İşçiler maaş sözleşmelerini özgürce mi imzalıyor? Büyük fikirleri olan kurucular, temeli hırsızlığa dayanmayan yeni ticari girişimleri başlatmakta özgür mü? Buna cevap vermek için, ilk olarak üretimde çıkara dayanmayan sosyal ilişkiler kavramını tanımlayalım.

Prensipte, Silikon Vadisi girişimleri kazanç-paylaşan işçi kooperatiflerini bünyesinde birleştirir. Bu tip bir kuruluşta kazanç, çalışan tüm üyelere demokratik bir şekilde paylaştırılır. Yani kooperatife katılırsan, bir söz hakkın ve kazanç hissen olur. Eğer ayrılırsan, bunlar olmaz. Firmaya, firma üyeleri tarafından ortaklaşa sahip olunur.

İşçi kooperatifleri, önceden ayarlanmış bir ücret üzerinden işe alım yapmazlar. Tam tersine, ayarlanmış bir ücret üzerinden sermaye alırlar (borç sermayesi, net sermaye değildir.) Yani işgücü yerine sermaye, firmanın arta kalan gelirinde hiçbir iddiası olmayan başka bir üretim bedelinden ibarettir.

Demokratik bir işçi kooperatifinde takas prensibi ihlal edilmez ve kimse sistematik olarak diğerlerini sömürmez ve onların (ortaklaşa) yarattıkları değere göz dikmez. Açıkça bu işçiler için daha kazançlı bir anlaşma: kazanç paylaşımı, maaştan daha iyi bir seçenek. Peki neden Vadi’de de böyle olmuyor? Neden birçok işçi, işçi kooperatifleri bünyesine katılmıyor?

Bazı ödüller ve cezalar var.

Ödül: Bize katıl, bize katıl!

Yüksek teknoloji çalışanları, özellikle fazla talep edilen becerilere sahip olanlar, maaştan daha fazlasını, yani hisse senedi seçeneklerini alabiliyorlar.

Hisse senedi, şirketin hisselerini önceden belirlenmiş oldukça düşük fiyatlardan satın alabilme hakkı sunuyor. Normalde bu hakka sahip olabilmek için senelerce çalışmak gerekiyor. Hedef, işçilere firmaya kar elde etmeleri için gereken teşviği sağlamak ve bunu sürdürülebilir kılmak. Hisse senedi, bir bakıma, otomatik olarak organize olmaya gerek kalmadan bizlere sendikacılığın maddi kazancını sunuyor. Tabi ki herhangi bir işçi, bu potansiyel gelir kaynağının varlığından da memnun oluyor.

Ama hisse senetleri uygulamaya konulduğunda, özsermaye demektir ve firmada sahiplik hakkı verir. Gördüğümüz üzere, bu temel olarak hırsızlıkta rol almak demektir. Böylelikle hisse senetleri, işçi sınıfın bir kısmını kapitalist sınıfın yüksek mertebelerine katılmaları için davet eder ve bunlar diğerlerinin işgücünü sömürmeye başlar (pratikte, yeni girişimlerin çoğu başarısızlıkla sonuçlandığından hisse senetleri pek bir işe yaramaz. Ama asıl olay zaten kamçıladığı umuttur.)

Silikon Vadisi’nde yaygın olan küçük girişimlerde, tüm artı değeri işçilerin ürettiği aşikar. Ama firma sahipleri buna el koyuyor. Böylelikle en eğitimli kişiler bile buna dikkat etmeye başlıyor. Ve bu yeterince adil gözükmüyor. Yani hisse senetleri, suyu bulandırmaya ve bu uygunsuz sömürü sisteminin üstüne bir perde çekmeye yarıyor.

Bu, yüksek teknoloji çalışanlarını kapitalist firmalarla anlaşmaya zorlayan bir ödül. Ama fazlası da var. Eğer bir grup işçi yeni bir girişim için birleşeceklerse, politik açıdan bilinçli ve çok ahlaklı varlıklar olmadıkları sürece, işçi kooperatifi yerine kapitalist bir firmayla anlaşacaklardır. Neden mi? Çünkü firmanın sahibi olup, çalışanlara maaş ödeyip karı kendilerine sakladıklarında daha fazla para kazanacaklar.

Silikon Vadisi’ndeki birçok girişimci, çalışanlarını soyduklarının farkında. Hisse senedi olanağı sunduklarını işaret ederek veya maddi çıkarlarına da uygun olan liberteryanizmi öne sürerek içlerini rahatlatmaya çalışabilirler. Ancak hissenin şirket kurucuları ve girişimci kapitalistlerin ellerinde biriktiği bir gerçek. Zaman ilerledikçe, işçilerin üretimi kurucuların katkılarını aşar ve bundan sonrası sadece sömürüden ibarettir. Firmanın tüm hisseleri satın alınır, kurucular ileriye yönelik adımlar atar, böylelikle milyonlar kazanılmaya başlanır. Ama neredeyse tüm vakalarda, bu kazanca kendilerinin bir katkısı olmamıştır. Bu kazanç, işçilerden çalınmış bir kazançtır.

Yani maaş kontratlarının iticiliği hisse senedi olanaklarıyla azaltılmaya çalışılmıştır. Bu işe de yaramıştır. Ancak kontrat sadece işçilerin başka seçenekleri varsa gönüllülüğe dayalı oluyor. Peki var mı?

Ceza: Kapitalizmi çoğalt veya sararıp sol

Ancak tüm seçenekleri eleyen ve kurucuların, şirketi -her ne kadar politik açıdan bunu yapmaya hevesli olsalar da- işçi kooperatifleriyle birleştirmesini engelleyen bazı “cezalar” da var.

Silikon Vadisi, canlı ve geniş kapital girişim topluluğuyla ünlüdür. Birçok sermayedar, Sauron’un gözü gibi, çalkalanıp durmaksızın, bağış yaparak ve firmayı ele geçirerek sonunda tüm işçilerinin emeklerini sömüreceği yeni bir şirket arıyor.

Her girişimci kapitalist, doğal olarak kazancını maksimize etmek ister. A ve B firmaları arasında seçim yapmak zorunda olan bir kapitalisti ele alalım. A firması kapitalist bir firma, yani sermaye karşılığında özsermaye sunuyor. Ancak B firması bir işçi kooperatifi, sermaye karşılığında faiz ödemesi sunuyor. Girişimci kapitalist, tabi ki A firmasını seçecektir. Tartışmaya gerek bile yok. Öz sermaye kesinlikle borç sermayeden daha iyi bir seçenektir (ve bu sadece para da değil, aynı zamanda şirketin diktatörlüğünü yapmak, çalışma koşullarını ve maaşlarını belirlemek, kısaca güçlü olmak demektir. Güçsüz olmaktan kesinlikle daha çekicidir ve egonuza da iyi gelir.)

Böylelikle işçi kooperatifleri, Silikon Vadisi’nde hiçbir zaman ödenek alamazlar. Ve alamayacaklar da. Yani tüm o yetenekli ve yaratıcı, insanların beğeneceği iyi fikirlere sahip çalışanlar, kapitalist bir firmayla anlaşıp insanların işçi ve sahip sınıflarına ayrılmasında rol oynamak zorunda kalacaklar.

Bir Silikon Vadisi İş Konferansı’nda gerçekten çirkin bir örnekle karşılaştım. Bir “Melek Yatırımcı”, (erken sermaye sağlayan kişi) yatırım yapacakları yeni bir girişimi belirlerken dikkat ettikleri kriterleri açıkladığı bir konuşma sundu. Böylelikle sermayelerini arttırmayı hedefleyen kurucuların bunun için neler yapması gerektiğinden bahsetti. “Melek”e göre büyük bir faktör, kurucuların aynı zamanda arkadaşlarından ve ailelerinden para toplayabilmesiydi. Sevdiklerinin hayal kırıklığına ve başarısızlığa uğramasını istememek, yoğun bir çalışma için iyi bir uyarıcıydı. Melek, yatırım yaptıkları bazı takımlardan, onların “büyük” hikayelerinden ve “herkes” tarafından sağlanan kazançlarından örnekler verdi. Sona doğru Melek, seyircilerden bazı kurucuları sahneye çağırıp ona fikirlerinden bahsetmelerini istedi.

Melek’in önünde çaresizce değerli fikirlerine bağış yapılmasını isteyen, neredeyse hepsi yirmili yaşlarında olan kişilerden bir sıra oluştu. Ve işte oradaydı, doğumun çarpık bir tasvirinden çıkmışçasına buz gibi bir sahne: sermayeyi tek elinde tutuan, tek kişilik kutsanmış bir azınlık oturuyor ve avam bir çoğunluk, heyecanı ve yaratıcılığıyla, elinde şapkası, sıraya giriyor, yenidoğan bebeklerinin özdeğerini feda ediyor, kendisini sömürüye teslim ediyor.

Bir seçenek yoktu, bir seçenek yok: ya sermayeye teslim ol ya da fikirlerinin solup gitmesini izle. Önemli miktarda sermaye kazandıracak başka hiçbir pratik yol yok. Gerçek Melekler diye bir şey yok: firmanın kendisini değil de sadece verdikleri borcun geri ödenmesini isteyen, işçi-patron sınıfı ilişkilerini reddeden, tüm kazancın ortak paylaştırılması gerektiğini düşünen varlıklar yani. Eğer bu hayali canlılar gerçek olsaydı, önlerinde uzanan sıranın çok ama çok daha uzun olacağına hiç kuşku yok.

Bir seçenek yok. Kurucular, kapitalist firmalarla anlaşıp işgücü kiralamak zorundalar. Ve gelire ihtiyaç duyan işçilerin işçi kooperatifine katılmak gibi bir şansları yok. Maaş kontratını imzalamak zorundalar. Bu gönüllü bir şey değil, bunu sermaye tekelini elinde tutanların zoruyla yapıyorlar.

Silikon Vadisi kültürü, risk sermayesini, kahramanca görülen Schumpeteryan girişimciliği, kapitalizmin dinamizmini, kurucuların çok iyi teknik ve yaratıcı fikirlerini öne çıkarır. Ama Silikon Vadisi tekrar tekrar ve devamlı olarak sömürüyü arttırıyor: firmanın bazı üyeleri bunu gerçekleştirirken, diğerleri de basitçe emeklerinin sömürülmesine boyun eğiyor. Bu alanda sıfır yenilik ve sıfır karmaşa var. Vadi iyi bir motor, günden güne yeni şirketleri seri üretime geçirmeye katkı sağlıyor ve kaybeden bir ekonomik sınıf ile kazanan bir ekonomik sınıfın çizgilerini belirliyor.

 

Yazar: Ian Wright

Çevirmen: Ece Gezen

Kaynak: Notes From Below