Seyirci kalma etkisi

Seyirci kalma etkisi

Seyirci kalma etkisi, bir bireyin diğer insanların varlığından dolayı, ihtiyacı olan birine yardım etme isteğini engellemektir. Araştırmalar, seyirci kalan kişinin acil bir durumda bile, diğer insanlar var olsun ya da olmasın, tek başına oldukları zamana kıyasla yardım etme ihtimalinin daha az olduğunu göstermiştir. Ayrıca, diğer insanların sayısı da önemlidir çünkü her bir ilave seyircinin etkisinin yardım üzerinde azalan bir etkisi olmasına rağmen, daha fazla seyirci daha az yardıma yol açar.

1960’larda ve 70’lerde seyirci kalma etkisi üzerine araştırmalar, acil durumların ötesine geçen ve günlük yardım biçimlerini de içerecek şekilde genişleyen yardım davranışı üzerine çok sayıda araştırmayı da beraberinde getirdi. Durumların bireylerin algılarını, kararlarını ve davranışlarını etkileme gücünü aydınlatarak, seyirci etkisinin incelenmesi, sosyal psikolojik teori ve araştırmaların gidişatını etkilemeye devam ediyor.

Seyirci kalan kişinin müdahalesi

1964’te Amerikalı Kitty Genovese’in acımasızca öldürülmesinin ardından, seyirci kalma etkisi büyük bir ilgi odağı oldu. İşten eve geç dönen Genovese, yakınındaki bir otoparktan evine yürürken bıçaklı bir adam tarafından vahşice tacize ve cinsel saldırıya uğradı. Olaydan iki hafta sonra The New York Times gazetesinde belirtildiği üzere, yasalara saygılı 38 kişi, yarım saatten fazla bir süre boyunca, adamın kadına üç ayrı zamanda saldırdığını duyduğuna veya işittiğine şahit oldu. Yakınlardaki apartmanlardan gelen sesler ve ışıklar katili rahatsız etti ve onu iki kez kadından uzaklaştırdı, fakat her defasında geri dönüp kadını tekrar tekrar bıçakladı. Saldırı esnasında 38 tanığın hiçbiri polisi aramadı ve Kitty Genovese öldükten sonra yalnızca bir tanık yetkililerle temasa geçti. (2016 yılında, saldırganın, Winston Moseley, ölümünün ardından The New York Times, tanıkların sayısının ve gördüklerinin veya duyduklarının abartıldığını, sadece iki saldırı olduğunu ve iki kişinin polisi aradığını ve başka bir kişinin ölen kadına yardım etmeye çalıştığını yayımladı.)

Genovese cinayetinin hikayesi, başkalarının varlığının güçlü psikolojik etkileri için günümüzde ibret alınacak bir mesele haline geldi. Bu olay, aslında insanların bazen başkalarının ihtiyaçlarına nasıl tepki veremediğinin ve daha kapsamlı olarak, toplum yanlısı davranmak için davranışsal eğilimlerinin durumdan nasıl büyük ölçüde etkilendiğinin bir örneğiydi. Ayrıca yaşanan trajedi, insanların yardım etmek isteyip de edemediği, seyirci kalma müdahalesi olarak adlandırılan prososyal davranış üzerine yeni araştırmalara yol açtı. Seyirci kalma müdahalesi üzerine çığır açan araştırma, Amerikalı sosyal psikolog Bibb Latané ve John Darley tarafından yürütüldü. Seyircilerin yardım eli uzatıp uzatamayacakları birtakım kararlara bağlıdır.

Seyirci kalan kişinin karar anı

Kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu acil durumu kapsayan koşullar; benzersiz, nadir ve çok yönlü olma eğilimindedir. Pek çok insan böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştır ve yardım edip etmemeye karar vermeleri gereken baskı dolu anlarda onlara rehberlik etmek için çok az deneyime sahiptir. Seyirci kalan kişinin müdahalesine ilişkin çeşitli karar modelleri geliştirilmiştir.

Latané ve Darley’e göre, bir başkasına yardım etmeden önce, seyirci kalan kişi beş aşamalı bir karar verme sürecinden geçer. İlk olarak, seyirci bir şeyin yanlış olduğunu fark etmeli, durumu acil durum veya yardım gerektiren bir durum olarak tanımlamalı, harekete geçmek için şahsen sorumlu olup olmadığına karar vermeli, nasıl yardım edeceğini seçmeli ve sonunda seçilen yardım davranışını uygulamalıdır. Farkına varmamak, tanımlamamak, karar vermemek, seçmemek ve uygulamamak, bir seyircinin karşıdakine yardım etmemesine yol açar.

Başka bir karar modelinde, seyircilerin yardımın maliyetini ve ödüllerini ölçüp tarttıkları varsayılır. Seyirciler kararlarını, hangi seçimin (yardım etmek ya da etmemek) kendileri için mümkün olan en iyi sonuca götüreceğini mantıklı şekilde düşünürler. Bu modelde, seyircilerin yardım etmeyi kişisel gelişimlerini ilerletmenin, kendilerini iyi hissetmenin veya yardım etmemekten kaynaklanabilecek suçluluktan kaçınmanın bir yolu olarak gördüklerinde başkalarına yardım etme olasılıkları daha yüksektir.

Sosyal etki, bireylerin bir şeyin yanlış olduğunu ne kadar çabuk fark edebilmelerinde ve durumum aciliyetini tanımlamada önemli bir rol oynar. Araştırmalar, başkalarının varlığının yardım etme sorumluluğunun yayılmasına neden olabileceğini göstermiştir. Dolayısıyla, sosyal etki ve sorumluluğun yayılması, karar verme sürecinin ilk adımlarında seyirci kalma etkisinin altında yatan temel süreçlerdir.

Sosyal etki

Eğer bir seyirci fiziksel olarak bir mağduru fark edebilecek durumda ise, izleyen kişinin ruh hali, acil durumun doğası ve başkalarının varlığı gibi faktörler, bir şeylerin yanlış olduğunu ve yardımın gerekli olduğunu anlama becerisini etkileyebilir. Genelde, mutluluk ve memnuniyet gibi pozitif ruh halleri, çevredekilerin acil durumları fark etmesini ve yardım sağlamasını teşvik ederken, depresyon gibi negatif ruh halleri ise yardım etmeyi engeller. Bununla birlikte, üzüntü ve suçluluk gibi bazı negatif ruh hallerinin yardıma teşvik ettiği görülmüştür. Buna ek olarak, birinin bir kat merdivenden düşmesi gibi bazı olaylar sıkça görülür ve bu nedenle seyircilerin dikkatini çeker. Örneğin araştırmalar, bağıran veya çığlık atan kurbanların neredeyse istisnasız bir şekilde yardım aldıklarını göstermiştir. Buna karşılık, kalp krizi geçiren bir kişi gibi diğer olaylar genellikle çok da görünür değildir ve bu nedenle seyircilerin daha az dikkatini çeker. Sonraki durumlarda, başkalarının varlığı, çevredekilerin durumu fark etme ve bunu yardım gerektiren bir durum olarak tanımlama eğilimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.

Yardım ihtiyacının belirsiz olduğu durumlarda, seyirciler nasıl davranmaları gerektiğine dair genellikle başkalarından tüyo alırlar. Sosyal karşılaştırma teorisine paralel olarak, durum daha belirsiz olduğunda, başkalarının etkisi daha belirgindir. Örneğin, olası bir acil durum karşısında diğer insanlar olayın ne olduğundan emin olmadıkları için sakin bir şekilde hareket ettiklerinde, seyirci kalan kişiler durumu acil durum olarak değerlendiremez ve bu yüzden hiçbir sorun yokmuş gibi davranabilirler. Seyircilerin davranışları, diğer seyirci kalan kişilerin, hiçbir eyleme gerek olmadığı, çoğulcu cehalet olarak bilinen bir olgu, kanısına varmalarına neden olabilir. Fakat çevredeki diğer insanlar şok olmuş veya endişeli göründüğünde, seyircilerin, ortamda acil bir durum olduğunu fark etme ve yardıma ihtiyaç olduğu sonucuna varma olasılığı daha yüksektir. Çevredeki diğer seyirci kalan kişilerin benzerliği gibi diğer sosyal karşılaştırma değişkenleri (örneğin ortak bir grubun üyesi olup olmama durumu), çevredeki kişilerin yardım durumlarında başkalarına kılavuz olarak bakma miktarını hafifletebilir. Özetle, yardım ihtiyacı net olmadığında, çevredekiler yönlendirme için başkalarına bakarlar. Ancak yardıma ihtiyaç duyulduğunda durum böyle değildir.

Sorumluluk dağılımı

Bir kişi bir durumu fark ettiğinde ve yardım gerektirecek bir şey olarak tanımladığında, yardım etme sorumluluğunu alıp almayacağına karar vermelidir. Böylece, sosyal etkiden ziyade sorumluluğun yayılması olarak sayılan seyirci karar verme sürecinin üçüncü adımı seyirci kalma etkisinin altında yatan süreçtir. Sorumluluğun dağılımı, seyircilerin sayısı arttığı takdirde, bir bireyin hissettiği kişisel sorumluluğun azaldığını ifade eder. Sonuç olarak, kişi burada yardım etme eğilimindedir. Bu nedenle, bir acil durumun tek tanığı olan seyirci, yardım etme sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği sonucuna varma eğiliminde olacaktır ve zaten bu gibi durumlarda insanlar genellikle yardım eder. Ancak seyirciler, başkaları olduğunda yardım etme sorumluluğunu dağıtırlar. Bununla birlikte, seyirci, diğerlerinin yardım etmeyeceğini anladığında, sorumluluğun dağılımı azalır. Örneğin bir çalışmada, bir acil durum tanığının diğer tek tanığının başka bir binada olduğuna inanan ve müdahale edemeyen katılımcılar, başka bir tanığın kurbana eşit derecede yakın olduğuna inanan katılımcılardan çok daha muhtemel bir mağdura yardım ediyordu.

Yardım edebilecek durumda olarak düşünülen insanların (doktor veya polis memuru) mevcut olduğu durumlarda yardım etme sorumluluğunun dağılımı artar. Araştırmalar, yardım gelmemesi durumunda mağdurun büyük ölçüde acı çekeceği acil durumlarda, seyircilerin itfaiyeciler veya sağlık görevlileri gibi “uzmanlardan” yardım isteyerek kendilerini rahatlattıklarını ve böylece dolaylı olarak yardım ettiklerini göstermektedir. Ancak yardım etmenin ve yardım etmemenin maliyeti yüksek olduğunda, seyirciler harekete geçme arzusu ile yardım etme korkusu arasında güçlü bir çatışma hissederler. Seyirciler bu çatışmayı genellikle başka birinin yardım edeceği sonucuna vararak (yani sorumluluğu dağıtarak) çözerler, dolayısıyla mağdura yardım etmemenin kavranan bedelini psikolojik olarak azaltırlar.

Örnek oluşturan sosyal etki

Seyircinin kişisel sorumluluğunu dikkate alarak verdiği yardım kararı, durumsal normlardan ve davranış beklentilerinden etkilenebilir. Örneğin, bir kütüphanede müşterilerin sessiz olmaları beklenir ve bir sınıfta öğrenciler saygılı ve düzenli bir şekilde konuşabilirler, ancak bir partide insanlar çok daha az çekingen olabilir. Acil bir durumda harekete geçme konusundaki kişisel sorumluluklarını değerlendirdiklerinde, davranışa ilişkin sosyal beklentiler seyircilerin kararlarını etkileyebilir. Araştırmacılar, insanlara girmemeleri söylendiği bir bölgede onları acil bir durumla karşılaştırarak, durumsal beklentilerin yardım davranışı üzerine etkisini gösterdi. Acil bir durumun bulunduğu alana girmemeleri konusunda önceden uyarılan seyirciler, alana girebilecekleri söylenenlere kıyasla daha az yardımcı oldu. Bu nedenle, bir acil durum meydana geldiğinde sosyal bağlam, seyircilerin müdahale etme kararının güçlü bir belirleyicisi olabilir.

Yazar: Robert D. Blagg

Çeviren: Seher Sezen

Düzenleyen: Beyzanur Sarıcaoğlu

Kaynak: Britannica

Leave a comment