Sinemanın sessiz çağı (1895- 1927)

Sinemanın sessiz çağı (1895- 1927)

Sinemanın icadı, dünyada büyük heyecan uyandırdı. Başlangıçta seyirciler, sadece insanların hızlı hareketlerle birkaç saniye yürüdüğü ya da dans ettiği siyah beyaz filmleri seyretmek için sinemaya gidiyordu. 1910 yılından itibaren konuları çoğunlukla klasik drama modeline dayanan ve beş sahneden oluşan ilk filmler ortaya çıktı. Film endüstrisi hızla büyük bir sektör haline geldi.

İlk filmler büyük salonlarda gösteriliyordu ve seyirciler çoğunlukla orta sınıfa mensup insanlardı. Aslında filmler o zamanlarda, günlük hayatın basit görüntülerinden fazlası değildi. Asıl büyüleyici olan şey ise hareket eden görüntüler elde etme imkânıydı. Bunun yanı sıra genellikle gayri ihtiyari ortaya koyulan ilk mizah skeçleri vardı. Skeçler daha sonraları Charlie Chaplin gibi isimler tarafından benimsenen ve sanatçıların abartılı hareketlerde bulunduğu “slapstick” komedi türünün öncüsüydü. Çok geçmeden sadece günlük hayatın hareketli görüntülerinden oluşan filmler yerine bir olay örgüsüne sahip filmler ilgi çekmeye başladı.

New York’ta açık havada filmler çeken ilk film stüdyoları kuruldu. Ancak New York’ta hava koşullarının zaman zaman zorlayıcı ve sert olması insanları, havası daha ılıman olan yerleri aramaya itti. Kaliforniya yakınlarında bulunan Los Angeles, diğer bir deyişle Hollywood, ılıman iklimiyle doğru bir seçimdi. Burada ucuz toprak ve her gün bolca güneş vardı ayrıca ücretler de düşüktü. Bunun yanı sıra bölge olağanüstü çeşitlilikte manzaralar sunuyordu. Örneğin, vahşi batı filmleri için çöller, dağlık alanlar, tepeler… Film setleri açık havada kurulabiliyordu ve ışığını hiç esirgemeyen Kaliforniya güneşi aydınlatma maliyetlerinden tasarruf edilmesini sağlamıştı. O dönemlerde çekimlerde kullanılan ışıklandırma ekipmanlarının ses çıkarması henüz sessiz filmler için bir sorun teşkil etmiyordu, ancak yaydıkları yüksek ısı oyuncuların makyajlarının bozulmasına sebep oluyordu.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Sessiz filmler bazen anlatmak istediklerini anlatmakta eksik kalabiliyordu bu yüzden seyircilerin filmi anlayabilmesi için arayazılar kullanıldı. Sessiz filmler diyalog için senkronize edilmiş herhangi bir sese sahip olmadıklarından arayazılar seyircilerin, filmin konusunu ve diyaloglarını anlamalarına yardımcı oluyordu. Okumayı bilen seyirciler, arayazıları okuma bilmeyenlere okuyordu.

Genellikle başarısız sessiz filmler için çok fazla arayazı kullanıyordu. Öte yandan iyi yönetmenler oyuncularının mimiklerini kullanmalarını tercih ediyordu. Oyuncular, anlatılmak istenenleri el kol ve yüz hareketleriyle seyirciye aktarmak zorundaydılar. Bu yüzden günümüzde sessiz filmleri izlediğimizde oyuncuların hareketleri bize pantomim sanatını anımsatıyor.

Filmin çok sıkıcı ve sessiz olmasını önlemek adına filmin gösterimi sırasında sinema salonunda küçük bir orkestra ya da bir piyanist canlı performans sergilerdi. Böylelikle seyirciler sadece projektörün can sıkıcı sesini duymak zorunda kalmazdı. Günümüzde filmlerdeki soundtrack (Film Müziği) kullanımını o dönemin mirası olarak görebiliriz.

Sessiz filmlerin çekildiği dönemde radyo veya televizyon olmadığı için insanlar yeni filmlerden ya başkalarından duyarak ya da gazete veya afişler sayesinde haberdar oluyorlardı. Hâl böyle olunca film afişleri genelde filmin kendisinden bile daha etkileyiciydi.

Dönemin ünlü sessiz filmlerine Altına Hücum, Potemkin Zırhlısı ve Nosferatu: Bir Dehşet Senfonisi gibi eserleri örnek olarak verebiliriz.

Charlie Chaplin’in yapımcılığını ve başrol oyunculuğunu üstlendiği Altına Hücum (1925) günümüzde hala sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirilir. Filmde altın aramak için tehlikeli bir yolculuğa çıkan Şarlo’nun açlığa, soğuğa ve yalnızlığa meydan okuması anlatılır.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Şarlo, kar fırtınası esnasında bir kulübede mahsur kalır ve burada kaçak Black Larson ve altın arayıcısı Jim ile yolları kesişir. Şarlo’nun başına gelenler ne kadar acıklı olsa da durumlara verdiği tepkiler de bir o kadar komiktir.

metin, kitap içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Filmlerin de birer politika aracı olabileceklerinin fark edilmesinin ardından Sovyetler Birliği’nde, Potemkin Zırhlısı (1925) gibi propaganda filmleri çekilmeye başlandı. Film, 1905 yılında yaşanan gerçek bir olaya dayanır ve Rus savaş gemisi Potemkin’in mürettebatının çarlık rejim subaylarına karşı ayaklanmasını konu alır. Filmin vermek istediği mesaj, 1905’te gerçekleşen ayaklanmanın başarısız olma sebebinin halkın Lenin ve Troçki gibi kararlı devrimcilerden yoksun olması ve o zamanlar bir komünist partisinin var olmamasıdır.

metin, kapat içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

1922 tarihli Alman uzun metrajlı film Nosferatu: Bir Dehşet Senfonisi, vampir Kont Orlok’un bir Alman kenti olan Wisburg’da yaşayan bir kadına âşık olmasını ve bunun üzerine Wisburg’a gelip kente korku salmasını anlatır. Nosferatu, korku filmlerinin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Kaynak: Deutschunddeutlich

Çeviren: Seray Söz

Düzenleyen: Seda Nur Çifçi

Leave a comment