Sarılmayı bu denli özlememizin biyolojik bir nedeni var

Sarılmayı bu denli özlememizin biyolojik bir nedeni var

Kimileri için dokunma; demans, acı ve depresyon ile mücadelede etkilidir.

Couple in COVID-19 masks hugging on boat

Sarılmak, bulaşıcılığı çok yüksek olan solunum yolu virüslerinin yayılmasını daha kötü bir hale getirmesine rağmen, insan sağlığı için yararlıdır. Owen Michael Grech/Unsplash

Kord Floyd, Arizona Üniversitesi’nde İletişim profesörüdür. Bu hikâyenin orijinali The Conversation dergisinde yayımlanmıştır.

Rose Gagnon aylardır torunlarına sarılamadı. COVID-19’un sosyal mesafe kuralları gereği sevdiklerini göremeyen ve onlara dokunamayan 85 yaşındaki bu yaşlı kadının zihinsel sağlığı olumsuz yönde etkilendi. Çoğu insan gibi o da yalnız hissediyordu ve kendisi için en değerli olan insanları kucaklayamamanın engel oluşturduğu duygusal bir bağın hasretini çekiyordu.

Hal böyle olunca Gagnon’ın torunu Carly Marinaro, “sarılma zamanı” adını verdiği yaratıcı bir düzenek tasarladı. Marinaro, PVC kaplı borulardan yapılmış çerçevenin içinde iki kol bağlantısı olan plastik bir şeffaf düzenek tasarladı, böylece büyükanne ve torun koronavirüse maruz kalma riskini en aza indirerek sarılma fırsatı yakalayabildi.

Gagnon gibi birçok Amerikalı; kucaklaşma sıcaklığını, öpücüğün getirdiği yakınlığı veya birinin elini tutmanın getirdiği sakinleştirici hissi özlemişti. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin, Mart 2020’de insanların birbiri arasında iki metrelik mesafe bırakması gerektiğine dair bildiri yayımlamasıyla birlikte, sevgi dolu dokunma bir anda yokluk sınırlarına düştü.

Bir sosyal bilimci olarak, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca şefkatli iletişim konusunda çalıştım. Şefkatli iletişim, birçok şekilde kendini gösterir üstelik bunların hepsi pandemi nedeniyle kısıtlanmamıştır. Sosyal mesafe kurallarını uygularken bile insanlar birbirlerine “Seni seviyorum” diyebilir. Ayrıca sevgi dolu mesajlar ve sosyal medya gönderileri paylaşabilir, Zoom ve Skype gibi platformlar sayesinde birbirlerinin yüzlerini görüp seslerini duyabilirler. Ancak tüm bu uygulamaların kolaylaştıramadığı tek deneyim dokunmadır. Bireyler torunlarına sarılamıyor, arkadaşlarını öpemiyor, Microsoft Teams veya Google Hangout üzerinden sevdiklerini ölüme uğurlayıp, onların yanlarında olup ellerini tutamıyor.

Pandemi boyunca insanların sıkıntısını çektiği şey, gündelik dilde adı “dokunma açlığı” olan, sosyal bilimcilerin “şefkat yoksunluğu” olarak adlandırdığı, bireylerin normalden daha fazla sevgiye ihtiyaç duyduklarına dair var olan durumdur. İşte önemli olmasının nedeni.

Dokunma açlığı sağlığa zarar veriyor

Normal açlığa benzer olarak, dokunma açlığı önemli bir şeyin yokluğuna dair bir uyarı teşkil eder. Bu durumda dokunsal temasın beraberinde getirdiği güven duygusu, yakınlık ve ilgi ön plana çıkar. İnsanlar sosyal anlamda birbirlerinden uzak kalma zahmeti çektiğinden birçok insan, yoksunluk hissinin beraberinde getirdiği sevgi dolu dokunuşun eksikliğinin farkına vardı.

Dokunma açlığı, yaşam boyunca sağlığımız için gereklidir. Psikolog Ruth Feldman, dokunmanın bebeklikten başlayarak sağlıklı fiziksel ve bilişsel gelişim için etkili olduğunu açıklamıştır. Yetişkinlik süresince, sevgi dolu dokunma hem ruhsal sağlığa hem de vücudun stresle başa çıkmasına ve iltihap azaltmasına yardımcı olur.

Yaşlılarda sevgi dolu dokunma, demans hastası olanlar için sakinliği ve duyarlılığı artırabilir. Brittany Jakubiak ve Brooke Feeney’e göre, dokunmak o kadar tesirlidir ki dokunma hayali bile stresi ve acıyı azaltabilir.

İnsanlar dokunma yoksunluğu çektiğinde sıhhatlerinin zarar görmesi anlaşılır bir durum. Normal zamanlarda bile dokunma açlığının aşırı stres, kaygı ve yalnızlık; düşük uyku kalitesi ve romantik ilişkilerde tatmin ve yakınlık duygusunun azalması ile ilişkisi vardır. Buna COVID-19’un beraberinde getirdiği dokunma kısıtlamalarını da eklediğinizde bu durum birçok insanın neden acı çektiğini anlaşılır hale getiriyor. Aslına bakıldığında, araştırmalar sıkıntılı dönemlerde dokunmanın da içinde bulunduğu sevgi dolu etkileşimin yararlarının arttığını ortaya koydu.

Biyoloji alanında çalışan psikolog Karen Grewen ve meslektaşları, romantik ilişkilerde partnere sarılmanın stresli durumları bir ölçüye kadar azalttığını, kan basıncını ve kalp atış hızını artırdığını gösterirken; psikolog Sheldon Cohen ve meslektaşları, sarılmanın vücudu virüse yakalanma stresine karşı koruduğunu ortaya koydu.

Sevgi dolu dokunmaya karşı verilen tepkiler değişiklik gösteriyor

Herkesin aynı miktarda yiyeceğe veya uykuya ihtiyacı olmadığı gibi aynı ölçüde sevgi dolu dokunuşa da ihtiyacı yoktur. İletişim profesörü Laura Guerrero ve Peter Andersen’a göre, birçok özellik gibi dokunma ihtiyacı da kişiden kişiye değişiklik gösterir. Hatta Andersen’ın “dokunma kaçınganı” olarak adlandırdığı bazı insanlar, kişilerarası dokunuşu zevkli bulmak yerine stresli addeder.

Dokunulmak, romatizmal eklem iltihabı gibi fiziksel hastalıkları veya otizm spektrum gibi zihinsel hastalıkları olanlar için rahatsız edici olabilir. Ayrıca travma geçirmiş veya cinsel istismara uğramış insanlar da dokunmayı tetikleyici bir neden olarak görebilir.

Dokunmanın her çeşidinin aynı derecede yararlı olmadığı da dikkat edilmesi gereken bir husustur. Tokalaşma gibi bazı formalite icabı dokunmalar büyük ölçüde zararsızken saldırganlık veya istismar içeren dokunmalar genellikle uzun süreli sağlık bozukluklarına neden olur.

Bununla birlikte, araştırmalar dokunmayı özleyenler için bu eksikliklerin yerini doldurabilecek birkaç muadil önermektedir. Evcil hayvanınızla birlikte vakit geçirmenin stresi azaltan yararları vardır. Kendi kendinize masaj yapmanın sakinleştirici ve ağrıyı azaltıcı etkisi olabilir. Yastığa sarılmak bile beynin stres deneyimini azaltır. Tabii ki, bunların hiçbiri gerçek dokunmanın yerini tutamaz ancak bu muadiller, COVID-19’u geçmişte bırakana kadar dokunma açlığı çekenlere fayda sağlayabilir.

Yazar: Kord Floyd

Çeviren: Zeynep Özçelik

Düzenleyen: Elif Naz Yıldız

Kaynak: https://www.popsci.com/health/reason-for-hugs/

Leave a comment