Kapitalizmin ekolojik eleştirileri ve sınıf sorunlarına dair yarattığı farkındalıklardan ırkçılığa karşı kararlı duruşuna; Dr. Who on yıllardır kızıl bayrağı dalgalandırıyor.

“Ona yardım etmemeliyiz!” Buradaki “biz” Doktor rolündeki Jodie Whittaker ve yol arkadaşları. “O” ise otobüste beyaz birine yer verip ayakta kalmasını hükmeden 1955 Montgomery, Alabama kanunlarına karşı duran ünlü Rosa Parks’dan başkası değil.

Küçük gibi görünen bu eylem, Birleşik Devletler’deki sivil hak hareketlerine ilham oldu ve nihayet tüm ülkede ırk ayrımı gözeten yasaların sonunu getirdi.

ABD elbette aradan geçen zamanda ilk siyah başkanını seçti.

Zaman yolculuğu yapan Doktor ve arkadaşları oradaydı ancak yazar Malorie Blackman sekiz milyondan fazla izleyiciye, karakterlerin Parks aktörünü kaldırmak için orada olmadıklarını net bir şekilde göstermek istedi.

Cesurca tek başına durdu ve sonuçlarına katlandı, lakin bugün bizler başkaldırısını kutluyoruz.

Ancak her izleyici bu ödül kazanmış bölümü övmüyor. Genel olarak beğenilmesine rağmen bazı izleyiciler, ırkçılık ana temasının çok fazla “vaaz verme derdinde” olduğunu hissetti ve günümüz Sheffield’ından siyahi genç Ryan ile Asyalı İngiliz kadın polis memuru Yaz’ın günümüz Birleşik Krallığı’ndaki ırkçılıkla ilgili konuşmalarının Pazar akşamı genel izleyicisi için fazla “kör göze parmak” bir hareket olduğunu düşündüler.

Bu argüman tamamen anlamsızdır. Dr Who ırkçılık meselesini her zaman merkezine koymuştur. 1963 yılında, daha dizinin ikinci bölümünde tanıtılan ikonikleşmiş Daleklerin Nazilerden esinlenilerek yaratıldığı barizdir.

Küçük bir tankı andıran metal bir kafesteki gudubet uzaylı mutasyon Dalekler, ırklarının üstünlüğüne inanıp canlı olan diğer her şeyi “Yok et!” diye bağırdıktan sonra acımasızca katletmektedir. Irkçı ve faşist insan hareketlerine yönelik bu benzetme tabi ki, yazarların da niyeti doğrultusunda, çocukların bile kolayca görebileceği seviyededir.

Ryan ve Yaz’ın arasında geçen tartışma, ırkçılığı bilim-kurgunun geleneksel ölüm ışınlı istilacı uzaylı ırklar penceresinden ele almıyordu. Ancak dizinin tarihinde Doktor’u canlandıran tüm karakterlerle ekrana çıkan Daleklerin de ırkçılığa dair üstü kapalı bir imadan ibaret olduğu söylenemez.

1988 “Dalekler’in Hatırası”nda bu kötücül “tuzlukların” 1960 Londra’sının çok kültürlülüğüne karşı çıkan bir grup İngiliz Neo-Naziyle aynı tarafta yer alan bir grubuyla dahi karşılaştık. Doktor’un yoldaşı Ace, pansiyon işleten bir faşistin annesiyle birlikte kalırken penceredeki “Renklilerin girmesi yasaktır.” tabelasını görür ve dehşete düşer.

Anketler, takipçilerin bu hikayeyi dizinin en iyilerinden biri olarak değerlendirdiğini gösteriyor ancak daha önce hiç ırkçılığa “kapak” olarak değerlendirildiğini duymadım.

Dr Who’nun  BBC’deki asıl işlevlerinden biri de eğlendirmenin yanı sıra eğitmekti. Sosyal medyada birçok ebeveyn, Rosa’nın mesajından sonra çocuklarının Rosa Parks ve sivil hak hareketleri ile ilgili sorularla dolu olduğunu belirtti ve birçok çocuğun sadece ırkçılığın ne olduğunu bilmek istediklerini de varsayabiliriz.

Bölümün bu tür tartışmaları ortaya atıp, bununla birlikte hala eğlendirmeyi de başarması takdire şayan bir başarıdır. Bu gibi tartışmaların küçük yaştaki çocuklarla başlaması, onlara ve toplumumuza yalnızca yarar sağlar ve bu da Dr Who’nun on yıllardır çok iyi yapmakta olduğu ve önceden de yapmış olduğu bir şey.

Irkçılığın yanında, kontrolsüz kapitalizmin çevreye olan etkisi ve daha fazla kazanç için tükenmeyen açgözlülüğü de dizide sık sık işlenen temalardan bir başkası.

Dizinin geçen yıl yayınlanan “Eklembacaklılar İngiltere’de” bölümünde ise, Doktor lüks bir otelde, yasadışı bir şekilde otelin altındaki sıradan bir çöp boşluğuna atılmış zehirli atıkların dumanları ve yanlış genetik mühendisliğinin etkili kombinasyonuyla, kazara korkunç boyutlara çıkan dev örümcek sürüsüyle yüzleşti.

Chris Noth’un mükemmel bir şekilde canlandırdığı kötü karakter otel sahibi Jack Robertson, oteli ve çöplerin toplandığı alanı aynı bölgeye kurup halkın sağlığını hiçe sayması ve buna “akıllı iş modeli” demesi tam bir “hem üretim araçlarının hem de dağıtımın tekelleşmesi” göstergesi. Noth, daha sonra bu megalomanyak karakterin Donal Trump’tan esinlenildiğini itiraf etti.

1973 “Yeşil Ölüm” ile olan bağlantılar çok açık. Üçüncü Doktor bu sefer de dünyayı ele geçirmeye çalışan bir süper bilgisayar tarafından yönetilen bir maden şirketinden yasadışı olarak atılan zehirli atıkların evrilttiği 1 metrelik dev kurtçuklarla savaşıyordu.

Emeğin ve işçi sınıfının durumu sıkça üzerinde durulan başka bir tema. Hem 2018 “Kerblam!” hem de 1972 “Peladon’un Laneti” bölümleri iş güvenliğine yönelik tehditler hakkında duyulan endişeleri farklı kaynaklardan yansıtmakta.

Uzak gelecekte geçen önceki bir macerada, halinden memnun olmayan bir işçi, işgücü piyasasındaki artan otomasyona karşı yapılan protestoda ciddi bir eyleme geçer. Yalnızca seçilmiş bir insan grubuna iş verilmekte, işlerin büyük çoğunluğu robotlar tarafından yapılmakta ve milyonlar geçimlerini sağlayamamaktadır.

İşçinin söz konusu robotlar tarafından müşterilere teslim edilecek binlerce balon kaplı paketin içine küçük bombaları gizlemeye karar vermesiyle, Doktor olaya müdahale etmek durumunda kalır. Bununla birlikte ortaya çıkan kaos ve yıkım, sistemi bozacak ve işverenleri daha fazla kişiyi işe almaya zorlayacaktır.

Diğer hikaye, İngiltere’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılmasından bir yıl önce yazılmıştı. Bu karar 1975’te halk referandumu tarafından onaylanacaktı, ancak üç yıl öncesinde işçi hareketindeki çoğunluk, işçi haklarının Avrupa Topluluğu’na geçtikten sonra ne durumda olacağı konusunda endişeliydi ve bu gerilim Peladon’daki madencilerin yeni Galaktik Federasyon’a katılan gezegene karşı yapılan protesto gösterileriyle dramatize edildi.

Sömürge sonrası teori bile Dr Who’da etkisini hissettirdi. Aime Cesaire’in ufuk açıcı “Sömürgecilik Söylemi” (1950), koloniciliğin “Yeni Dünya”yı “medenileştirmekten” çok uzakta, aslında hem öteden beri süregelen yaşam şekillerini kaybedip yoğun işgücü gerektiren globalleşmiş endüstrilerin içine girmeye zorlanan ezilenleri, hem de kontrolü elinde tutmak için baş kaldıranları acımasızca katleden zalimleri “ilkelleştirmeye” çalıştığını iddia ederek, buna dair geleneksel varsayımları değiştirdi.

Bir madencilik şirketinin, Uxarieus’un maden bakımından zengin bir insan kolonisine, kovalarını doldurma görevi ile gönderildiği “Uzayda Koloni” (1971) bölümünde bu konu solcu yazar Malcolm Hulke tarafından mükemmel bir şekilde açıklanmıştır.

Bu mütevazi insan kolonileri bu istilaya direnir ancak tehditlere ve hatta cinayete maruz kalır. Gezegendeki diğer yerli varlıklar da aynı muameleyi görmektedir. Doktor, dengeyi yerel halkın lehine çevirmeye yardım eder.

Eminim ki Hulke, şirketteki bir madenci olan, gezegendeki bol kazançlı mineral yataklarına cezbolmak yerine şirketin canice taktiklerini öğrendikten sonra kolonilere katılan Caldwell karakterini geliştirirken, elinde Cesaire’nin makalesinin bir kopyasını tutuyordu.

Bölümün sonunda (spoiler için üzgünüm) kolonilerle birlikte kalmaya ve düzenlerini kurup korumak için yardım etmeye karar verir. Başka bir deyişle; işverenlerinin açgözlülüğü tarafından “ilkelleştirilmiş” ancak yerliler tarafından medenileştirilmişti.

Ayrıca bölümün dokusundaki senaryodan başka kanıtlar da bulunabilir. Dr Who’nun ilk yapımcısı Verity Lambert ve ilk yönetmeni Waris Hussein idi: bu durum bu seviyedeki bir televizyon yapımı için daha önce hiç duyulmamış bir şeydi, zira biri 1963’te bir kadın, diğeri Asyalı bir İngiliz idi.

Ezilenler için ses çıkarmaya ve popüler eğlenceye aile-dostu bir bakış getiren söylemler üretmeye başladığından beri; dizi, zamanının çekişmeleri ve karşıtlıklarına solcu bir anlatım getirmiş oldu.

Bugün diziyi, haber kolu giderek neo-muhafazakar eğilimler tarafından domine edilen BBC’de karşı denge rolünü oynayan, kanaldaki sol ideallerin temeli olarak görüyorum.

Dr Who’nun iyi savaşlar vererek mücadele ettiği uzun bir tarihi var, umarım geleceği de uzun olacak.

Zira toplumumuzun onun varlığına ihtiyacı var.

 

Yazar: Matthew Trinder

Çevirmen: Kemal Arslan

Kaynak: Morning Star