelektüel meslekler; ara meslekler; işçiler; çalışan emekliler ve diğer pasif insanlar (ev kadınları…).

‘’Politik Boyut’’ Kolektif hareketler, siyasal ve sendikal sistemler sınıfsal söylemlere odaklanır ve onları anlamlandırır.

“Varoluşçu Boyut”, bireysel düzeyde, Marx’ın deyimiyle bir tür “sınıf bilinci”.

Yazar: Maud Navarre

Kaynak: Sciences Humaines

Çeviren: Ayça Gürdal

Düzenleyen: Yaren Kardelen Budun

Leave a comment