Nadezhda (Nadya) Krupskaya, bir asır önce Rus Devrimi’ni gerçekleştiren radikal hareketin önemli bir figürüydü. Fakat kendisinden önce ve sonra siyaset yer almış birçok kadın gibi, Krupskaya da erkeklerle olan ilişkisine indirgenmiştir. Onun hayatında ise bu durum, Sovyet lideri Vladimir Lenin’in karısı olmaktı. 1869 yılında St. Petersburg’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Aristokrat olan babası, muhtemelen devrimci faaliyetlere karıştığından şüphelenildiği için bir subay olarak devam ettiği görevini kaybetmişti.

Krupskaya’nın genç olduğu zamanlarda ilk siyasi tutkusu Rus yazar Leo Tolstoy’un demokratik eğitim teorisiydi. Tolstoy için, bilimin demokratikleştirilmesi gerekirken aynı zamanda seçkin bir sınıf tarafından tahakküm ve sömürü silahı olarak kullanılmaktan ziyade bir bütün olarak halkın hizmetine sunulması gerekiyordu. O zamanlardaki Rus okullarının katı müfredatının aksine, özgür ve açık araştırmanın deneyimsel ve yapılandırılmamış bir kapsamaya dayanan eğitimi savundu.

1891 yılında Krupskaya 22 yaşındayken fabrika işçilerine okuma yazma ve aritmetik konularında akşam dersleri vermeye başladı. 1894’te yeraltı komünist çalışma gruplarına katıldı ve kısa süre sonra fabrika işçi örgütlerinin kurulmasına dâhil oldu.

1896 yılında Krupskaya tutuklandı ve Sibirya’nın bir köyü olan Shushenskoye’ye sürüldü. İlk bildirisi The Woman Worker 1899’da yazıldı ve 1901’de bir yeraltı basınında yayınlandı. Bu bildiri kadınların arazide, fabrikalarda ve aile içindeki çalışmalarını incelemektedir. Özellikle Rusya’daki kadınların durumunu ve önemli bir metni feminist açıdan ele alan ilk marksist metin olduğu sık sık söylenir.

Krupskaya ve Lenin 1894 yılında bir komünist tartışma grubunda bir araya gelmişlerdi. Başından beri, ilişkileri yoldaşların bir araya gelmesinden ibaretti. Krupskaya’nın fabrika işçileriyle yaptığı dersler, Lenin’in o sırada yazdığı bildiriler için hayati önem taşıyan fabrikalardaki koşullar hakkında ona bilgi veriyordu.

Lenin ve Krupskaya, evlenmeleri koşuluyla Sibirya’daki sürgünlerini paylaştılar. İlişkilerinin tutkulu bir aşk ilişkisinden çok paylaşılan bir siyasi bağlılık meselesi olduğu öne sürüldü. Fakat tamamen dayanaksız bir görüştür. Hem Lenin hem de Krupskaya flört, evlilik ve kişisel yaşamlarından çok az söz ettiler.

Gizli mektuplar

Serbest bırakıldıktan sonra Krupskaya, 1903’te Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin yeraltı gazetesi “Iskra”nın (Spark) yayın kurulu sekreteri olduğu Cenevre’ye taşındı. Rus devrimci arkadaşı Lev Troçki, otobiyografisinde şunu hatırlatıyor:

“Tüm organizasyon çalışmalarının tam merkezindeydi; ulaştıklarında yoldaşları aldı, gittiklerinde onlara talimat verdi, bağlantılar kurdu, gizli adresler verdi, mektuplar yazdı ve yazışmaları kodlayıp çözdü. Odasında her zaman okumak için ateşin üzerinde ısıttığı gizli mektuplardan dolayı yanmış bir kâğıt kokusu vardı.”

1910 yılında Krupskaya, ilk olarak 1913’te Rusya’da kutlanan Uluslararası Kadınlar Günü’nün kurucularından biriydi. Radikal bir kadın bülteni olan Rabotnitsa’daki makalesinde Krupskaya’nın da açıkça belirttiği gibi, bugün devrimci bir kutlama olarak tasarlandı. Dört yıl sonra, 8 Mart 1917’de, Rus Devrimi’ni başlatan kitlesel grev Uluslararası Kadınlar Günü’nde başladı ve kadın tekstil işçileri tarafından yönetildi.

Devrimden sonra Krupskaya, Halk Eğitim komiserinin yardımcısı olarak atandı. Lenin’in 1924 yılında ölümünden ve Joseph Stalin’in Sovyetler Birliği’nin başına geçmesinden sonra, kadınlar hızla izole edildi, cinsiyet ve cinsellik konularında devlet ve parti pozisyonları açısından hızlı bir gerileme yaşandı. Uluslararası Kadınlar Günü, belirtildiği gibi, Birleşik Devletler’deki Anneler Günü’nden farksız olarak, ataerkil değerlerin iki kez kutlanmasına dönüştü.

Anormal değil

Yeni Stalin liderliğinde, diğer önde gelen kadınlar gibi Krupskaya da ötekileştirildi. Ancak onun durumunda, karşılaştığı düşmanlığın başka bir yönü vardı. O, Lenin’in dul eşiydi. Siyasi, entelektüel yaşamı ve işi hızla kocasıyla olan ilişkisine indirgendi.

Bu anormal bir durum değil. Örneğin Güney Afrika’da, Winnie Madikizela Mandela, Ruth First ve Albertina Sisulu için de durum böyleydi. Bu üç kadın, kendi başlarına bağımsız ANC ve SACP aktivistleri olsalar da, genellikle evli oldukları erkekler dolayısı ile tanımlandılar. (sırasıyla Nelson Mandela, Joe Slovo ve Walter Sisulu).

Pek çok güçlü kadının erkeksiz olmayı ya da hayatlarını bir kişinin karısı ya da annesi olarak vurgulamamayı seçmeleri şaşırtıcı değildir, çünkü gerçekleştirdikleri tüm şeyler daha sonra ailelerinde erkeklerle olan ilişkileriyle tanımlanır.

Stalin’e karşı halk saldırısı

Aralık 1925’te Krupskaya, Stalin’e karşı bir halk saldırısı başlattı. Fakat Mayıs 1927’de belirsiz ve tartışmalı nedenlerle bu konumdan geri adım attı. Çocuklar, işsizlik ve sürdürülebilir şehir üzerine önemli makaleler yazdı. 1933 yılında yine belirsiz ve tartışmalı nedenlerden dolayı bazı feminist konumlarından geri adım attı.

1939’daki ölümünden sonra, Lenin’in karısı olan kadın dışında tamamen olmasa da büyük ölçüde unutulmuştu. Tarihçilerin, başarısının boyutundan dolayı Lenin’in etrafındaki insanlara itibar etmeleri alışılmadık bir şey değil. Fakat Krupskaya bu açıdan Lenin’in karısı rolüne dönüştü; bizzat siyasetin dışında bir alan olarak kabul edilen, eve ait alana dâhil edildiği varsayılan bir rol.

Lev Troçki, Krupskaya’nın ölümünden neredeyse bir hafta sonra yazarken, Krupskaya’yı “devrim tarihinin en trajik figürlerinden” biri olarak nitelendirdi. Krupskaya’yı bu şekilde nitelendirmek ancak Troçki tarafından beklenilebilirdi çünkü onu hayatındaki erkekler tarafından tanımladı. Onu önce Lenin, daha sonra Stalin ile tanımladı.

Troçki’nin Krupskaya’ya ilişkin tek boyutlu görüşü, kimliklerini yerle bir etmeye ve onları ataerkilliğin basit anlatılarına uydurmaya çalışan kadınlar hakkındaki rivayetlerin tipik bir örneğidir. Krupskaya, erkeklerin sıklıkla kabul edildiği gibi, mücadele etme, sevme, aldatma ve nefret etme kapasitesine sahip karmaşık bir birey olamazdı.

Yazar: Vashna Jagarnath

Kaynak: The Conversation

Çeviren: Ceren Berk

Düzenleyen: Serap Demirtaş