Başkalarıyla vakit geçirmek ile kendi başına vakit geçirmek arasında orta yolu bulmak

Son yıllarda yapılan psikolojik araştırmalar uzun ve sağlıklı bir hayatın sırrını doğruladı. Bunlar sağlıklı bir yeme alışkanlığı, bolca egzersiz, yeterli uyku ve aile üyeleri ile arkadaşlarla çokça sosyal iletişimi kapsıyor.

Ayrıca, her şeyde ölçülü olmanın uzun ömrün ve mutluluğun anahtarı olduğunu savunan eski bir felsefi gelenek var. Bu apaçık şekilde görülür. Sağlıklı olsa bile çok fazla yemek sizin için iyi değildir ve çok fazla egzersiz yapmak sizin vücudunuz için yetersiz olduğu kadar zararlı da olabilir. Günde yaklaşık sekiz saat kadar uyumak iyi görülürken azı kadar fazlası da oldukça zararlıdır.

Peki ya sosyal etkileşimler? Biz insanlar oldukça sosyal bir türüz ve diğer insanlarla etkileşime ihtiyaç duyarız. Gruplar halinde çalışır ve yaşarız; çünkü ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarına bağlıyız. İş yerlerimizdeki veya evlerimizdeki diğer insanlarla günlük etkileşimlerimiz oldukça tatmin ediciyken bazen stresli de olabilir. Bu nedenle bu ilişkilerin pürüzlü yanlarını köreltecek rutinlere alışmalıyız.

Günlük olarak uğraştığımız insanlara ek olarak, evimizin veya iş hayatımızın bir parçası olmayan aile üyelerimiz ve arkadaşlarımızla da sosyal iletişim kurmaya çalışırız. Bunlar, normal rutinlerimizden bir an için kurtulduğumuz ziyaretler, buluşmalar ve etkinliklerdir. Bu insanlarla zaman harcarız çünkü onların arkadaşlığından zevk duyarız ve bu ruh halimizi güçlendirir.

Bu zamana kadarki araştırmalar ne kadar sosyal iletişimimiz olursa o kadar mutlu ve uzun yaşayacağımızı gösteriyor. Fakat tıpkı yemek, egzersiz ve uyku gibi sosyalleşmeyi de ölçülü tuttuğumuzda faydalsının çok daha büyük olması mümkün müdür? Bunun cevabını Hollandalı Psikolog Olga Stavrova ve Dongning Ren, ‘‘Social Psychological and Personality Science’’ dergisinin son sayısında açıkladı.

Stavrova ve Ren’in test ettiği hipotez açıktı: Daha fazla sosyal iletişim kuran insanlar daha az kuranlaraa göre daha mı sağlıklı? Bu soruyu cevaplamak için araştırmacılar, 37 ülkeden neredeyse 400,00 insanın tutumlarını, değerlerini ve refahını inceleyen Avrupa Sosyal Araştırması’ndan elde edilen verileri kullandılar.

Çalışmanın iki maddesi ilgi çekiciydi. İlk madde katılımcıların meslektaşları, arkadaşları ve aile üyeleriyle ne sıklıkta görüştüklerini belirttikleri sosyal iletişim sıklığıydı. Cevap seçenekleri 1’den 7’ye kadar sıralıydı, 1 “hiç” anlamına gelirken 7 “her gün” anlamına geliyordu. İkinci madde ise katılımcıların “çok kötü” anlamına gelen 1’den, “çok iyi” anlamına gelen 5’e kadar kendi kendini derecelendirdiği fiziksel sağlıktı.

Araştırmacılar daha sonra bu iki değişken arasındaki ilişkiye baktılar ve olumlu bir bağıntı buldular. Diğer bir deyişle, sosyal iletişim sıklığı arttıkça, sağlık derecesi de arttı. Bu, diğer birçok araştırmacının ortaya koyduğu sosyal iletişim ve sağlık söz konusu olduğunda daha fazlasının daha iyi olduğu iddiasını desteklemek için kullanılanla aynı bulgudur.

Fakat Stavrova ve Ren’in belirttiği gibi, bu tarz verilerden çıkarımlar yaparken bu verileri analiz etmek için kullanılan korelasyon yönteminin doğrusal bir ilişkiyi baz alması sorun arz ediyordu. Bu sebepten, bir eğrinin ilişkiyi daha iyi tanımlayıp tanımlayamayacağını da test ettiler.

Araştırmacılar, “hiçbir zaman” ve “her gün” arasında değişen yedi sosyal temas düzeyinin her birinde kendi sağlık durumunu değerlendiren kişileri incelerken, ilişkiye en iyi uyum sağlayabilecek eğriyi buldular. Yani, sağlıkta “hiçbir zamandan”, “ayda birden aza”  ve aynı şekilde “ayda bire” büyük bir artış oldu. Diğer bir deyişle, bazı sosyal ilişkiler fiziksel sağlığa büyük bir destek sağlıyordu.

Fakat sosyal iletişim “ayda birden”, “ayda birkaç kez” ve “haftada bire” arttıkça fayda hızla azaldı. Dahası, onlarla her gün ve haftada birkaç kez sosyal temas kurmak zorunda olan insanlar arasında kendi kendilerini değerlendirdikleri sağlık açısından aslında hiçbir fark yoktu.

Stavrova ve Ren, bu olguyu, ekonomistlerin ‘‘marjinal fayda’’ olarak adlandırdıkları bir olguyla ilişkilendirdiler. “Fayda” terimi, bir şeyi tüketmekten elde ettiğiniz yararı ifade eder. Mesela eğer şu an çok açsanız, bir dilim pizza yemeniz size fayda sağlayacaktır. Hatta ikinci dilimi de yemek isteyebilirsiniz, fakat muhtemelen ilk dilimi yerken ki kadar zevk almayacaksınız. Ve üçüncü dilimi yerseniz, daha sonra pişman olacaksınızdır.

Bu çalışmadan elde edilen veriler, sosyal iletişimin de marjinal faydası olduğunu göstermektedir. Yalnızlık berbat bir deneyimdir ve zamanla kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığına ciddi hasarlar verebilir. Bu nedenle ara sıra sosyal iletişim kurmak fiziksel sağlığınıza da fayda sağlayan gerçek bir moral kaynağı olabilir.

Yine de araştırmacıların işaret ettiği gibi yalnızlık ruh sağlığımız için önemli. Hayatlarımız üzerinde düşünmek ve keyif aldığımız şeyleri kendi başımıza yapmak için hepimizin yalnız kalacağımız zamana ihtiyaç duyarız. Modern hayatın koşuşturmacası içinde, çoğumuz sosyal takvimlerimizde “kendimize ayırdığımız zamana” çok az yer veriyoruz.

Ve sosyal iletişimin sağlığa olan faydalarına rağmen bu durum yanında bazı dezavantajları da getiriyor. Sosyal iletişim, buradaki tanımı gereği, evde ve işte günlük hayatımızın kesintiye uğramasıdır. Sosyal iletişim; sağlıklı beslenme, egzersiz ve uyku alışkanlıkları geliştirdiğimiz ölçüde rutinimizi bozar.

Yakınlarımızla veya arkadaşlarımızla sosyalleştiğimizde alıştığımızdan daha fazla yiyip içebiliriz ve ayrıca yüksek kalorili, düşük besleyici yiyecekler tüketme olasılığımız da daha yüksektir.  Sosyalleşme yerleşik uyku ve egzersiz rutinlerimizi de etkiler. Rutinlere nadiren ara vermek, monoton görünen günlük hayatımızın faydalarını anlamamıza yardımcı olabilirken aşırı aktif bir sosyal yaşam, her şeyden önce sağlıklı rutinler oluşturmamızı engeller.

25 yüzyıl önce, eski Yunan Filozofu Aristoteles, her şeyde ölçülü olmanın uzun ve mutlu bir yaşamın sırrı olduğunu savundu. Bu, aşırıya kaçmayacak derecede sağlıklı yiyecekler yemek, kendimizi aşırı zorlamadan egzersiz yapmak ve doğru miktarda uyumak anlamına gelir. Hollandalı Psikologlar Stavrova ve Ren tarafından yapılan bu yeni çalışma bize, arkadaş ve akrabalar ile sosyal iletişim konusunda da ölçülü davranmanın iyi bir hayatın sırrı olduğunu gösteriyor.

Yazar: David Ludden

Kaynak: Psychology Today

Çeviren: Meryem Çakmak

Düzenleyen: Dilan Azizoğlu