Romalı gibi okumak: Vergilius Vaticanus ve antik kitap kültürü bulmacası

Romalı gibi okumak: Vergilius Vaticanus ve antik kitap kültürü bulmacası

Virgil’ın sözleri günümüze nasıl ulaştı? Yaşamı boyunca ve sonraki yüzyıllarda nasıl okundular? Alex Tadel, en iyi korunmuş ve bolca çizim barındıran eserlerden biri aracılığıyla Greko-Romen okuma kültürünü araştırıyor.

Virgil Minyatürü, elinde parşömen, Vergilius Vaticanus’un 19. yüzyıl litografik tıpkıbasımı.

Klasik Dönem olarak adlandırdığımız zamanlarda Yunan ve Roma edebiyatı metinlerinde genelde bolca çizim bulunan baskılarla karşılaşmayız. Büyük çoğunluk ya büyük tarihi öneme sahip olsa da estetik açıdan pek iç açıcı olmayan nispeten aynı zamandaki papirüs parçalarında, ya da daha sonraki kopyalarında muhafaza edilmişlerdir. Vergilius Vaticanus olarak bilinen el yazması, Greko-Romen Dönemi’nde normalden daha fazla çizim barındıran üç el yazmasından birisi. Vaticanus, M.S. 400’lü yıllara dayanan paha biçilemez nadirliğiyle üçü arasında en eski olanı.

“Vaticanus” adı, büyük ihtimalle Roma’da yapılmış olsa da üretim yerini değil, el yazmasının 1600’den beri tutulduğu yeri, Vatikan Kütüphanesi’ni, ifade ediyor. “Vergilius” ise Virgil’in Georgica ve Aeneis’inden bölümler muhafaza eden belgede kopyalanmış metinlere işaret ediyor. Özet olarak, ilki tarım hakkında didaktik bir şiir; dikkatli bir okumadan sonra mitolojik, siyasi ve felsefi unsurlardan oluşmuş karmaşık bir ağ haline geliyor. İkincisi Virgil’ın ufuk açıcı eseri ve Roma’nın ulusal destanı; Aeneas’ın Truva’dan kaçışı ve halkı için yeni bir yurt buluşuyla ilgili. Metinlere, dikkatlice kurgulanmış olayları anlatan kıpkırmızı bir çizgiyle çerçevelenmiş güzel çizimler eşlik ediyor.

metin, iç mekan, resim, eski içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Aeneas ve ona eşlik eden Achates sol üstte ilk defa Kartaca’yı görüyor. Onların altında Kartacalıların yeni şehri inşa etmekle meşgul olduklarını panoramik olarak görüyoruz. (Aeneis 1.418ff)

metin, resim çerçevesi, taş içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Orpheus Ölüler Dünyası’nda Eurydice’yi arıyor (Georgica 4.453ff)

Oedipus Rex, Medea ve Aeneis gibi kilise hukukuna ait klasik metinler, süregelen evrensel tanınırlığın keyfini çıkarıyor; fakat Antik Yunan ve Roma’daki metinlerin önemi ve oluşturuldukları ortamdaki okuma kültürü nispeten muğlak kalıyor. Nasıl, neden, ne zaman, nerede ve kim ne okumuş, yanıtları sadece ufak papirüs parçalarından ya da Klasik Dönem yazarlarının doğaçlama yaptığı yorumlardan anlaşılabilen sorulardır. Dağınık papirüsler yerine karşılıklı tam sayfalar olarak bize miras kalan Vaticanus’un az rastlanan muhafaza şekli, bu el yazmasını modern bir gözlemcinin “kitap” denilince düşüneceği Greko-Romen okuma kültürünün belki de en eski kalıntısı yapıyor. Tarihi klasik dönemin en sonlarına dayansa bile, alışıldık görünümü Vaticanus’u klasik kitapların büyüleyici ve çağdaş bir göze göre, oldukça acayip dünyasını keşfetmek için uygun bir başlangıç noktası haline getiriyor.

Papirüslerin korunması

İçerdiği metinlerin en eski kaynağı Vaticanus olsa bile, Vaticanus olmasaydı yine de Georgica ve Aeneis’e hala sahip olurduk. Günümüze ulaşan klasik metinlerin büyük çoğunluğu gibi Virgil’in eserleri de çok sonraki kopyalar sayesinde bize ulaşmışlardır. Latince metinlerin yanı sıra Yunancaların da kopyasının çıkarıldığı, kesintisiz bir Bizans geleneği vardı; Arap bilim insanları Yunanca tıp yazmaları müfredata almış ve önemli ölçüde geliştirmişlerdi; eski Batı Roma İmparatorluğu topraklarındaki Hristiyan keşişler Latin edebiyatının temeli olarak gördükleri yazarların daima kopyasını çıkarmışlardı. Virgil bu zümrenin tartışmasız odağı olduğu için bugün onun eserlerini barındıran sayısız el yazmasına sahibiz.

Ancak klasik metinler için başka bir kaynak daha var, nispeten yeni ve etkin papiroloji alanı tarafından araştırılıyor. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında arkeolojik kazılardaki patlama yüz binlerce papirüsü ortaya çıkardı ve böylece onarılacak, çözümlenecek ve yorumlanacak birçok işin olduğu, daha önceden ihmal edilebilir durumdaki alanın dolup taşmasına neden oldu. En değerli papirolojik sit alanlarından biri, 1896’da Mısır’da Oxyrhynchus denilen Yunan kentinin yakınlarında keşfedildi. Bu ilginç adın anlamı “keskin burunlu,” Mısırlıların orada taptığı Nil balığının Yunancası. Oxyrhynchus gelişen bir kentti, ancak mimari kalıntılarından çok azı kazılmıştı. 1896’dan beri en büyük ilgi çeken şey, artık ihtiyacı olmayan insanların attığı, çoğunlukla Yunanca olan, sayısız papirüsün kuru Mısır iklimi tarafından koruduğu antik kentin çöplüğü idi.

metin, açık hava, eski, grup içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Oxyrhynchus bölgesinde kazılar, papirolojist Arthur Surridge Hunt tarafından fotoğraflandı, 1903 civarları.

Daha nemli iklimlerde papirüsler çoktan dağılıp parçalara ayrılmışlardı ve başka bir yerdeki buluntuların çoğu kuru bölgedekilerle benzer şekilde saklanmışlardı. Diğerleri ise olağanüstü sıcak koşullarda saklanmıştı. Örneğin Herkulaneum’da Vezüv Yanardağı’nın patlaması bütün bir kütüphaneyi kömürleştirdi; kâğıt tomarlarını sıkışık ve aşırı hassas kütleler haline getiren ateş aslında onları zamanda dondurmuştu. Onları açıp okumak için yapılan ilk girişimler tomarların çoğunlukla parçalara ayrılmasıyla sonuçlanmıştı, son zamanlarda ise bilim insanları x-ray teknolojisini kullanarak yazıları okumaya çalışıyor. Kütüphanede ağırlıklı olarak Yunanca felsefi metinler var gibi görünüyor.

Oxyrhynchus ve başka yerlerdeki papirüs kazıları daha önceden el yazması geleneğinde bilinmeyen sayısız edebi eseri ortaya çıkardı. Sadece birkaçını listelemek gerekirse: Menander’ın bütün komedisi, eskiden sadece diğer yazarların metinlerindeki kısa alıntılarından bilinen bir oyun yazarı; yalnızca iki satir oyunlarından bir tanesinde birkaç dizesini bildiğimiz Sofokles’in oyunundan büyük çapta bir kısım ve Lesboslu lirik şair Sappho’dan çeşitli kısımlar. Paha biçilemez olduğu kanıtlanan sadece çöplükten kurtarılan atılmış papirüs artıkları değildi. Yunanlar ve Romalılar türlü yazı malzemeleri kullandılar ve Sappho’nun önceden bilinmeyen bir şiiri gibi edebiyatın değerli parçaları, kırılmış çömlek parçası olan ostrakaların üzerine kazılı halde bize ulaştı.

metin, makbuz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Oxyrhynchus’tan papirüs bölümleri, Oxyrhynchus Papirüsleri’nde (1898) yeniden üretildi, Sappho’dan bölümlerle yan yana.

Papirüsler (ve kırık çömlek parçaları) çoğu kez acınacak bir durumda bulunurlar. Yırtılmış, solmuş, ya da paramparçadırlar; hatta bir araya getirildiğinde dahi genelde büyük eksiklikler olur. Bunlara kıyasla Vaticanus mükemmel bir şekilde korunmuştu. Çoğu klasik metin bulguları ve Vaticanus arasındaki diğer bir farklılık ise biçimdir; geç dönemden kalma Vaticanus rulodan ziyade bir kodeks yani el yazması kitaptır. Kodeks, temelinde bizim bugün hala kullandığımız türdür: kitap sırtında bir arada tutturulmuş katlanmış kâğıt, parşömen ya da papirüsten sayfalar. Bu, yön belirlemesi kolay olan iki yapraklı bir görüntüye yol açıyor; belirli bir paragrafı bulmak için sayfayı ileriye ya da geriye doğru çevirmek nispeten daha kolay. Karşılaştırıldığında rulolar hantal ve zahmetliydi; belirli bir zamanda metnin sadece sınırlı bir kısmı görülebilirdi ve bir paragrafı aramak, tomarları yuvarlayıp geri açarken zaman harcamak demekti. M.S. 400’lü yıllarda kodeks klasik metinler için kurala dönüştü ve Vaticanus, Virgil’in bu uygun biçimden yararlanan ilk kopyalarından biri olabilir.

Pagan parşömen

Vaticanus, en yüksek kaliteli parşömene yazılmıştı. Pahalı malzeme ve ince minyatür uygulamaları bunun Roma’nın seçkin sınıfından birine yapılmış lüks bir baskı olduğunu açıkça belli ediyor. Antik Roma’nın çöküşü üzerine (sürüp gitse de) oldukça basit bir kavrayış, Vaticanus’un daha sonra Orta Çağ Hristiyanlığının karanlık ve cehaletiyle yer değiştiren kültür ve inceliğinin son kalıntılarından olduğunu gösterir. Vaticanus’un yapıldığı tarihin (M.S. 400 civarları), Kilise’nin pagan dinini sert gayretlerle sonsuza dek ortadan kaldırmaya çalışmasıyla kesiştiği bir gerçek. Dördüncü yüzyılın sonlarında imparator Theodosius, kişisel ayinler dahil olmak üzere bütün pagan ibadetlerini yasaklamıştı. Vaticanus’un tuhaf ayinler ve kan kurban etme tasvirleriyle dolu ata kültürünün en önemli metinlerinden birini korumaya kararlı pagan bir soylu tarafından ısmarlanmış olması olası; ancak, Hristiyanlığa döndürmek için yazılmış olması da eşit derecede olası.

metin, poz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Dido, avlanmış hayvanları tanrılara kurban ediyor (Aeneis, 4.54ff)

metin, kitap içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

William Blake, The Pastorals of Virgil, 1821

Kendilerinden önceki paganlar gibi, çoğu geç dönem Antik Çağ Hristiyanları ve özellikle bilgin ruhban sınıfı, Virgil’in salt üstünlük kurduğu Yunan ve Roma edebiyatının başlıca eserlerine hayranlık duyuyorlardı. Buna karşın, bariz bir biçimde pagan olan Virgil’i daha makbul hale getirmek ve yeni dinin görkemini artırmak için bu tipik pagan şair bir çeşit Mesihçi peygambere dönüştürüldü. M.Ö. 40 yılı civarında yazılan Dördüncü Eklog, altın çağın başlangıcını gösteren kurtarıcı bir çocuğun doğumunu anlatıyor – ki bunun nasıl Hristiyan mitolojisine uygun olarak yeniden yorumlanabileceğini kolayca görülebilir. Ayrıca Hristiyanlar Virgil’in yazdığı kurban etme gibi belirgin pagan unsurları sansürleme gereksinimi duymak yerine, genellikle ilgi çekici buldular. Pagan ayinlerinin anlamı Orta Çağ tefsirlerinde fazlasıyla ayrıntılı paragraflar yazılmasına neden oldu, bu da paganlığın bizi geçmişte kalmış olaylara çeken bir merak ile algılandığını gösterir. Vaticanus, metinlerin sanatsal değerini takdir eden bir Hristiyan’a bile pekâlâ ait olabilir.

Antik Çağ’da (olanları) okumak

Hiç kuşkusuz, Vaticanus ister pagan olsun ister Hristiyan, zengin bir müşteri için yapılan saygın bir nüshaydı. Ancak biliyoruz ki Aeneis bu seçkin sınıf çemberlerinin çok ötesinde bile biliniyordu, Pompeii’deki onu alıntılayan (ve alaycı) duvar yazıları da doğruluyor. Peki boş zamanlarda okumak ne kadar yaygındı? İnsanlar kitapları nereden alıyordu? Kitaplar neye benziyordu? Antik Yunan ve Roma’da büyüyen bir kitap kültürü olduğuna dair çok az kuşku var, ama çoğu kez kanıtlar bilimsellikten uzak, yanlı, ya da fazlasıyla spesifik olduğundan büyük resmi görmek güç. Antika kitap kültürü bulmacası çözümsüz kalsa da aşağıdaki birkaç parça kendi başlarına yeterince ilgi çekici.

Plato, milattan önce beşinci yüzyılın başında çoktan kanıtlıyor ki Atina agorasında ünlü felsefi eserleri bir drahmiden daha düşük fiyata (bir drahmi zamanın günlük yevmiyesiydi) satın alabilirdi. Yaklaşık bir yüzyıl sonra ortaya çıkan Mısır’daki Yunanca papirüsler, Yunanca konuşulan dünyada lüks olmayan nüshalara talep ve arzunun durmaksızın arttığını bize gösteriyor. Önceden resmî belgeler olarak kullanılan papirüslerin arkasında görülen edebi metinler bulunmuştu, bu da onların süslü papirüslere parası yetmeyen insanlar için yapılmış nüshalar olduğunu gösterir. Atinalı yazarların eserleri uzaklarda, erişimi zor çöl kentlerinde bulunmuştu. Bu nüshaların çoğu eğitim ortamlarında yapılsaydı bile en azından bazı insanların sözcükler arasında hiç boşluk olmayan parşömen tomarlarını çözümlemeyi hoş bir uğraşı olarak görmesi olasılığını tamamen reddedemeyiz.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

GeçdönemantikVaticanussözcüklerarasındahâlâboşlukbırakmıyor. Ancak, rustik büyük harflerden oluşan el yazısını okumak kolay, sondan bir önceki sırada Akhilleus’un bahsi rahatlıkla fark ediliyor. Sağ tarafta Laooon yılanların saldırısına uğruyor (Aeneis, 2.195-227)

Latince metinler söz konusuyken papirüs formunda daha az güncel kanıt, ama okuyucular hakkında yazarların kendisinin verdiği daha çok bilgi var. Latin yazarlar kitapları ve edebi başarıları hakkında Yunanlara kıyasla daha büyük ölçüde yazdılar. Bu tartışmalar seçkincilik ve popülerleşmedeki çelişen dürtüleri gözler önüne seriyor. İlkiyle başlamak gerekirse Horatius, gelecek vaat eden yazarlara birkaç seçkin okuyucuyla mutlu olmayı tavsiye etmek konusunda temsilci konumundadır. Yeni şiir koleksiyonuna ithafen yapılan konuşmada eserini kişileştirir ve olabildiğince çok kişi tarafından okunma arzusunu fahişeliğe benzetir. Latince metinlerin büyük bir kısmının içeriği kısmen erişilemezdi. Fazlasıyla kinayeli ve bilgili bir edebiyattı; verdiği haz, birinin karmaşık metinlerarasılığını anlayıp takdir etme becerisiyle epeyce zenginleşiyordu.

Öte yandan, Horatius’un kişileştirilmiş şiirlerine yansıttığı popüler olma isteği, yazarın eserlerin geniş çapta okunduğunu görme arzusu olabilir; şiirlerin Forum’da kitap raflarında sergilenmeye karşı özlemi, yazarların eserinin basılması beklentisindeki heyecandır. Popüler başarıda bu tür bir gurur, züppe iddialarla ters düşüyordu ve en kapsamlı yazarlarda baskın çıkıyor gibi duruyordu. Kendini beğenmiş siyasetçi Cicero, felsefi eserlerini okuyan kişilerinin sayısının beklediğinden çok daha fazla olduğunu yazmıştı. Daha tasasız bir şair olan Martial, soğukkanlılıkla kendini evrensel olarak tanınan ve sevilen bir ünlü olarak takdim etmişti ve Roma’daki herkesin onu okuduğunu açıklamıştı.

Dağılmış parçalar ve gelecekteki zafer

Hangi noktaya kadar seçkinciliğin ya da popülerliğin sadece hüsnükuruntu olduğunu belirlemek güç. Kesin olan şey Horatius, Cicero, Martial ve diğer birçoğunun eserlerinin yeterince insan tarafından kopyasının çıkarılmasına değer görülmesi ki bu sayede günümüze kadar ulaşmışlar. Metinlerin, yazarlarına sonsuz yaşamı veren gücü klasik edebiyatın kalıcı temasıydı, ancak yazarların gerçekte keyfini çıkardığı zaman dilimi aslında hayalini bile kuramayacakları kadar uzun olabilir.

Şiirin sadece kendini ölümsüzleştirme için değil, aynı zamanda geçmiş, şimdi ve gelecekte siyasi avantajı kurmak için olması potansiyeli, zeki propagandacı Augustus’un gözünden kaçmamıştı. Kendi himayesi altındaki şairler, onun hükmüyle sonuçlanacak kaçınılmaz gidişattaki bir tarih vizyonu, emperyalist gücün kabul edinmesini ve cumhuriyetin yıkımını yasallaştıran ve yücelten bir anlatı sundular.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Genç Jan Brueghel, Aeneas ve Sybilla Ölüler Dünyası’nda, 1635 civarları.

Aeneis, Roma’nın büyük kaderinin Augustus versiyonunu anlatan bir eserdi. Truva prensi Aeneas yangınlara teslim olmuş kentinden kaçar ve uzunca bir arayıştan sonra halkını İtalya’ya, torunlarının yeni bir Truva-Roma kuracakları yere, getirir. Roma’nın tanrılarca onaylanan gelecekteki egemenliğinin uzamsal ya da zamansal hiçbir sınırı olmayacaktı. Hükmü Aeneas’a müjdelenen altın çağı başlatacak Augustus’un döneminde ulus zirveye ulaşacaktı. Bu teleoloji, Aeneas’ın Sibylla eşliğinde Ölüler Dünyası’na inişi ile açığa kavuşturulmuştu. Orada Aeneas’a Roma’nın gelecekteki kral ve soylularının geçtiği bir tören alayı gösterilmiş, başarıları anlatılmıştı; böylece Aeneas’ın yolculuğuna devam etmesi için gereken sarsılıp duran motivasyonu, halkının gelecekteki zaferlerinin gösterilmesiyle canlanacaktı. Tören alayındaki tartışmasız en üst nokta uzak toprakları fethedecek, yurduna barış getirecek, altın çağa önayak olacak Augustus idi.

Bununla birlikte, Aeneis basite indirgenmiş bir propagandanın parçası değil. Bu kahramanca destan daima karmaşık, görünüşte örnek niteliğindeki başkahramanın kusurlarında bu en belirgin şekilde ortadadır. Görkemli bir tarih ve ölümsüz bir imparatorluk hayal etmenin kendisi sorgulanıyor; belleğin hassaslığı, fanilik ve geleceğin öngörülemezliği bilinciyle değiştiriliyor. Acımasız Juno’da gösterildiği gibi iyi işleyen bir bellek ya da nostaljik Aeneas’ta örneklendiği gibi hareketsizleşme tehlikeli iken; hatırlamanın çarpık, bölük pörçük, kesintili ve yakalanması zor anları Aeneis’te gözle görülür biçimde ön plana çıkar. Geleceği kontrol etme ya da yorumlama çabaları Sibylla’nın dağınık kehanetlerinde somutlaştırıldığı kadar hassastır. Sibylla yapraklara isabetli dörtlükler yazar ve mağarasında dikkatlice düzenler. Rüzgâr içeriye doluştuğunda yaprakları büyük mağaranın her tarafına savurur ve Sibylla onları tekrardan sıraya koymak için hiçbir girişimde bulunmaz.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Rafael’in St. Maria Della Pace’deki The Cumean Sibyl freski, 1600 civarları.

Her metin parçalanmaya, yozlaşmaya ve yanlış yorumlanmaya maruz kalır. Sibylla’nın bölük pörçük kehanetleri geleceğe kısmi bakışlar sunuyorken biz papirüs parçaları yardımıyla geçmişi yeniden inşa etmek durumundayız. Büyük Augustus destanı Aeneis bile bir noktaya kadar yeniden inşanın sonucudur. Virgil’in yazdığı orijinal el yazmasına sahip değiliz ve elimizde bulunan daha sonraki nüshalar metnin farklı versiyonlarını bize sunuyor. Metin eleştirmenleri Aeneis’in günümüzdeki baskıları için en olası türleri dikkatle seçiyorlar, ama orijinal metin kesinkes ele geçirilemeyecek. Vaticanus’a gelince, çoğu kez lüks nüshalarda olduğu gibi, yapımındaki özen ve hürmet metinden ziyade bolca yapılmış çizimlere yatırılmıştı. Nüshanın doğruluğu nispeten az dikkate alınıyordu ve sonraki versiyonlar genelde Virgil’in orijinal el yazmalarına daha sadık sanılıyordu. Georgica ve Aeneis için en eski kaynağımız olsa bile Vaticanus’un başlıca önemi hiç kuşkusuz çizimlere dayanıyor.

Minyatürleşme: Tomardan kodeks’e

Vaticanus’ta muhafaza edilen resimler Antik Çağa dayansa bile yine de Virgil’in zamanından dört yüzyıl sonralar ve bu nedenle klasik Roma resim geleneğinin neye benzediğine dair biraz geç kalmış, modası geçmiş bir vizyon sunuyorlar. Ancak, Vaticanus’un yardımıyla daha önceki diğer baskıların nasıl oluştuğuna dair tahminde bulunabiliriz. Roma kitap çizimlerinde değişmeyen bir ikonografi vardı; yazmanlar metnin nasıl kopyasını çıkarıyorsa, çizerler da daha önceki el yazmalarında var olan modellerin kopyasını çıkarıyorlardı. Vaticanus’taki askeri giysinin tarzından yola çıkarak minyatür modelinin milattan sonra ikinci yüzyılın ilk yarısına dayanması olasıdır. Bazı çizerler önceki modelleri birleştirip tek bir çerçevede birden fazla çizimi topladılar, bu da çizimlerde tuhaf bir aşırı yoğunluğa neden olabiliyordu. Bazen Vaticanus’taki bir tek çizim üç bölümü temsil ediyor: yaralı bir ceylan sıkıntı içinde yardım isteyen ev sahibesine koşar, bir Erinys olan Allecto tartışmayı kavgaya dönüştürmek için savaş çağırısı yapar ve çetin bir savaş peşinden gelir. Sanatçı üç sahneye mevcut alana sığdırmaya çalıştığı için tehditkâr Allecto küçücük, zar zor fark edilen bir figür haline getirildi.

Soldan sağa: Sylvia ve yaralı ceylanı; çatıda Allecto; Latinler ve Truvalılar arasındaki savaş (Aeneis 7500-539). Vaticanus minyatürünün 19. yüzyıl litografik tıpkıbasımı.

Vaticanus çizimlerinde kırmızı çerçeve tarafından sınırlanan yüzeyin tümü doldurulmuştur. Manzara ve göğün ana hatlarından biraz daha fazlasını betimleyen minimalist arka plan yine de dikkatlice boyanmış, yumuşak pembe renk pastel maviye karışmıştır. Okkalı çerçeveler ve renkli arka planlar sadece kodeks biçiminde yapılabilir. Bir ruloda böyle büyük boyalı yüzeyler boya tabakalarının kabarıp dökülmesine neden olurdu. Vaticanus ait olduğu çizim geleneğindeki ilk kodeks ise önceki modellerden sadece figürlerin miras alındığı, çerçeve ve arka planların Vaticanus ressamları tarafından eklendiği olasıdır. Bu daha önceki rulolarda küçük çizimler metnin sütunlarının uygun kısımlarına sıkıştırılırdı.

Ne yazık ki Greko-Romen edebi papirüslerinde bu çizim sisteminin sadece birkaç örneği günümüze ulaştı. Tomarlardaki çizimlerden bizim önerdiklerimiz Vaticanus gibi geç dönem Antik Çağ kodekslerinden çok daha gelişigüzel olurdu. Kahramanı hakkında bilinmeyen bir şiirden parçalar taşıyan Herakles papirüsündeki çizimler hızlı, teklifsiz fırça darbeleriyle çizilmiş gibi duruyor. Şaşırtıcı biçimde, sonuç aceleyle çizilmiş modern çizgi romanları andırıyor. Charioteer (Savaş arabası sürücüsü) papirüsü büyük olasılıkla bir kodeksten geliyor, ama arka plan ya da kenarlıklar olmadan yapılan parşömen çizimi tarzını sürdürüyor. Sürücüler Herakles’ten çok daha iyi bir şekilde yapılmış. Hipodromdaki grupların renginde giyinmiş hareketli, ifade yüklü bir grup oluşturuyorlar. Maviler, yeşiller, kırmızılar ve beyazlar vardı, her biri bugünkü spor takımlarında olduğu gibi kendilerine bağlı taraftarları çekiyordu.

metin, mobilya, kemer, kumaş içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Solda: Herakles Papirüsü, kahramanın görevleri hakkında 3. yüzyıldan kalma parçalanmış bir Yunan şiiri, Oxyrhynchus’tan kurtarıldı. Sağda: Charioteer (Savaş Arabası Sürücüsü) Papirüsü, 5. yüzyıldan kalma bilinmeyen bir eserden parçalanmış çizim.

Vaticanus’un daha önceki modellere dayanması gibi onun ardından gelen Orta Çağ el yazması tarzı, geç Antik Çağ belgelerinde bulduğu modelleri gereksinimlerine göre üzerine ekleyerek geliştirmiş, değiştirmiş ve uyarlamıştı. Hiçbir orta çağa ait el yazması Vaticanus’un Virgil tarzı çizim geleneğini korumuş gibi görünmediği halde geç dönem Antik Çağ kodeksleri genellikle Orta Çağlardaki tezhip yöntemlerini şekillendirmişlerdi. Bu etki her zaman her yerde olduğu için çoğunlukla gözden kaçıyordu. Mevzubahis sürece özgü bir örnek ise “minyatür” sözcüğünün yanlış etimolojisidir. Bir çizimin küçüklüğünü belirtmekten çok uzakta olan bu ifade, kodeks çizimlerinin imzası kırmızı kenarlıkları boyamak için kullanılan kımızı kurşun (minium) anlamındaki Latince sözcükten türer. Çerçeveler başka renklerle yapılmaya başlandığında bile sözcük kullanılmaya devam etti ve yanlışlıkla Orta Çağ tezhiplerinin titiz karakteriyle ilişkilendirildi.

metin, resim çerçevesi içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yazın sabahın ortasında sürüye su vermek (Georgica, 3.327ff)

Klasik biçimi Orta Çağdan ayıran çizgiyi çizmek Batı Avrupa el yazmalarında zaten güçse, doğuya doğru ilerlediğimizde ayrım iyice bulanık hale gelir. M.S. 476’da Odoacer son Roma imparatorunu tahttan indirdiğinde sınırı belirleyen klasik ve Orta Çağ arasında inatçılığını koruyan Batılılaştırıcı ayrım, Bizans’ın süregelen siyasi ve kültürel geleneğini örtbas ediyor. Bizanslı bilginler Batı Avrupa’da kaybolmuş eserlerin kopyasını, bu bilginler on dördüncü ve on beşince yüzyıllarda derlemelerini İtalya’ya getirdiklerinde sadece tekrardan keşfedilsin diye çıkarmışlardı. Bu bilginlerin katkıları yalnızca otomatik olarak kopya çıkarmakta değildi, aynı zamanda klasik metinlerin özenli derlemeleri ve yorumlamalarındaydı.

Çok geç dönem Antik Çağın ürünü olan Vaticanus Klasik ve Orta Çağ arasındaki alışılagelmiş karşıtlığın ötesinde düşünmemizi sağlar. M.S. 476’daki onarımın hepsinin, Klasik Antik Çağ ile Orta Çağ arasındaki aşılmaz uçurumun öyküleri saf ve kolay görünüyor. Geç dönem Vaticanus’unu daha önceki el yazmalarına bağlayan soylar ve dolayısıyla (kaybolmuş) Orta Çağ nüshaları üzerindeki etkisi, bizi parçalanma, kayıp ve yok olmanın yanı sıra devamlılık, aktarma, uyarlama ve gelişim yapılarını görmeye davet ediyor. Vaticanus sahip olduğumuz en eski çizimli Roma el yazması olsa bile ölmüş bir geleneğin son kalıntısı asla değildir. Bizim Klasik Antik Çağ diye adlandırdığımız şeyin coğrafi ve zamansal sınırlarının çok ötesine uzanan kesintisiz okuma kültürünün bir parçasıdır.

Yazar: Alex Tadel

Çeviren: Tuba Sarıdoğan

Düzenleyen: Kübra Aslanhan

Kaynak: The Public Domain Review

Leave a comment