İşçisiz Bir İşçi Partisi

Sanayi proletaryası parçalanırken doğal yuvasını oluşturan işçi sınıfı çevresi zamanla kendinden uzaklaşan SPD’nin taraftar kitlesi on yıllardır çözülüyor. Bu süreç, 2005’te SPD’nin neoliberal sosyal politikaları sahiplenmesi ve bunu takiben Die Linke’nin kurulmasıyla 2000’li yıllarda daha da hızlandı.

Oskar Lafontaine ve diğer solcu Sosyal Demokratların ayrılması SPD’nin elindeki en popüler figürlerin ve seçmen tabanının hatırı sayılır bir kısmını kaybetmesi anlamına geliyordu, ancak başarılı geçen birkaç yıldan sonra parti, Sosyal Demokrasinin süregelen kayıplarından kendine daha fazla yarar sağlayamaz hale geldi. En son aldığı %5.5’lik oy oranı tarihindeki en düşük oran. Trajiktir ki, Die Linke’nin protest parti azınlığında sıkışması ve Yeşillerin hızla ilerlemeci-neoliberalizmin yeni öcüsü haline gelmeleriyle birlikte, SPD’nin sol kanadında gidişatı tersine çevirme şansı olan kimse kalmamış oldu.

Genç ve beyaz yakalı işçiler bunu denemektense Yeşillerin safına geçerken, daha yaşlı ve mavi yaka işçiler artan bir oranla sağcı AfD’ye oy verdi. AfD özellikle doğuda başarı elde etti, Saksonya ve Brandenburg’da çoğunluğu elde etti ve bu sonbahar yapılacak seçimlerde bu iki eyaleti kazanmaya hazırlanıyor. SPD’ye hala genel olarak sadık kalan tek grup 60 yaş üzeri işçiler, ki bu da sadece biyolojik sebeplerle bile gelecek için iyi bir işaret değil.

Yeşillerin göze güzel görünmesinin sebebi açık; ‘Fridays for Future’ eylemleri seçim öncesinde aylarca manşetlerde yer aldı ve iklim değişikliği pek çok seçmen için kilit bir mesele haline geldi. Yeşiller iklim değişikliğine modern, ilerici bir çözüm sunuyor gibi görünüyor ve böylece şehirli ve orta sınıf çevrelerin kültürel tavırlarına erişiyorlar. İşçi sendikaları ya da diğer işçi sınıfı örgütleriyle tarihsel bağları olmadıkları için rahatlıkla gruplar arasında hareket edebiliyor ve liberal Avrupacılığı yorgun Sosyal Demokrat taydaşlarından daha özgün bir şekilde ortaya koyabiliyorlar. Daha önemlisi; SPD’nin aksine Yeşiller, Merkel iktidarı boyunca her zaman muhalefet kanadında kaldılar ve bu sayede daha makul bir şekilde hava değişimini temsil ettiklerini iddia edebiliyorlar. Tarihlerinde ilk kez, 2021 seçimlerinde, şansölyeliği almak için gerçek bir şans elde edebilirler.

Daha uğursuz bir gelişme ise seçim anketlerinin AfD’nin işçi sınıfı seçmeni içinde sağlam bir taban oluşturduğunu gösteriyor olması.

Yönetimi bakımından kuşkusuz zenginlerin partisi olsa dahi AfD doğu bölgeleri boyunca, hatta yer yer batıda bile, işçi sınıfının isyan oylarını kazanmış gibi duruyor. Alman Sendikalar Konfederasyonu, bu seçimde üyelerinin %13’ten fazlasının AfD’ye oy verdiğini açıkladı.

Bu eğilimin kalıcı bir siyasi blok olarak evrilip evrilmeyeceğini zaman gösterecek, ancak eğer bu olursa mecliste sol çoğunluklar öngörülebilir gelecek için imkansız hale gelecek ve -belki de daha agresif ve açıkça muhafazakar bir koalisyonu engellemek için- şimdiye kadar neredeyse firesiz bir şekilde büyük koalisyonu desteklemiş olan Sol ve örgütlü emek için siyasi durum karmaşıklaşacaktır.

SPD kapana kısılmış gibi görünüyor. On yıllar süren yıpranma, onu çoğunlukla kariyeristlerden ve sadece bir avuç gerçek destekçiden oluşan istikrarsız bir altyapıya mahkum etti. Geleneksel tabanı Sağ ve Solda yer alan protest partilere dağıldı, liderleri ise karizmadan, siyasi vizyondan ve böyle bir vizyonu hayata geçirecek halk desteğinden mahrum. Eğer büyük koalisyon tüm dönem boyunca sürdürülürse, parti seçim sonuçlarının iki haneli sayılarda kalmasına şükredecek hale gelecektir.

Onu kaydadeğer bir toplumsal güç yapan kitlesel işçi sınıfı tabanından mahrum kalan Sosyal Demokrasiden arta kalanlar, seçimlerin fikir pazarında yarışan pek çok siyasi girişimciden sadece biri haline geldi. Şimdilik, Merkel’in avucunun içinde gelen uzun yıllar, Sosyal Demokratların ismini geri dönüşü olmayacak kadar karalamış gibi görünüyor. Parti ise nereye kaçacağını bilemiyor gibi.

Ufukta Kara Bulutlar

Büyük koalisyonun görev süresinin ikinci yarısına girerken, SPD’nin kaybettiği kıvılcımı öngörülebilir gelecekte nasıl kazanabileceğini düşünmek çok zor bir hal aldı. Eylül ve Ekim’de yapılacak yerel seçimlerin daha fazla AfD galibiyeti ve daha fazla merkez-sol yenilgisiyle sonuçlanacağı neredeyse kesin. Bir sonraki ulusal koalisyonun adı ne olursa olsun, kendilerini tarihlerinin en zayıf noktasında bulacak olan Sosyal Demokratları kapsamayacaktır.

Bu enkazdan çıkan az sayıdaki mantıklı kişiden biri, SPD gençlik sekreteri Kevin Kühnert oldu. Kühnert, ilk olarak geçen sene Merkel hükümetine yeniden katılmaya karşı çıkmasıyla tanındı. Yakın zamanda büyük şirketlerin kolektif mülkiyete alınması gerektiğini söylemesiyle manşetlere çıktı ve partiyi kimi meselelerde sola çekmeye çalıştı. Kühnert ve kuzeydeki bir sahil kenti olan Flensburg’un belediye başkanı Simone Lange gibileri, şimdi sözlerini söyleme şansı bulabilecek küçük ama gürültülü bir sol kanadı temsil ediyorlar. Gelecek hafta genel sekreter Nahles için yapılacak bir güven oyu onu telaşa sokabilir, ancak Kühnert ve müttefikleri galip gelseler bile Sosyal Demokrasinin düzeltilebileceği hala meçhul olacak.

Sosyal Demokrasinin Alman siyasetinde önemli bir güç olmaktan çıkması pek çok açıdan Avrupa normlarına uyuyor, ancak yine de Alman toplumu için büyük sonuçlar doğuracak. Dünyadaki en eski sürekli faaliyet gösteren siyasi parti olan SPD, hem işçi sınıfının temel haklarını kazanma konusunda, hem de savaş sonrası dönemde büyük sermaye ile yaptığı gergin ama verimli bir ittifakla toplumu modernleştirmesi açısından çok büyük roller oynadı. Yüksek yaşam standartlarıyla, özgürlükçü sivil toplumuyla ve sağlam refah devletiyle günümüzün Almanya’sı, SPD olmadan asla varolamazdı.

Ülkenin geleneksel partileri serbest düşüşe geçmişken Yeşillerin kendilerini gösterip hükümetteki yeni denge unsuru olmaları çok olası. Bu, siyasi krizi birkaç yıl daha erteleyebilir. Ama ondan sonra olacakları kimse tahmin edemez.

Sağın büyüdüğü ve ekonomik gerilemenin eli kulağında olduğu bu dönemde güçlü bir Sosyal Demokrat Parti’ye her zamandan olduğundan daha fazla ihtiyaç var. Ancak şiddetli, beklenmedik bir değişim yaşanmadığı sürece, Sosyal Demokrat Partinin tarihin çöplüğünde kaybolması daha olası.

 

Yazar: Loren Balhorn

Çevirmen: Barış Demir

Kaynak: Jacobin