Girişimciler, kapitalist mal sahibinin önceden belirlenmiş bir kira bedeliyle emek satın aldığı ücret sistemini embriyo biçiminde yeniden üretir. Kapitalist bir firmada emek, sadece planlanmış başka bir ön üretim maliyetidir. İşçiler hammaddeyi kendi emekleriyle yoğurur ve satılabilecek bir ürün üretirler. Normal koşullarda firmalar üretim maliyetlerini aşan fiyatlarda satış yaparlar. Buna üretim maliyetlerinde kullanılan ham madde, kira, sermaye kredisi faizi ve işçi ücretleri dahildir. Bunların dışında kalan artık gelir, firma sahibinin, ya da sahiplerinin, kârıdır. 

Sizin ve benim piyasada bir alışveriş yapmak üzere anlaştığımızı düşünelim. Örneğin Ebay’den ikinci el iPhone alışverişi yapıyoruz. Siz parayı alırsınız, bense iPhone’u alırım. Yaptığımız pazarlığa bağlı olarak siz ya da ben iyi bir anlaşma yapmış olabiliriz. Alışverişimizi adil bir fiyatla yapıp yapmadığımıza bakılmaksızın, sonuçta bir şey alınıp karşılığında bir şey verilmiştir: belli bir ürün karşılığında belli miktarda para. Bu sosyal işlem “alışverişin ilkesine” uygundur. Bir şeyler alıp verdik ve kimse bizi buna zorlamadı.

Ama diyelim ki sizden öylece iPhone aldım ve size hiç para vermedim. Bu alışverişin ilkesini ihlal eder. Karşılığında hiçbir şey vermeden bedavaya bir şey aldım. Buna açıkça hırsızlık denir.

Silikon Vadisi’ndeki bütün girişimler alışveriş ilkesini ihlal eder ve bir hırsızlık sistemi kurar. Bunlar hırsızlık temelli kuruluşlardır. Eğer girişim başarılı olur ve büyürse, aynı ölçüde hırsızlık da büyür, böylece hırsızlık en başından itibaren firmanın kurumsal yapısına sızar. Eğer girişim Apple, Facebook ya da Google gibi küreselleşirse, bu kanser de yayılır ve hırsızlık küresel ölçekte yer bulur.

Ama bu hırsızlık gizlidir. Bunu görebilmek için düşünmemiz gerek.

Bir girişimde, işçiler yapılan herhangi bir kârın asıl kaynağıdır. Bunu basitçe düşünerek gösterebiliriz. İşçilerin çalışmayı bıraktıklarını hayal edelim. Firmanın hiç kâr yapma imkânı var mı, ya da eğer önceden çok kâr yapmışsa bile, bunu devam ettirebilir mi? Ama hayal etmemize gerek yok. Buna grev denir ve patronlar, kârları baltalandığı için bundan nefret eder.

Bu yüzden, girişimler de dahil herhangi bir şirkette, değeri yaratan işçilerdir.

Öyleyse, mal sahiplerinin katkısı nedir?

Mal sahipleri, ya da risk sermayedarları, şirkete sermaye sağlarlar. Onlar, girişim kendi parasını kazanmaya başlayana kadar (umdukları şey bu), gerekli sermayeyi sağlarlar. Ve bunun karşılığını da beklerler. Bir şey verdikleri için, karşılığında kesinlikle bir şey almaları gerekir. Aksi takdirde alışveriş ilkesi ihlal edilmiş olur. Aslında, toplam maliyetin geri ödemesini ve -burada biraz cömert olalım- risk priminin (çünkü çoğu girişim hiç kâr yapmadan başarısız olur) ve ayrıca -gerçekten adil olmak gerekirse- bir takım güvenlik teminatının da (eğer girişim başarısız olursa ödenmemiş varlıklar üzerinde hak sahibi olmak gibi) geri ödenmesini beklerler. Bu adil bir takas gibi görünüyor.

Adil. Buraya kadar güzel.

Ancak ilk yatırımcılar bunu yapsaydı -yani sadece bir miktar kredi sermayesini ilerletselerdi- firmanın sahibi olamazlardı. Girişim para kazanmaya başladığında, borç (firma tarafından) geri ödenirdi ve ilk yatırımcılar, diğerlerinin emeği üzerinde hiçbir hak iddia edemezdi (ki bu emek, işçilerin yarattığı değerdir).

Buradaki asıl nokta şu ki: kredi sermayesi değişim ilkesini ihlal etmez.

Ama Silikon Vadisi girişimleri kredi sermayesiyle finanse edilmez. Risk sermayedarları bundan daha fazlasını ister ve alır. Bir firmaya sermaye verirler, ama geri ödemeye ek olarak, firmanın sahibi olmayı da talep ederler, başka bir deyişle, öz sermayeyi ve firmanın hisselerini isterler. Ve böylece “firmanın sahibi” olurlar. Sonuç olarak, öz sermayeleri ve risk primleri ödendikten sonra, daha da fazlasını elde ederler: firmanın gelecekteki geliri, ki bu da başkalarının ömür boyu (ya da firma yok olana kadar, ya da onlar hisselerini satana kadar) emek verdiği şeylerin meyvesidir.

Ve bir firmanın yalnızca yasal mülkiyeti, firmanın kârı üzerinde hak iddia etmek için yeterlidir. İşte tam da burası değişim ilkesinin ihlal edildiği andır. Firma borcunu ödedikten sonra, artık yatırımcı hepsinin sahibi olur. Bu noktadan itibaren, karşımızda kâr yaratan işçiler ve ceplerinden beş kuruş çıkmayıp, bir saat bile emek harcamadan bu kârın üstüne yatan mal sahipleri var. Bu mal sahipleri hiçbir şey vermeden bir şeyler alıyorlar. John Stuart Mill’in söylediği gibi mal sahipleri: “Uykularında dahi zenginleşiyorlar”. Ortada hiçbir alışveriş, değiş tokuş yok. Sadece üstüne yatma var. Bu, yaygın ve doğru anlamıyla ekonomik sömürü olarak adlandırılıyor.

Buradaki asıl nokta şu: öz sermaye alışveriş ilkesini ihlal eder.

Bazen sosyal bir durumun anlamı tam tersine dönebilir. Yanlış yerde duran bir nesne veya bir sırra ya da bir yalana işaret eden küçük bir tutarsızlık gibi yeni bir şey fark edersiniz. Bu böyle durumlardan biridir. Bir firmaya sermaye sağlamakla, o firmaya sahip olmak arasında muazzam bir fark vardır. Bu büyük ayrımın Silikon Vadisi’ndeki kafe, restoran, ofis ve evlerde yapılan neşeli, dünya değiştiren ve yenilikçi hiçbir sohbete konu olmadığı bariz. Sadece bir anlığına bütün sohbet noktalarında insanlar bizi dinliyormuş gibi düşünelim ve herkesin kulağına şöyle fısıldayalım: öz sermaye hırsızlıktır.

Oturduğunuz yerden, elinizde bir hisse senediyle firmanın ürününe hiçbir katkınız olmadan kâr yapıyorsanız, çalıyorsunuz demektir.

İşte Silikon Vadisi’ndeki girişimler bu şekilde organize olmuştur. İyi eğitim almış işçilerden oluşan “akıllı” gruplar kendilerinin sömürülmesine izin veriyor olmaktan oldukça memnunlar. Çalışma günlerini nasıl ayarladıklarının ve ne ürettiklerinin kontrolünü başkalarına teslim etmişler. En etkili hapishane, içinde olduğunu fark etmediğiniz hapishanedir.

Ama durun. Bakın, Silikon Vadisi’nin liberal bilincini uyandırdık; kulağına fısıldananlar güçlü ve korkunç bir mantıkla harekete geçip tek bir ağızdan söylüyor: “Kimse işçileri bu şartlara zorlamadı ve maaş gönüllü bir anlaşmadır, yani hiç sorun yok! Git burdan baş belası sosyalist, keyfimizi kaçırma!”

 

Yazar: Ian Wright

Çevirmen: Merve Ayyıldız

Kaynak: Notes From Below