Sanatçılar anlaşılması kolay sanat eserleri yaratmalı mıdır? Yoksa sanat eserleri aklı zorlamalı fakat onları anlamamıza yardımcı olacak ücretsiz eğitimler mi verilmeli? Çetrefilli tabloların, şiirlerin ve romanların değeri nedir? Bu yazıda, sanat herkese hitap etmeli mi yoksa etmemeli mi sorusunu soruyoruz.

Bu sorunun uzun ve çok ilginç bir tarihi var. Platon’un Phaedrus adlı diyaloğundaki ”Sokrates” karakteri, kitapların ”her yerde oraya buraya dolandığından, [onlarla] hiçbir alakası olmayanlardan hiç değilse ufak bir fikri olanlara kadar ayrım gözetmeksizin ulaştığından endişe ediyordu.” Belli ki o, yazarların sözlerinin herkes tarafından kolaylıkla erişilebilir olmasını istememişti. Şüphesiz burada ironi Phaedrus’un kendisinin bir kitap olmasıdır. Karakterinin söylemesi için bu sözleri yazdığı sırada Platon tam olarak Sokrates’in uyardığı şeyi yaptığının gayet farkındaydı!

Eğer 19. yüzyıla doğru zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıkarsak, Fransız şair Stéphane Mallarmé’nin çocuklara büyük şiiri öğretmeye son vermemizi söylerken buluruz. Zira bunu hiçbir şekilde takdir etmeyeceklerdir. (Bir lise öğrencisi olarak kendi okuma becerilerime bakarsak, belki de Mallarmé tam olarak da yanılmıyordu.) Ama aynı zamanda ”şiir bireysel olarak değil, herkes tarafından yazılmalıdır” diyen başka bir Fransız şair Lautréamont da vardı. Peki sanat hangisi olmalı? Hepimizin yaptığı bir şey mi? En azından hepimizin takdir edebileceği bir şey mi? Yoksa seçkin bir avuç insan için bir şey mi?

Hepsinin tam ortasında ılımlı bir cevap vermek isterim. Hatta bunun için bir sloganım bile var: ”some art for all; all art for some.” (Bazı sanat eserleri herkese hitap ederken, genel anlamıyla sanatın, hitap ettiği belli bir kitlesi vardır.) Harika bir tişört olur mu bilemem ama şimdilik bu slogana bağlı kalacağım. İlk olarak, evrensel olarak erişilebilen veya en azından olabildiğince erişilebilir olan bazı sanat eserlerine sahip olmanın harika olduğu düşünülüyor. Eğer istemsiz olarak bunun -en küçük ortak paydaya yönelerek- feci bir kalite kaybı anlamına geldiğini düşünüyorsanız ki sanat eserlerinin çeşitli seviyelerdeki birçok kitleye hitap edebileceğini göz önünde bulundurursak, buna değer. Kimileri Shakespeare’i felsefi sorular için izlerken, diğerleri müstehcen şakalar için izliyor. Kimileri Jane Austen’ın romantik olay örgüsünden keyif alırken, diğerleri de dahice alayları ve tuzaklarından keyif alıyor. Kimileri Game of Thrones’u çarpıcı ters köşeleri için art arda ve kısa zaman içinde izlerken, diğerleri de ahlaki ikilemler için izliyor. Dolayısıyla erişilebilir sanat eserleri katmanlı, karmaşık ve faydalı olabilir.

İkinci olarak bu, her şeyin kitlesel bir çekiciliğe sahip olması gerekmediği anlamına gelebilir. Guadeloupe’de yazılan bir roman, yerel referansların tamamını açıklayarak New York’taki okuyuculara yönelik sunulmak zorunda değildir. Napoleon Dynamite gibi alışılmadık komedi filmleri herkesin mizah anlayışına uymak zorunda değildir. Siyasi hicvin başka ülkelerde yaşayan insanlara bir anlam ifade etmesi gerekmez. Ve en önemlisi, bizlerin hayatını zorlaştıran sanat eserlerinin aslında gerçek bir değeri var.

Böyle düşününce Toni Morrison’ın Merhamet’i, James Joyce’un Ulysses’i, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’i, Beckett tarafından yazılan oyunlar, Picasso tabloları, Nobel Ödüllü Louise Glück’ün şiirleri, Proust ve Kafka’nın romanları, Bach’ın müziği geliyor aklıma… Bu eserler anlaşılması zor eserler, işte bu yüzden de telaş içinde olan insanlara hitap etmeyecekler.  Fakat bu eserler, onlar hakkında kafa yormaya ve onları anlamaya istekli olanlar için bir dönüm noktası olabilirler. Hayati soruları düşünmemizi sağlayabilir, zihinsel becerilerimizi keskinleştirebilir, duygusal yelpazemizi genişletebilir ve iç dünyamızı zenginleştirebilirler.

Toni Morrison’ın aristokratlıkla hiçbir ilgisi yok. Onun romanları ”doğru” şeyleri okumayan insanları dışlamaz. Hemen erişilebilir olmasalar da onun romanları herkese açıktır. Bilgi birikimine ihtiyaç duyduklarından değil, sadece ufacık bir çalışma gerektirdikleri için aklı zorlarlar. Ve istekli olanlar için bu çalışma fazlasıyla meyvesini verecektir.

Biz bu çalışmayı yaparken ve hepimizin âşık olduğu çetrefilli romanı en iyi şekilde anlamaya çalışırken, genellikle yorumlarımızı diğer okuyucularla karşılaştırırız. Bunun gibi kitaplar bizi bir araya getiriyor. Belki de bütün uluslar olarak değil ama ortak zevk ve duyguların paylaşıldığı daha küçük topluluklar olarak. Bu toplulukları gerçekten kaybetmek ister miyiz?

Bir toplum olarak, sanatı herkesin ulaşabileceği bir noktaya getirmek için daha fazlasını yapmamız gerektiğini düşünüyorum: ücretsiz müzeler, ücretsiz konserler, ücretsiz (ve iyi!) sanat eğitimi, halk okuryazarlığı programları… Fakat ancak sanat herkesin ulaşabileceği bir yere geldiğinde, bizler başarılı olmuş olacağız. Her şiirin, filmin ya da şarkının anında ”erişilebilir” olduğu bir dünyanın hayalini kurmamalıyız. Sanat bir bütün olarak belirli bir kitleye hitap eder- herkesin ait olduğu en azından bir sanatsal ”şey” vardır ve bence bu yeterince iyi. Aslına bakarsak bence bu oldukça harika!

Yazar: Josh Landy

Kaynak: Philosophy Talk

Çeviren: Kübra Palabıyık

Düzenleyen: Can Güzel