Şair, filozof ve köşe yazarı olan eski bir futbolcu olarak, sanki özgün bir çizgiden yürüyormuşsunuz gibi görünüyor. Futbolcuların şiir yazması alışılmadık bir durum. İçinizdeki şairi ilk defa ne zaman keşfettiniz?

E: Maalesef, sıra dışı olduğunu söyleyebilirim ama öyle olmamalıydı. Ve ben duruma farklı bir açıdan bakıyorum. Çünkü bana kalırsa kendine has bir inceliği olması gereken futbolun; duyarlılıktan yoksun, eril ve acımasız bir gladyatör gösterisi halini aldığının bir evrimidir. Demek ki futbol her zaman temel niteliği olan şiirini estetik açıdan kaybetti. Şahsen benim için şiir ya da şiirsel düşünce yapısı her zaman bir çeşit samimi direniş olmuştur. Ancak, yazıya olan ilgim ilkokul yıllarıma dayanır ve bu kesinlikle tuhaf bir şey değil. Sanırım yeteneklerimizin çoğu öğretmenler tarafından fark edilir ve cesaretlendirilirdi.

Şiir sözcüğünü duyduğunuzda aklınıza gelen ilk şey nedir? Yazmaya başlamak için size ilham veren şey neydi?

E: Sırbistan’da ve tüm bölgede, şiirin sosyal ve politik anlamda bile kilit rol oynadığı bir gelenek var. Özellikle, ulusal bilincin gelişmesine, ifade edilmesine ve ardından ulusal devrime ilham veren 19.yüzyılın başlarındaki Romantizm döneminden beri bu gelenek var. Yani şiirin yerel bir albenisi var. Aynı zamanda evrensel anlamda şiirin anlamı ve gücü, bireysel olduğu kadar kolektivist bir tür ruhsal aydınlanma aracıdır.

Günümüz Hırvatistan’ında doğdunuz, Avustralya’da büyüdünüz, Sırbistan’da yaşıyorsunuz. Bu süre zarfında epey dolaştınız. Çevrenizdeki bu değişimler hayatınızı ve en nihayetinde yazılarınızı nasıl etkiledi?

E: Bence bu her zaman şiirde hissedilir ve yansıtılır. Farklı kültürler ve etkiler deneyimlerinizi ve dolayısıyla yazınızı da şekillendirir. Ama bunun bir tür göçebe ya da diaspora şiiri olduğunu ve yahut eklektik olduğunu düşünmüyorum. Her ne kadar stresli olsa da bunu dilbilimsel bir zenginleşme olarak görüyorum, çünkü dil bir kültüre, ayrıca kültüre özgü edebiyatlara kapı açıyor.

İki şiir kitabınız var. Şiirsel söyleminizi nasıl tanımlarsınız?

E: Nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum. Sanırım bir eleştirmen bunu daha objektif bir şekilde değerlendirebilir. Tematik olarak, daima beni derinden etkiler, üslup olaraksa heterojendir. Bence, varoluşsal bir havaya sahipler ve bunun ortak bir nokta olduğunu söyleyebilirim. Çünkü varoluşçuluğa eğilimliyim ve bu felsefe benim için hassas bir noktadır. Yine de çok felsefi olmamaya özen gösteriyorum çünkü iddialı olabilir. Basitçe söylemek gerekirse, en iyi şiirin zihin ve kalbin bir sentezi olduğunu düşünüyorum.

Şiiri dış dünyanın zulmünden kaçmak için “ruhsal bir silah” olarak mı, yoksa bazı önemli mesajları iletmenin bir yolu veya salt bir yazma dürtüsü olarak mı değerlendiriyorsunuz?

E: Tabii ki, bu soru şiir kadar hatta sanatın kendisi kadar eskidir. Faydacı bir amaç uğruna mı yoksa sanat, sanat için mi olmalı? Felsefede, sanatta, gazetecilikte olduğu gibi şiiri gerçeği söyleme uğraşı olarak değerlendiriyorum, ancak farklı estetik araçlarla. Yüzeysel ve sahte dünyada şiir zaten başlı başına devrimsel bir eylemdir. Yani bir başka deyişle, herkesin kendi şiir tanımı olmasına rağmen şiirin karşılaştığımız zorluklara göre kendini yeniden tanımlaması gerektiğini iddia ediyorum. Şiirin tarih ötesi olmadığını, insanlıkla birlikte evrime uğradığını düşünüyorum. Bununla birlikte, “ruhsal bir silah” dediğiniz şey eğer bir tür kalkansa evet, bu şekilde değerlendirebilirim. Çünkü hepimizin bir tür sığınağa ihtiyacı var. Ve ayrıca diyorum ki; umutsuzluğa kapılıyor, bazen çaresiz hissediyorsanız ve bir kaçışa ihtiyacınız varsa bu sığınak şiir olmalıdır.

En sevdiğiniz şairler kimlerdir ve en çok kimin yapıtlarına hayranlık duyuyorsunuz?

E: Sevdiğim pek çok yerli ve yabancı şair var ama bir isim verirsem haksızlık olur. Okumaktan zevk aldığım bazı şairler var ki bunlar estetik anlamda gerçekten ender ve iyi zanaatkâr olarak saygı duyduğum şairlerdir.

Bugün şiirin durumunu nasıl görüyorsunuz ve salgın sonrası dönemde şiirde ne tür değişimler olacağını düşünüyorsunuz? Şiir hayatta kalacak mı? Şairler bir gün yine o eski ihtişamlı günlerine dönecek mi?

E: Daha önce de söylediğim gibi, şiirin daha çok yer tuttuğu ve daha önemli olduğu dönemler var.  Ancak yurtsever ya da devrimci şiiri ayrı bir yere koyarsak, şiire yüksek bir önem atfedildiğine inanmıyorum. Öte yandan, geçtiğimiz yıllarda özellikle şair ve aynı zamanda kadın olarak Nobel ödülü kazananlar var.  Günümüzde ise Syzmborska veya Gluck’un şiirleri sevdiğim türler olmasa da sembolik olarak yeniden canlanmayı temsil ediyor. Şiir hayatta kalacak mı sorusuyla birlikte, insanlık olarak çok daha temel ve varoluşsal mücadelelerle karşı karşıya kaldığımız dönemde şiirin bir amacı veya anlamı var mıdır? Bence şiir, yaratıcılığa dayanan ve hakkımızda gerçeği söyleyen diğer sanat biçimleriyle esas olana aittir. Yine de şu anda varoluşsal meselelerle daha fazla meşgul olmalıyız. Çünkü insanlık var olmazsa şiir de var olamaz. Öte yandan, bu, şiirin daha fazla yazılmayacağı anlamına gelmez. Churchill’in bir sözünü çok anlamlı buluyorum. 2.Dünya Savaşı’na destek olmak için sanata ayrılan fonları kesmesini istediklerinde “O halde ne için savaşacağız?” yanıtını verir. Bu alıntının gerçek olup olmaması önemli değil, ben doğru kabul ediyorum. Son zamanlarda Leningrad kuşatması hakkında yazılan bir kitap okumuştum, o korkunç şartlarda bile edebiyat ve tiyatronun çiçek açtığını anladım.

Bir Yoldaş Tesellisi

Her ayrılışımızda,

Sımsıkı sarıl bana

Ta ki tüm kemiklerimi hissedebilesin

Yalnızca onlardır,

Bizden geriye kalacaklar

Şimdi ve ötesinde

Biz yine de hissederiz belki,

Tanırız dokunuşlarını birbirimizin

Bir yığın kemiklerin arasından

Şiir Çevirisi: Hicriye Alptekin

Çocuk sahibi olmak

Çocuklarımız olsaydı

Sevişemezdim

Vahşice seninle

Kötü ses yalıtımı olan bir holde

Söyleyemezdim öğleleri

Ne kadar çok özlediğimi

Sert ve soğuk dirseğini

Ve ne kadar arzuladığımı

Ellerini

Böylece her damlasını içebilirdik

Armut brendisinin

Ve yuvarlanabilirdik yerde

Mutlu ve onursuz bir şekilde

Muhtemelen

Bağışlayamazdım sana böbreğimi

Borçlu olacağımdan

Kızıma ya da oğluma

Küçük şahsiyetlerine

Hani, dans eden, TV eşliğinde

Alkışlamamızı bekleyerek

Çocuk sahibi olmamak belki de

Güneşten ödün vermek misali

Gökyüzünü görmek ümidiyle

Şiir Çevirisi: Gizem Atlı

Kaynak: Poetryzine

Çeviren: Alperen Kağan Şenel

Düzenleyen: Musa Hatipoğlu