Kendi dünyanızı yaratın

Kubrick 1961’de İngiltere’ye taşındı ve bu tarihten sonraki bütün filmlerini burada çekti. Full Metal Jacket filminin çekimleri için bombalanan Hue şehrini burada tekrar yarattı. Eyes Wide Shut filmi için ise Greenwich kasabasını Londra’da bir dış sette oluşturdu.

Kubrick’in detaylara verdiği önem en hafif tabiri ile inanılmazdır. New York’tan doneler edinebilmek için asistanlarını gerçekten şehre göndermiş olması da diğer bir ayrıntı.

Görevleri ne miydi? Sokakların genişliğini ve posta kutuları arasındaki mesafeleri ölçmek. Vay canına…

Kubrick, İngiltere dışında film çekmek istemiyordu. Ancak New York’u taklit etmenin yararlarını tekrar gözden geçirmekte fayda var. Takıntılı seviyedeki bu kontrol isteğine rağmen çıkan sonuç tam olarak müthiş de sayılmaz. Sokaklarda eksik olan bir şeyler var, bir gariplik… Ve bu durum filmin genelindeki hülyalı hale katkıda bulunuyor.

Martin Scorsese, Kubrick’in sunduğu bu desiseyi ve neden bu şekilde yapıldığını anlıyor. Eyes Wide Shut hakkında konuşurken yönetmen şunları söylüyor: “Sanki New York’u rüyanızda deneyimliyorsunuz gibi. New York gibi gözüküyor ama değil.”

Bill Harford, bu sahte New York’ta yürürken kafası küfelik bir halde. Karısı ona başka bir adamla beraber olmakla alakalı fantezilerini açıkladı.

Evliliği ve karısı hakkında bildiğini düşündüğü her şey artık koca bir soru işareti. Gerçeklik, Bill için kaymış bir durumda. Greenwich Kasabasının “gerçek/gerçek dışı” prodüksiyon dizaynı, bu “gerçek dışılığı” aksediyor.

Bill’in şu sahnesini değerlendirelim: Hareketli kamerayla çekilmiş basit bir sahne ancak sahnede bir gerçek dışılık söz konusu. Bu sahne, işlemli plana sahip bir sahne. Arka plan arkasında yansıtılmış şekildeyken Tom Cruise sahnenin önünde yürüyor.

Peki neden?

Oyuncuya ve yere sahipler. Bu sahneyi işlemli plan ile çekmenin amacı nedir?

Bill ve sahne arasındaki ayrım neredeyse anlaşılmaz derecede. Ama bu durum karakterin kopukluğuna ekstra bir katman ekliyor. Karakter, hem gerçek hem de soyut manada, şu anda burada değil.

Pek tabii, filmcilerin %99’u Greenwich kasabasını tekrar yapacak bütçeye sahip değiller. Ancak Kubrick’in durumu, bütçenin bir etmen olmadığı nadir durumlardan biri.

Tatbiki bir mekâna sahipken set kurmak, sahnelerinize ekstra derinlik ve anlam katabilir. Ayrıca burada yapılan işlemli planlar birbirine açık ve net bir şekilde bağlanmalı zira aksi halde bu sahnenin bir benzeri çok basit görünebilir.

Mekân Gözlemlemesi

Var olan mekânları kullanın

A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filminde distopik bir Londra yaratabilmek için Kubrick, işi basit tutmuştu. Hikâyenin geçtiği zamanın ne kadar gelecekte olduğu net değil ancak buna dair bazı ipuçları var.

Kostümler ve ses dizaynı oldukça yenilikçi. Kullanılan dil, kesinlikle değişmiş. Alex ve çetesinin çaldığı araba fütüristik (1) olmanın sınırında.

Bu unsurlar, izleyicileri filmin farklı bir zamanda ve mekânda geçtiğine ikna etmek için yeterli olabilir. Ancak bu düşünceye büyük bir inanılırlık ekleyen bir unsur daha var. Bu dünyayı toparlayan bir yapıtaşı:

Var olan dış mekanlar.

Kubrick bu fütürizmi fazla abartmıyor. Özenle seçilerek kurulmuş bir grup set ile beraber filmin dünyası tamamlanıyor.

Alex’in filmin başlarında çatıların üstünden yavaş yavaş yürüyerek eve döndüğü şu sahneye bir bakalım. Binalar, köşeli ve düz çizgileriyle modernist bir yapıda. Endüstriyel ve banliyö kavramları arasında bir hibrit olarak karşımıza çıkıyorlar. Gelişimin bir göstergesi.

Ayrıca çatıların üzerinde çöpler ve mobilyalar gözümüze çarpıyor. Modern ihtiyaçlar ve pislik. Böylece elimize aşikâr bir distopik görüntü geçmiş oluyor.

Bu incelikli etkinin aynısı daha sonra tekrar karşımıza çıkıyor. Alex, Ludovico Tedavi Merkezi’ne geldiğinde, büyük beton bir binanın yanından geçiyor. Binanın modern tasarımı, uçan arabalara ihtiyaç kalmadan fütüristik bir ortamın oluşmasına yol açıyor. Bu gözü pek, azametli tasarım daha da ileri giderek Alex’in merhametine kaldığı baskıcı rejimi temsil ediyor.

Hem çatılar hem de Ludovico’nun çekilmiş olduğu mekanlar halihazırda var olan mekanlardı. Kubrick buraları kullanarak, kısa bir süreliğine de olsa, hikâyeyi gerçekçi kılmıştır. Dünya tasarımı, sıfırdan başlamak anlamını taşımaz. Aynı zamanda bütçenizin sınırlarını mantıksız derecede zorlamak anlamına da gelmez. Etrafınıza bir bakın, ihtiyacınız olanı bulacaksınız.

Tematik Mimari

Cesur alanlar yaratın

Dr. Stranglove filmi, Hollywood tarihinin en simgesel setlerinden birine sahiptir: Savaş Odası. Devasa yuvarlak masa ve çevresindeki kocaman dairesel ışıklandırma…

General Turgidson’un deyimi ile “büyük kurul” ve eğimli tavanı…

Bu, cesur bir tasarım. Fonksiyonunun ötesinde, azametli bir alan. İzleyiciler olarak buraya baktığımızda bu odayı yapanın güçlü ve kontrol sahibi birisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu tasarımın alametifarikası, mekândaki kibrin bu mekânı kullanan liderlerinki ile örtüşmesinde saklı. Hiçbir tahakkümü olmadığını itiraf etmeyi reddedenler için yapılmış bir taht odası.

Dr. Strangelove’ın kara mizahı bu yüzden çok etkili. Güç ve kontrolün çatışması setin kendisinin içerisinde kurulmuş halde.

Filmde işler ters gitmeye başladıkça, bu güç ve kontrol hissi de ufalanıp gidiyor. Askeriyenin dar görüşlülüğü devasa boyutlarda. General Turgidson’un egosu inanılmaz büyük. Öyle ki, Savaş Odası’nın tasarımı bunu yansıtıyor.

Masanın etrafında oturan düzinelerce adam bu durumu düzeltemiyor. “Büyük kurulun” olup olabileceği her şey, insan hatası devreye girince pek de bir şey ifade etmiyor.

Kubrick’in setleri ve mekanları kullanma şekli çağrışımcı ve cesur. Ancak bu filmleri ayrıntılarıyla anlatmak için eklememiz gereken daha birçok katman var: ses ve müzik. Bir dahaki bölümde, gözlerimizi kapayacak, kulaklarımızı açacağız ve Kubrick’in sesi nasıl Kubricksel bir şekilde (en küçüğünden en büyüğüne) kullandığına bakacağız.

Çevirmenin notları

(1) Fütüristik, kendi zamanına göre ileriyi öngörebilen, ilerici-modern çizgiler taşıyan demektir.

Çeviren: Can Güzel

Düzenleyen: Ceren Berk

Kaynak: studiobinder