Bunun nedeni güzel havalardan ya da mangalda yemek pişirmekten nefret etmemiz değil.

Pasifik kuzeybatısında kamp yaparak büyüdüm. Yazlarım Oregon Coast kıyısından Puget Sound’un derin berrak sularına kadar, batı kıyısının mükemmelliğini ve çevresindeki suları keşfetmekle geçti. Ancak, çok sevdiğim çocukluk yazlarımı hatırlarken bir şey fark ettim: Kamp alanlarında siyahileri hiç görmedim.

Bunun en basit cevabı genelde siyahi toplumundan geliyordu, “siyahi insanlar kampa gitmezler, bu beyazların yapacağı bir şey.” Tabii ki ben bu cevabı yetersiz buluyorum. Siyahiler, beyazların yaptığı pek çok şeyi yapıyorlar. Tarih boyunca, genellikle beyazlara ait olarak algılanan şeyleri yapmamamızın tek nedeni, o alana katılmamızın yasaklanmış olmasıdır.

Kamp yapmak bir ayrıcalık değildir. Siyahilerin bu geleneğe katılmasını engellemeyi amaçlayan ırkçı politikalar, “kamp ve açık hava alanları beyazlara aittir.” düşüncesiyle kuruldu. Kısacası, kızarmış marşmelovlar ve kamp ateşleri bizim için bir anlam ifade etmiyor.

Eğer beyazsanız bir kamp yeri kiralamak her zaman kolay olmuştur. Süreç, genellikle kısa bir başvuruyu, tek seferlik ödemeyi, araç kaydını ve ardından kampa vardığınızda kamp alanı görevlisiyle tanışmayı içerir.

Ben çocukken bu süreçle her zaman beyaz babam ilgilenir, batı kıyısındaki ağaçlar ve eğrelti otları arasındaki yerimizi kolayca güvence altına alırdı. Geldikten birkaç saat sonra hızla kamp kurabilir ve ateşin başına geçebilirdik.Hiç kimse, beyaz ailemin ve benim varlığımı kibarca sorgulamak için gelmedi, sadece merakla uzaktan baktı.

Ebeveynlerimin beyazlığı, beyaz alana beklenmedik bir geçiş anahtarıydı. Çocukları olduğum için de varlığım sorgulanmadı. Ancak, bu çoğu siyahi Amerikalının böyle bir deneyimi yoktu.

Yazar Kathryn Miles, “Shenandoah Milli Parkı Tarihiyle Yüzleşiyor” (Shenandoah National Park Is Confronting Its History) başlıklı makalesinde milli parkın karanlık ayrımcılık tarihini araştırıyor. Parkın bir bölümü olan Lewis Dağı, siyahi ziyaretçiler için tesis edilmişken Miles, “…her şeye rağmen parkın geri kalanının beyaz ziyaretçilerin yegâne alanı olarak kalacağı anlaşıldı.” dedi.  Shenandoah Ulusal Parkı, Amerika’nın simge haline gelmiş parklarından biridir, ancak Amerika Birleşik Devletleri halkına ait olmasına rağmen, 1950 yılına kadar sadece beyaz Amerikalılara aitti. Siyahi Amerikalıların sadece kendi alanlarına katılmalarına izin verildi, ancak ücretsiz erişim reddedildi.

Ayrımcı kampçılık Virginia ile sınırlı değildi. Batıda, Coloradolu siyahiler sadece melanin pigmentlileri ağırlayan bir tatil beldesi olan Lincoln Hills’te doğada huzur bulabilirdi. Ulus genelinde kamp yapmaya yalnızca diğer siyahilerle birlikte olunca izin veriliyordu, beyaz meslektaşları ile değil. Kamp yapmak siyahilerin katılmasına izin verilen bir faaliyetti fakat hiçbir zaman marşmelov ve sosisli sandviçle kamp ateşi etrafında oturmalarına tam anlamıyla izin verilmedi. Bunun için ancak davet edilmeleri gerekiyordu.

Ayrımcılık, sadece kamp yapmanın değil; aynı zamanda etrafındaki deneyimi anlamanın da anahtarıdır. Ayrımcılık yaşadıkları için, siyahiler kampın diğer bölümlerinden asla yaralanamayacaklardı. Bu da yürüyüş, kano ve diğer maceralara katılmak gibi kampı ilgi çekici bir deneyim haline getiren aktivitelerin tadını çıkaramamaları anlamına geliyordu. (Parkın sadece belirli bir kısmına erişim hakkınız varsa, tüm hizmetlerden yararlanamayabilirsiniz.) Örneğin öğleden sonra gölde kano kiralamak beyaz bir aile için kolay olabilir, ancak siyahi bir aile için ilgililer tarafından bu hizmet kolayca reddedilebilir veya aynı hizmet için fiyatlar yükseltilebilirdi. Siyahiler, geceyi geçirebilecekleri bir kamp yeri bulma stresinin yanı sıra, kendilerini eğlendirmenin ve güvende kalmanın yorgunluğuyla da uğraşmak zorunda kaldılar.

Ayrımcılık, kampçılığı beyaz Amerikalılar için bir etkinlik olarak inşa etmişti; sınırsız erişim ve özgürlüklerle cesaretlendirildikleri bir şeydi bu. Siyahilerin doğadaki varlıkları asla sorgulanmayacaktı ve kamp alanları, milli parklar ve diğer açık hava mekânları siyahi maceracılar için sınırlamalar koyarken, isteklerini memnuniyetle karşılıyordu. Bu, beyaz insanlar tarafından özenle korunan açık hava ve kamp alanlarının sahibinin onlar olduğu anlamına geliyordu.

Miles’ın belirttiği gibi, 1994 yılında Milli Parklar Servisi milli parklardaki çeşitliliği açıkça desteklediğinde, beyazlardan tepki gördüklerini ve National Parks dergisinin editörüne, “Azınlıklar parka gitmeyi sevmiyorsa, bu onların kaybıdır. Ama lütfen bunun bizim kaybımız olduğunu düşünerek kandırılmamıza izin vermeyin. Çoğumuz parkları etnik ve azınlıkların yarattığı sorunlardan bir kaçış olarak görüyoruz. Lütfen parklarımızı, vahamızı yok edecek şekilde değiştirmeyin.” diyen kaygılı bir anonim mektup geldiğini ifade etti.Bu mektup, beyazlar için milli parkların azınlıklarla uğraşmak zorunda kalmadıkları bir sığınak olarak kalmasının talebidir. İşin garip yanı, beyazlar cildinde melanin pigmenti bulunan insanlarla olası bir etkileşimden kaçınmak için çalınmış yerli topraklara kaçtı. 1994 yılına ait bu mektup aynı zamanda dış mekânlarla ilgili önemli bir ayrıntıyı da gözler önüne seriyordu: Kamp alanlarının ayrıştırılması, siyahilerin kampa katılmalarını engellemek yerine bir standart yarattı.

Bir kamp alanında siyahilerin varlığının neden tehdit olarak algılanabileceğini anlamak kolaydır. Bu, ırkçı inançların yanı sıra, zenginlik algısı ile de ilgilidir. Siyahilerin refah içerisinde olması beyazları her zaman çılgına çevirdi. Kamp yapmak, beyazların zenginliğini gösteren bir etkinlik olduğu için bu konuda bir istisna değildir.

Babamın misafirlere kamp malzemelerimizi gururla gösterdiğini veya arkadaşlarımıza kamp maceralarımızdan söz ettiğini hatırlıyorum. Bir hobinin sevincini paylaşırken bu, aynı zamanda ailemizin ekonomik gücünün bir göstergesi ve orta sınıf Amerikalıların Jones’un yorumuna ayak uydurmalarının bir yoluydu.

“Kampın ayrımcı bir etkinlik olduğu ve beyazlar için refahın bir reklamı olduğu bilgisi doğrultusunda, siyahilerin katılımının anında bir tehdit olarak algılanması şaşırtıcı değildir.”

Kamp yapmak istiyorsanız kaliteli ürünlere yatırım yapmaya hazır olmalısınız. Ucuza kaçarsanız REI’den dört kişilik bir çadır 99 dolara mal olacak, daha pahalı çadırlar ise alıcıya 920 dolar ödetecektir.  Yiyecekler, yemek pişirmek için bir mangal, kamp yeri ücretleri vb. gibi diğer maliyetleri hesaba kattığınızda kamp, dolarları gözden çıkarabilecek olan ailelerin karşılayabileceği bir aktivite haline gelir. Temel ögeleri satın aldıktan sonra kamp daha uygun fiyatlı hale gelmişken dışarıdaki harika manzaraların tadını çıkarmak için paraya ihtiyacınız olduğu gerçeği de hala devam ediyor. Böylece kamp kültürümüzde boş zamanın bir sembolü haline geldi. Zenginlik ile olan bu ilişki, ayrımcılık tarihi ile birlikte siyahi insanlar için hoş olmayan bir alan yarattı.

Kampın ayrımcı bir etkinlik olduğu ve beyazlar için refahın bir reklamı olduğu bilgisi doğrultusunda, siyahilerin katılımının anında bir tehdit olarak algılanması şaşırtıcı değil. Bugün, beyazların sembolik zenginlik alanına giren siyahilere yönelik baskı hala aktif olarak devam ediyor. 2019’da Mississippi’de siyahi bir çift, onları yasadışı yollardan izinsiz girmekle suçlayan beyaz kamp alanı yöneticisinin silahıyla karşı karşıya kaldı. Daha yakın zamanlarda, yani bu yıl içinde, bir çift ırkçı aile kamp sahipleri tarafından taciz edildi ve onlara “soylarının” hoş karşılanmadığını söylediler. Her iki durumda da siyahilerin varlığı kamp yeri yöneticileri veya sahipleri tarafından sözlü ve fiziksel tehditlere neden oldu. Mesaj gayet açıktı: Burası size göre değil, asla size göre olmadı; buraları terk edin.

Eşitlik mücadelesi Seattle, Portland veya Minneapolis sokaklarıyla bitmiyor; aynı zamanda Amerika’nın kamp alanlarında da bu mücadele veriliyor.

Siyahiler kamp yapmaktan veya açık havada vakit geçirmekten tiksinti duymazlar; ama bizler ırkçılıktan ve istismardan tüm kalbimizle nefret ediyoruz. Kamp yapmıyoruz çünkü sivrisineklerden nefret ediyoruz; ısıtmalı odalara ihtiyacımız var ya da kamp ateşlerinden nefret ediyoruz, kamp yapmıyoruz çünkü işletmeci misafirperver değil.

Daha çeşitli kamp alanlarını görmenin ilk adımı, siyahi kampçılar için misafirperver bir ortam yaratmaktır. Bu konuda önemli bir adım olarak milli ve eyalet parklarımızın çok çeşitli alanlar olduğundan emin olmaktır. Bu, Amerikan toplumunu temsil eden çeşitli ırka mensup park korucuları, kamp yeri yöneticileri ve park çalışanları işe alınarak yapılabilir. Farklı çalışanlara sahip olmak, parklara ve kamp alanlarına gelen siyahi ziyaretçilerin, beyaz ziyaretçilere verilen daimî misafirperverlik anlayışıyla karşılaşacağı anlamına gelir. Arka planımızdaki insanları parklarda ve kamp alanlarında liderlik pozisyonlarında gören siyahiler kendilerini güvende hissedecek ve REI’deki o çadırı satın alma olasılıkları daha yüksek olacaktır.

İkinci adım ise, kamp endüstrisindeki şirketlerin her çeşit insanları liderlik görevinde konumlandırması için inisiyatif almasıdır. Kamp alanlarına, kabinlere ve karavan parklarına sahip şirketler ve yerel macera deneyimleri sağlayanlar, kamp alanlarının misafirperver konaklama yerleri olduğundan emin olmalarını sağlayacak şekilde çeşitli çalışanları işe alabilirler. Ulusal ve eyalet parklarında olduğu gibi, bize benzeyen insanların varlığı güvenli bir yerde olduğumuzu gösteriyor. Black Lives Matter (Siyahilerin yaşamları değerlidir) yazan tabelalar asmak hoş, ama şirketler yerel ve farklı toplulukları destekleyecek eylemlerde bulunmalıdır.

Açık havada ayrımcılık ulusal tarihimizin bir parçasıdır, ancak özellikle kampın sosyal mesafeli bir tatilin tadını çıkarmanın en iyi yollarından biri olabileceği bir zamanda, günümüzü etkilememelidir.

Siyahiler eğlenmeyi, doğanın içinde olmayı, kamp ateşinin yanında uzanmayı ve marşmelov pişirmeyi hak ediyor. Bununla birlikte, siyahilerin kamp alanlarına kabul edilmesi için, beyazların mevcut açık hava kültürümüzde kalan geçmiş eşitsizliklerin farkındalığına sahip olması gereklidir. Siyahiler ülkemizi keşfetmek istiyor ve genç nesiller ormanlarda dolaşmaya başlıyor. Öyle ya da böyle, varlığımıza saygı duyulmalı.

Yazar: Nikki Brueggeman

Çeviren: Elvan Ceylan

Düzenleyen: İrem Taşdemir

Kaynak: Medium