Mart 2020’de Saint Paul, Minnesota’da bulunan St. Thomas Üniversitesi’nden küçük bir akademisyen ve öğrenci grubu olan Urban Art Mapping araştırma ekibi; canlı ve çok kültürlü bir semt olan Midway’in topluluk üyeleriyle röportajlar yapmakla meşguldü. Üniversite Bulvarı boyunca devam eden Saint Paul şehir merkezi ve Minneapolis şehir merkezi arasındaki altı millik bir alanın ortasında yer alan ve şimdilerde Afrikalı ve Güney Asyalı göçmenlerin akınına uğrayan Midway, vaktiyle beyaz işçi sınıfının yaşadığı bir semttir. Bir yılı aşkın bir süredir Midway’de çalışan ekibimiz etiketleri, çıkartmaları, duvar resimlerini; yani semtin yapı çevresindeki izinli ya da izinsiz her türlü sanatı haritalandırıyor ve belgeliyordu. Son zamanlarda, topluluk üyelerinin kendi toplumlarındaki sanatla ilgili ne düşündüklerini anlamak için röportaj yapmaya başladık.

Koronavirüsün farkındaydık, fakat yine de çalışmamızı nasıl etkileyebileceğinden emin değildik. 16 Mart’ta, giderek kötüleşen koronavirüs salgını sebebiyle bütün derslerin online olarak yapılacağı, kampüsün kapanacağı ve tüm yüz yüze olan görüşmelerin durdurulacağı konusunda üniversitemizce bilgilendirildik. Yaklaşık iki hafta sonra, Minnesota eyalet valisi tüm sakinlerin evlerinde kalmasını gerektiren bir emir duyurdu. Sonuç olarak görüşmelerimize online olarak devam edebileceğimizi fark ettik. Ancak ekibin üç akademisyeninden biri olan sanat tarihçisi Heather Shirey’in, evde kaldığımız sürede üzerinde çalışabileceğimiz başka bir proje fikri vardı. Pandemi gibi tüm dünyayı ilgilendiren bir olayın dünya çapında sokak sanatı üretimini tetikleyeceğini tahmin ederek, mümkün olduğunca bu sanatın resimlerinin toplanmasının, eğitim ve araştırma amacıyla hepsini tek bir yerde tutmanın mühim olduğunu biliyordu. Covid-19 Sokak Sanatı veri tabanı, hayatta bir defaya mahsus bu olayın yansıması olarak doğmuş oldu ve biz de hemen, tüm dünyadan sokak sanatı görüntüleri isteyerek işe koyulduk.

Duvar yazıları, grafitiler, duvara yapılmış resimler, çıkartmalar gibi ve tabelaların, kaldırımların, duvarların üzerindeki diğer yerleştirmeler de dahil olmak üzere sokaklarda eser veren sanatçı ve yazarlar, bir kriz anına etkili ve hızlı bir şekilde tepki verme konusunda eşsiz bir konumdalar. Sokak sanatının gelip geçici doğası, çoğu kez doğrudan ve ham bir tarzda, çok ani ve bazen geçici tepkilerin ortaya çıkmasına olanak sağlar. Bununla birlikte, bir kriz bağlamında, özellikle müzelerin ve galerilerin kapandığı veya genel olarak halkın büyük bir kısmının buralara erişemediği zamanlarda, sokak sanatı kentsel alanı dönüştürme ve geniş izleyici kitlelerine ulaşarak uzun süreli bir politik diyaloğu geliştirme potansiyeline de sahiptir. Tüm bu nedenlerden ötürü, kamusal alanlarda halk sağlığı endişesiyle insanların hareketleri kısıtlandığında bile, Covid-19 küresel salgınına yanıt olarak oluşturulan dünya çapındaki sokak sanatı artışını görmek şaşırtıcı değildi elbette.

Ekibimiz, küresel bir salgının ortasında, dünyanın her yerinden bize gönderilen Covid-19 sanat eserlerini derlemeye ve röportajlar yaparak online olarak çalışmaya devam ediyordu. Derken, 26 Mayıs’ta her şeyi değiştiren bir şey gerçekleşti: George Floyd gözlerimizin önünde polis memurları tarafından öldürüldü.

 George Floyd’un, Derek Chauvin ve diğer üç Minneapolis polis memurunun ellerinde can verirken çekilen; sekiz dakikayı aşkın bir süre boyunca Chauvin’in, boynunun üzerine diz çöktüğü sırada Floyd’un “Nefes alamıyorum” diye tekrar ettiği, ölmüş annesine “Anne” diyerek seslendiği duyulan ve çok paylaşılan videosu, protestoları ve sivil direnişi başlatan güç oldu. Yerel ayaklanmalar yalnızca cinayetin işlendiği Minneapolis’de değil, aynı zamanda halihazırda araştırmalarımızın büyük bir kısmını yürüttüğümüz Saint Paul’un Midway semtinde de gerçekleşti. George Floyd’dan ilham alan bu hareket, kendi arka bahçemizde çıkacak olan muazzam bir spontane sanatın yayılmasını sağladı. Duvar resimleri ve duvar yazıları kısa bir süre içinde Minneapolis ve Saint Paul’ün her yerinde görülmeye başlandı. Bu olay travmanın, acının, matemin ve öfkenin sanatsal bir ifadesiydi ve birinin bunu belgelemesi gerekiyordu.

5 Haziran’da ekibimiz George Floyd ve Irkçılık Karşıtı Sokak Sanatı veri tabanını kamuya sundu. Birçok ırk ve kuşaktan araştırmacının dahil olduğu bir araştırma ekibi olarak, kendi topluluğumuzda meydana gelen bir hareketin sanatını korumaya yardımcı olabilecek deneyime ve bilgiye sahip olduğumuzu fark ettik. Çok geçmeden kendimizi, tek bir olayı veya konuyu ele alan, belki de tarihteki en büyük küresel sokak sanatı patlamasını belgeleme konusunda önemli bir rol oynarken bulacaktık.

George Floyd ve Irkçılık Karşıtı Sokak Sanatı veri tabanı, toplumsal adalet ve eşitlik talep eden bir hareketin parçası olarak George Floyd cinayetinin ardından ortaya çıkan dünyanın dört bir yanından sokak sanatı örneklerini belgelemeye çalışan bir arşiv. Veri tabanı, görüntüler için bir depo görevi görüyor ve merak edip bakmak isteyen herkesin ücretsiz olarak erişebildiği meta veriler (bağlamsal bilgiler) yoluyla akademisyenler ve sanatçılar için gelecekte bir kaynak olacağını ümit ediyoruz.
Ayrıca proje, bu hareketin sokak sanatında ortaya çıkan temaların ve sorunların yerel deneyimler, tepkiler ve tutumlarla ilişkili olarak görünen bir analizini mümkün kılacaktır.

Veri tabanı ilk başlarda küçük ölçekli olmasına rağmen, hareketin kültürel ve politik güç kazanması gibi o da zamanla büyüdü. Bizim bulunduğumuz İkiz Şehirler gibi yerlerde, ayaklanma, insanların birbirlerine bağlanmasını ve süregelen duygusal ve politik sanatsal ifade için gereken enerjiyi sağladı; bu ifadenin hızla çoğalması için fiziki koşulları da sağladı. Toplumsal kargaşa sebebiyle oluşabilecek maddi hasarlara karşılık binlerce kontrplak pano, şehirlerdeki pencereleri, kapıları kaplamak üzere monte edildi. Şehrimizdeki bu panolarda ortaya çıkan sanat, dünya ve ülke genelindeki diğer şehirlerde icra edilen sanat eserlerinin çoğuna kısmen ilham oldu.

Veri tabanımızın küresel faaliyet alanı ve panolardaki sanatın ve sokaklardaki yazıların gelip geçici doğası göz önünde bulundurulduğunda, kitle kaynaklı çalışma bu projenin büyümesi için çok önemlidir. Bu sanat çalışmalarını toplama yöntemimiz geleneksel arşivcilerden farklı, çünkü veri tabanımızdaki parçaların çoğunu kendimiz toplamıyoruz. Biz, gördükleri çalışmanın fotoğrafını çekip bize gönderen halka dayalı bir ekibiz. Topluluk katılımı, yaptığımız her şeyin temel taşıdır ve topluluk üyelerinin aktif bir rol almasını sağlayabildiğimizde, bu sadece ekip olarak bize fayda sağlamaz, aynı zamanda insanların sanatsal ifadenin karmaşık yapısını düşünmelerini de sağlar. Bize görüntüler gönderen insanların çoğuyla bizzat tanışmadık ve hiçbir zaman tanışamayabiliriz. Fakat onların katkıları bizim bu sosyal hareketi böylesine kapsamlı bir şekilde belgeleme gücümüzün merkezinde yer alıyor.

Veri tabanımıza katkı sağlayan insanlar sokağın hemen aşağısında, yakınımızda veyahut dünyanın öbür ucunda yaşıyor olabilirler. Önemli olan kendi dünyalarında karşılaştıkları sanatın önemini anlamaları ve sanatın kendisinin bizi birbirimize bağlayan konulardaki endişeleri yansıtmasıdır. Örneğin, Beytüllahim yakınlarındaki Batı Şeria’daki duvara çizilmiş olan bu George Floyd portresini ele alalım. Floyd’un portresi, büyüdüğü yer olan Houston, Teksas ile belirgin bir şekilde işaretlenmiş bir haritayı kaplıyor. Sanatçının kimliğini bilmesek de bu kişinin, resmin Minneapolis veya Houston’dan çok farklı bir kültürel bağlamda yaşayan yerel bir kitlede yankı uyandıracağına inandığını düşünebiliriz. Bizim için bu resim, zaman, mekân, kültür sınırını aşan sanatsal ifadenin gücünü gösteriyor. Bu, Minneapolis’de meydana gelen bir cinayete atıfta bulunan resimlerin nasıl birdenbire ortaya çıktığını ve dünyanın her yerinde yaşayan insanları etkilediğini açıklamaya yardımcı oluyor.

George Floyd ve Irkçılık Karşıtı Sokak Sanatı veri tabanının, sanatçıların, akademisyenlerin, öğretmenlerin, öğrencilerin eğitimle ilgili gayelerine ve araştırmalarına hizmet etmesini umuyoruz. Mümkün olduğunca bu eserlerin oluşmasını sağlayan grupların ve bireylerin isimlerini ekledik ve bu görüntülerin tüm çoğaltma hakları sanatçılara ve/veya fotoğrafçılara aittir.

Çoğu zaman George Floyd’un ölümü ve onu izleyen ayaklanma gibi tarihsel olaylar meydana geldiğinde toplumsal hafıza ve tarihsel anlatılar sulandırılır veya bu durumda olduğu gibi “Minnesota’ya” uygun hale getirilir; eyaletimizdeki insanların, genellikle ilerlemeci itibarımızla çelişen gerçekleri arındırarak veya görmezden gelerek olayları olumlu bir şekilde algılama eğiliminde olduğu gibi. Ülke olarak, kendimize dair sahip olduğumuz olumlu algılarımızla çelişmeyen anlatılara öncelik verme eğilimindeyiz. Olanlarla ilgili bazı düşünceler, bizi bizzat olaya dahil etmedikleri için daha çok hoşa gidebilir. Bu tutumlar hangi sanata değer verildiğini ve hangisine verilmediğini etkileyebilir. İşte bu gerçekleştiğinde hikâyenin bir kısmı dışarıda kalır.

Araştırmacılar olarak, potansiyel olarak saldırgan olandan ilham ve mutluluk verene kadar tüm sanatların çoğunu mümkün olduğunca derlemeye çalışmak istiyoruz. Duvarların konuştuğuna; en şiddet içeren ve fikir ayrılığına sebebiyet veren duvar yazısından, en hoş ve pozitif duvar resmine kadar her şeyin gerçek duygu ve deneyimin meşru bir temsili olduğuna inanıyoruz. Veri tabanımız, hiçbir oynama yapmadan sıcağı sıcağına oluşturulan ırkçılık karşıtı sokak sanatının yeni ve gerçek bir koleksiyonu olarak hizmet veriyor. Gayemiz tarih yazmak veya onun belirleyicisi olmak değil, sadece sanatın özgünlüğünü koruyacak şekilde belgelemek.

Çok ırklı bir araştırma ekibi olarak, yerli ve siyahi sanatçılara da yer vermek istiyoruz. Veri tabanımızı onların eserlerinin korunduğu ve muhafaza edildiği bir yer olarak görüyoruz. Bununla birlikte, bu hareketle ilgili tüm sanat eserlerine kimin oluşturduğu, nerede olduğu, nasıl gözüktüğü veya ne söylediği fark etmeksizin yer veriyoruz. Duvarların konuştuğuna inanmak; güzel, geniş duvar resimleri ve onaylanmış parçalardan çok daha fazlasını sanat eseri olarak görmek demektir; ayrıca sokaklarda gördüğünüz “rastgele” duvar yazılarının zamanın gerçeğini anlatmada büyük “estetik” duvar resimleri kadar önem teşkil ettiğine inanıyoruz.

Chioma Uwagwu, Saint Paul, Minnesota’da bulunan Saint Thomas Üniversitesi 2020 mezunudur. Amerikan Kültürü ve Çeşitliliği ve İletişim Çalışmaları alanlarında derecesi vardır. Araştırma alanları arasında medyadaki, özellikle film ve televizyon reklamlarındaki cinsiyet, ırk ve cinselliğin kesişimi yer almaktadır. 2018 yılında kurulduğu günden bu yana, Urban Art Mapping üyesidir.

Tiaryn Daniels, St. Thomas Üniversitesi’nde İşletme bölümünde yandal yapan ve Ekonomi odaklı Uluslararası İletişim eğitimi gören bir son sınıf öğrencisidir. Adalet, toplum ve sanata olan sevgisini birleştirerek iki yıldır Urban Art Mapping Project üyesidir. Tiaryn mezun olduktan sonra, hukuk fakültesine gitmeyi ümit ediyor.

David Todd Lawrence, St. Paul, Minnesota’da bulunan St. Thomas Üniversitesi’nde İngilizce doçentidir ve burada Afro-Amerikan edebiyatı ve kültürü, halkbilim çalışmaları, etnografik yazı ve kültürel çalışmalar dersleri vermektedir. Yazıları American Folklore, Southern Folklore, The Griot, Open Rivers ve The New Territory dergilerinde yayınlandı.
Elaine Lawless ile birlikte yazdığı, When They Blew the Levee: Race, Politics and Community in Pinhook, Mo (2018) kitabı, 2011 yılında Mississippi Nehri’nde meydana gelen sel sırasında tahrip olmuş bir Afrikalı-Amerikalı kasabası olan Pinhook, Missouri sakinlerinin katkılarıyla hazırlanan bir etnografik projedir.

Görüntüler hâlâ bir akıllı telefon veya başka bir cihaz kullanarak Covid-19 Sokak Sanatı veri tabanına ya da George Floyd ve Irkçılık Karşıtı Sokak Sanatı veri tabanına direkt olarak gönderilebilir.

Yazarlar: Chioma Uwagwu, Tiaryn Daniels ve David Todd Lawrence

Kaynak: National Museum of American History

Çeviren: Sare Esen

Düzenleyen: Edip Oktay