Rönesans kültürünün temel özellikleri

Rönesans kültürünün temel özellikleri

Rönesans
Rönesans gibi bazı tarihsel kavramlar, güçlü bir rezonansa sahiptir. Çoğunlukla 1300’lerin ve 1400’lerin sonlarında klasik Roma ve Yunan kültürünün yeniden keşfedilmesini ve sanatta, mimaride, edebiyatta, bilimde, müzikte, felsefede ve siyasette gelişen büyük pan-Avrupa’yı tanımlamak için kullanılmış ve bunun ilham verdiği çağ olarak yorumlanmıştır, ki bu da modern dünyayı gerçekten çağdaş bir boyuta ulaştırmaktadır. Ancak “Rönesans” terimi (Fransızca “yeniden doğuş” anlamına gelmektedir) 19.yüzyıl tarihçilerinin bulduğu dönemde hiç kullanılmamıştır ve etkisi hala tartışılmaktadır. Rönesans, 14. yüzyılın sonlarında İtalya’da, genellikle Orta Çağ olarak kabul edilen dönemde mi başlamıştır yoksa Protestan Hristiyan Reformasyonu’ndan bir yüzyıl sonra Kuzey Avrupa’da mı ortaya çıkmıştır? Kültürel, tarihi ve ekonomik bir olayı mı yoksa yavaş yavaş ilerleyen bir süreci mi tanımlar? Eğer öyleyse, ne zaman sona erdi? Bir Fransız tarihçisinin sonradan yazdığı gibi, insan gerçekten kendini yeniden bulmuş muydu yoksa bu kelime daha derin ve belirsiz bir şeyi mi tanımlamaktadır?
Yeniden doğuş ve keşfediş
Tarihçiler Rönesans’ın kesin kökenlerini tartışsalar da çoğu – ya da bir versiyonunun – 1300’lerin sonlarında İtalya’da başladığını, Roma Katolik Hristiyan doktrininin etkisinin azaldığını ve Aristoteles, Cicero ve Seneca gibi filozofların Yunan ve Latin metinlerine olan ilginin yeniden uyandığını kabul etmektedir.
Bir teşvik, 1453’te Konstantinopolis’in (İstanbul) Türklerin eline geçmesidir; bu birçok bilim insanını İtalya’ya kaçmaya ve yanlarında basılı kitapları ve el yazılarını getirmelerine teşvik etmiştir 16. Yüzyılın başlarında İtalya’nın Floransa ve Venedik’in büyük şehir eyaletlerinde meydana gelen ve Botticelli, Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Raphael gibi sanatçıların da aralarında bulunduğu olağanüstü görsel bir şölen meydana gelmiştir. Bir diğeri ise, Johann Gutenberg’in 1440 yılı civarında matbaanın icadı ve bu da kitapların ilk kez Batı dünyasında toplu olarak basılmasını sağlamıştır. Hızla değişen siyasi düşünce ve ticari- ekonomik faaliyetlerdeki artış sayesinde, bu yeni düşünce tarzları Avrupa’nın kuzeyine doğru yayılmaya başlamıştır. Bunun, Avrupa’daki her ülkeye dokunan bir hareket olması, Rönesans’ın en önemli olaylarından biridir.
Hümanizm
Daha önce de önerildiği gibi, Eğitim, İtalya’da başlayan bir başka hareket olan üniversite ve okul sayısındaki artışla teşvik edilen bir itici güçtü. Yavaş yavaş, Orta çağ öğrenim yerlerine konu olan Hristiyan teolojik metinlerine değil, felsefe, tarih, drama ve şiir gibi klasik beşerî konulara odaklanan “hümanist” kavramı oluşmaya başlamıştır. Okul çağındaki çocuklara -bu noktada, az sayıda kız çocuğun eğitim almasına izin verilmiştir- Latince ve Yunanca öğretilmiştir, bu da antik dünyadan metinlerin orijinal dillerde çalışılabileceği anlamına gelmektedir. Basılı ders kitapları ve okuma kitapları öğrencilerin alıntı yapılabilir yazarların kısa parçalarını ezberlemelerini, tartışmacı retorik kullanımlarını keskinleştirmelerini ve zarif bir yazı stili geliştirmelerini sağlamıştır- Hollandalı hümanist eğitimci Desiderius Erasmus’un 1512’de yazdığı bir ders kitabı, “mektubunuz için teşekkür ederim” demenin birkaç yüz yolunu içermektedir. İngiltere’de hümanizm, “Gramar” okullarının sayısındaki hızlı bir artışla yayıldı (adından da anlaşılacağı gibi, dil birincil odak noktasıydı ve öğrencilerin okul saatlerinde Latince konuşmaları gerekiyordu) ve en iyi klasik bir öğrenmeye maruz kalan çocuk sayısında artış meydana gelmiştir.
Shakespeare, Marlowe, Spenser, Jonson, Bacon gibi neredeyse her büyük İngiliz Rönesans entelektüeli, hümanist bir eğitim almıştır. Shakespeare’in oyunları ve şiirleri okulda karşılaştığı yazarlarla doludur- Ovid’in şiirindeki büyülü dönüşümler Bir Yaz Gecesi Rüyası ve Fırtına dünyalarına sızar, Roma tarihleri Yunan tarihçi Plutarkhos’tan alınmıştır, Hatalar Komedisi yakından modellenmiştir. Plautus’un bir Yunan draması, Hamlet ise Virgil’in Aeneid’inden ödünç alınan, oyuncunun Priam’ın ölümünü anlattığı bütün bir bölümü içermektedir.
Reform
Fakat, hümanizm garip bir paradoks yaratmıştır: Avrupa toplumu yine baskıcı bir şekilde Roma Katolikti. Tartışma, 1517’de, Kilisedeki yolsuzluktan dehşete düşen Martin Luther adlı bir Alman keşişinin Katolik öğretilerine karşı bir protesto hareketi başlatmasıyla daha da belirginleşmiştir. Luther, kilisenin çok fazla güce sahip olduğunu ve Reform yapılması gerektiğini savunmaktaydı ve inananlar ile Tanrı arasında daha doğrudan bir ilişki olduğunu vurgulayan bir teolojiyi desteklemiştir. Düşüncesinin bir başka merkezi noktası, İncil’in sadece seçkinler tarafından konuşulan Latince değil, aynı zamanda yerel dillerde demokratik olarak mevcut olması gerektiğiydi. Luther, 1534’te İncil’in Almanca çevirisini yayımlamıştır; bu, matbaanın büyümesiyle desteklenmiş – İngilizce, Fransızca ve diğer dillere çevirilerin yapılmasına yardımcı olmuştur.
Bu yüksek okuma yazma oranı, yani daha fazla insanın eğitime ve yeni düşünmeye erişimi olduğu anlamına gelmektedir. Ancak Avrupa için siyasi sonuçlar zorlayıcıydı; çünkü savaş oldukça şiddetliydi ve Protestan ve Katolik uluslar ve vatandaşlar yönetim için yarışmaktaydı.
Yeni dünyalar
Eski kültürün yeniden keşfedilmesi ne kadar önemli olursa olsun, Avrupa Rönesansı’nı ufkunun nasıl büyüdüğüne bakılmaksızın – hem bilimsel hem de coğrafi olarak-anlamak imkansızdır.
1492’de İtalyan kâşif Christopher Columbus, Bahamalar’a batıya doğru inmiştir. Asya’ya geçerken, “Yeni Dünya” diye adlandırdığı kaynaklar ve topraklar için Avrupa güçleri tarafından bir akın başlatmıştır. 16.yüzyıl boyunca, İspanya, Portekiz ve daha sonra İngiltere gibi deniz güçleri, Amerika ve Batı Hint Adaları’nın ne durumda olduğunu kontrol etmek için savaşırken, maceracılar ve tüccarlar da doğuya, Afrika’nın etrafına, Doğu Asya’ya doğru ilerlemiştir. Para itici güçtür (madenler, baharatlar, bez ve diğer mallarda yapılacak servetler mevcuttu, köle ticareti konusuna değinilmiyor bile), fakat politik ve dini ideoloji de vardı, sömürge genişlemesi “medeniyetsiz” nüfusa aydınlanma getirmek için bir Hristiyan Haçlı Seferi olarak sunuldu. Yerli halkın maliyeti çok büyük olsa da – hala sayılıyor-Avrupa bu karşılaşmalardan büyük ölçüde faydalanmıştır, büyük nüfus merkezlerine akan yeni zenginlik ve ipek, baharat ve seramik gibi egzotik mallar ilk kez mevcuttu.
Coğrafi keşifler bilimsel olanları yansıtıyordu. Polonyalı astronom Nicolaus Copernicus (1473-1543), Dünya’nın Güneş’in etrafında hareket ettiğini, yüzyıllar boyunca varsayıldığı gibi başka bir şekilde hareket etmediğini öne sürdü – İtalyan bilgin Galileo Galilei (1564-1642) tarafından yakın gözlemle kanıtlanan bir teori, mekanik saati de geliştirmiştir. Manyetik pusula (ilk olarak 11. Yüzyılda Çin denizcileri tarafından kullanılan) 14. Yüzyıl başlarında İtalya’da yeniden keşfedilmiş ve navigasyonda devrim yaratan bir yer olmuştur. Çin’in bulduğu bir diğer icat, barut Avrupa’ya yayılmış ve savaş üzerine dramatik ve acımasız bir etki yaratmıştır. Ve yine, matbaa fikirlerin daha hızlı yayılmasında kolaylık sağlamıştır.
Rönesans kültürü nasıl etkiledi?
Rönesans kültürü sayısız şekilde etkilemiştir. Resim, heykel ve mimaride, Leonardo, Michelangelo ve Raphael gibi İtalyan sanatçılar natüralizm ve bakış açısını denemişlerdir ve görsel formu her zamankinden daha etkileyici bir boyuta taşımışlardır. Boccaccio, Petrarch ve Montaigne gibi yazarlar, klasik sanatçı zarafetine sahiptir, ancak her zamankinden daha yoğun bir şekilde kişisel olan edebiyat geliştirmek için Latin ve Yunan metinlerinden derlenen içgörüleri kullanmışlardır. Palestrina, Lassus, Victoria ve Gabrieli gibi besteciler, orta çağdaki öncüllerinden çok daha resmi olarak karmaşık olan polifoni ve zengin renkli armonileri iç içe geçirmeyi deneyimlediler. Galileo ve Francis Bacon gibi düşünürler gerçek dünya deney ve gözleme dayalı bilimin önemini vurgularken, Machiavelli gibi siyasi düşünürler real-politik temelli bir devlet yönetimini geliştirmiştir. Sanatın yanı sıra müzikte, yazmada ve bilimde yetenekli bu insanların çoğunun bilgin olduğu gerçeği Rönesans’ın yaşam ve öğrenmeye yönelik tutumlarının bir kanıtıdır.
Bir İngiliz Rönesansı
Rönesans, İtalya’da başladıktan yaklaşık iki yüzyıl sonra 1500’lerin ortalarında İngiltere’ye gelse de en büyük başarılarından bazıları bu kıyılarda, özellikle edebiyatta gerçekleşmiştir. Sir Thomas Wyatt, Sir Philip Sidney ve Edmund Spenser gibi Courtier-şairler, İtalyan formlarını son derece esnek İngiliz dörtlüklerine dönüştürürken, Thomas Tallis, William Byrd ve Orlando Gibbons gibi besteciler Avrupa’da harmonik deneylerden öğrenerek kendi dillerini oluşturdular. Belki de en çarpıcısı, William Shakespeare, Christopher Marlowe ve Ben Jonson gibi oyun yazarları, dil bilgisi okulu eğitimlerini Londra’daki kamu tiyatrolarında, Avrupa’daki her şeyden daha sofistike ve psikolojik olarak güçlü bir drama yaratarak mükemmel bir şekilde etkilemişlerdir. Marlowe’un anti-kahramanı Tamburlaine, orta Avrasya’da durgun bir bölgeden gelen ve çok güçlü bir hükümdar olarak yükselen öfkeli, hırslı bir çoban, bir tür Rönesans adamıdır. Shakespeare’in Hamlet’i- Lutheran kasabası Wittenberg’de eğitim görmüş ve Montaigne’ye layık varoluşçu felsefe sunan vicdanlı Danimarkalı bir intikamcı- bir diğeridir. “Rönesans” kelimesinin tanımlanması zor olabilir, ancak kültür üzerinde bıraktığı izlenimin yanlış olması imkansızdır.

Yazar: Andrew Dickson
Kaynak: British Library
Çeviren: Pınar Canpolat
Düzenleyen: Ruhan Çoban

Leave a comment