Russell`ın betimleme teorisi

Russell`ın betimleme teorisi

Frege’nin mantığının felsefi sorunları ortadan kaldırma gücü kısa süre içinde fark edildi. Örneğin, eskimiş “var olmama” sorununu düşünelim. Lewis Carroll’ın “Through the Looking-Glass” adlı romanında, yoldaki kimseyi geçmediğini söyleyen elçi, “Kimse senden daha yavaş yürüyemez” yorumuyla karşılaşır. Bunun üzerine elçi, “Eminim kimse benim yürüdüğümden daha hızlı yürüyemez” diye cevap verir ve bu da onun (ulağın) onu (Hiç kimse) geçebilmesini garip kılar. Sorun, bir şeylere atıfta bulunması gereken biri, tekil bir varlık olarak meydana gelir-demek ki o, var olmayan gizemli bir varlık. Hiç kimseye olması gerektiği gibi davranılmadığında- bir nicelleştirici olarak –yolda hiç kimseyi geçmedim cümlesi, … yolda benim tarafımdan geçildiği anlamına gelebilir. Burada paradoksal ya da gizemli bir şey yoktur.

İngiliz filozof Bertrand Russell (1872 -1970), “Gönderim Üzerine (On Denoting)” (1905) adlı makalesinde, belirli betimlemeleri -şu anki Fransa kralı gibi şu ve bu biçimin isim öbeklerini- Frege’nin mantığı kapsamına almak için bir adım daha attı. Russell’ın ele aldığı sorun, hiçbir şeye atıfta bulunmayan belirli betimlemelerin anlamlılığının nasıl açıklandığıydı. Böylesine tanımlar, en büyük asal sayı olmayan “olmayana ergi yöntemi” (reductio ad absurdum) tarafından kanıtlanmasında olduğu gibi, resmi matematiksel akıl yürütmede yaygın olarak kullanılmaktadır. Kanıt, hipoteze göre atıfta bulunmayan bir açıklama, en büyük asal sayı içeren x en büyük asal sayı olsun cümlesinden bir çelişki türetmekten oluşur. Betimleme Fregeci bir tekil terim olarak ele alınırsa, o zaman hangi anlama sahip olabileceği açık değildir; çünkü Frege’ye göre anlam bir göndergenin sunum şeklidir.

.

Russell’ın parlak çözümü, böylesine tanımları aslında nicel olarak görmektir. En büyük asal sayı x olsun, x asal olsun ve x’ten büyük hiçbir sayı asal olmayacak şeklinde analiz edilir. Benzer şekilde, Russell’ın ünlü örneği Fransa’nın şu anki kralı kel olarak analiz edilir, şöyle bir x vardır: (i) x şimdi Fransa’nın kralıdır, (ii) herhangi bir y için, eğer y şimdi Fransa’nın kralı ise, o zaman y = x ve (iii) x keldir. Başka bir deyişle, Fransa’nın tek bir kralı vardır ve o kişi keldir. Bu cümle yanlıştır fakat anlamsız değildir. En önemlisi, Fransa’nın şu anki Kralı analizde tekil bir terim olarak işlev görmediğinden, tanımlamayı veya cümleyi anlamlı kılmak için herhangi bir göndergeye gerek yoktur. Analiz, Fransa’nın şimdiki kralının neyi ifade ettiğini sorarak değil, şimdiki Fransa kralının geçtiği cümlelerin anlamlarını açıklayarak çalışır; cümle anlamının sözcük anlamı üzerindeki Fregeci önceliği böylece korunur. Bu makalede Russell, benzer şekilde başka kaç tür felsefi açıdan kafa karıştırıcı varlığın aslında “mantıksal kurgular” olduğunu gösterecek bir analiz programının törenle açılışını yapıyordu.

Frege ve Russell, Anglo- Amerikan felsefesinde genellikle “dilsel dönüş” olarak adlandırılan şeyi başlattılar (analytic philosophy). O zamana kadar, elbette dil, anlam, anlayış, atıf ve gerçek gibi belirli felsefi spekülasyon konuları sağlamıştı- ancak bu konular, bilgi, akıl, madde ve zaman gibi dille ilgisi olmayan (veya doğrudan ilişkili olmayan) konulardan büyük ölçüde bağımsız olarak ele alınmıştı. Ancak Frege, matematiksel düşünceyi ifade etmek için kullanılan dili inceleyerek matematikte temel ilerlemelerin yapılabileceğini göstermiştir. Bu fikir hızla genelleştirildi: Bundan sonra, örneğin metafizik bir konu olarak maddenin doğasını incelemek yerine, filozoflar madde hakkındaki iddiaların ifade edildiği dili araştıracak ve diğer konular için bu şekilde devam edecektir. Dil felsefesi kısa sürede temel bir konuma ulaştı ve 20. yüzyılın ilk otuz yılında mantıksal analizin “altın çağına” öncülük etti. Yeni felsefenin uygulayıcıları için modern mantık, bilginin ifade edilebileceği dilsel biçimleri kapsamlı bir şekilde kategorize etmek ve her bir formla ilişkili belirleyici mantıksal çıkarımları belirlemek için bir araç sağladı. Analiz, mantıksal biçimleri yüzeyde belirsiz olan cümlelerdeki felsefi açıdan sıkıntılı mantıksal kurguları ortaya çıkaracak ve nihayetinde dilin bağlı olduğu gerçekliğin doğasını ortaya çıkaracaktır. Bu vizyon, Russell’ın Avusturyalı parlak öğrencisi Ludwig Wittgenstein (1889 -1951) tarafından Tractatus Logico -Philosophicus’ta (1921) son derece ciddiyet ve titizlikle belirtilmiştir.

Yazar: Simon W. Blackburn

Çeviren: Gönül Dayı

Düzenleyen: Ayşegül Ünal

Kaynak: Britannica

Leave a comment